20. yüzyılın tezleriyle BİTCOİN'i anlamak zor...

20. yüzyılın tezleriyle BİTCOİN'i anlamak zor...

 

Dün Bitcoin ile ilgili yazdığım fikirlere itiraz edenler oldu. Açıkçası 1996 yılından beri bu konularda çalışma yaptığım için, bildiğim yoldan şaşmadan yola devam ediyorum.

Herşeyden önce kripto paraların bir emtia olmaktan çok, bir değiş tokuş aracı olması gerekir diye düşünüyorum. Yani lokantadan toplu taşımaya, kitaptan seyahate kadar her yerde geçerli olmalı. Ancak bunun ne demek olduğunu biraz anlatmam gerekiyor.

Ortaya çıktığı çağlardan neredeyse 19 yüzyılın sonuna kadar paranın değerini belirleyen aslında hangi metalden yapıldığıydı. Kağıt paralar da değerli metallere endeksli şekilde devam ediyordu. O zamanlar "arz kendi talebini yaratır" deniyordu. Sanıyorum Adam Smith'den Karl Marx'a kadar hiçbir düşünür, ekonominin bugün geleceği durumu tahmin edememişti.

Bugün hangi para olursa olsun değerini belirleyen, alış veriş aracı olarak kabul edilip edilmediği. Örnek vereyim: Kuala Lumpur'da taksiye binip şöföre altın uzatsanız "bu da ne ?" diye tepki verir ama, Amerikan Doları uzattığınızda tereddüt etmez. İsviçre Frangı, Japon Yeni hatta Euro bile Dolar gibi muamele göremez. 

Tabii "Doların gücünün arkasında tarihsel gelişmeler, siyasi güç vs var" diyenler olacak ama sonuç değişmez. Dolar her yerde geçerli bir değiş tokuş aracı. Tam 60 yıldır bu durumu devam ettiriyor. Ancak şunu da sormak istiyorum: "Dünya tarihinde en uzun süre kabul edilmiş uluslararası mübadele aracı hangisi ?"

Haydi sizi yormayayım ve cevabı vereyim. "Bizans Altını". Tam 800 yıl rezerv para olarak kullanılmış. Bugün ortada yok. Ayını akıbeti Doların da yaşayacağını söylemek hayalperestlik olmaz. 

Bir başka eleştiri konusu da şu: "Merkez Bankaları parayı belli kriterlere göre basıyor, ama bitcoin gibi kripto paralar karşılıksız basılıyor". Şimdi sıkı durun. Dünyada hiçbir Merkez Bankası parayı ne altın ne de başka bir şeyin karşılığı olarak basmıyor. Şaşırdınız mı ? Şaşırmayın.

Daha da ileri götüreyim. Dünyada herkes dolar üretiyor. Fed bu zamana kadar 1.4 Trilyon Dolar bastığı halde dünyada 50 trilyon civarında Dolar Mevduatı var. Yani Dünyadaki Bankalar Dolar basıyor. Ulusal paralar da benzer şekilde Merkez Bankaları haricinde her yerde çoğaltılıyor. Mevduat ve Kredi çarpanıyla, finans enstrümanlarıyla para çoğaldıkça çoğalıyor. Hem de karşılıksız olarak. En azından akılları geçen yüzyılda kalanların anlayışıyla.

Kripto Paraların balon olduğunu iddia edenler 20. yüzyılın paradigmalarına sıkışmış durumda. İster kripto olsun, ister normal para, mal ve hizmetlerin alım satımında geçerli olduğu sürece değerlidirler. Ne kadar çok yerde ve işlemde geçerliyse o kadar makbuldur. Neyin karşılığı olarak üretildiği "en az" önemli konudur. Bunu kavradıktan sonra işler kolaylaşıyor.

Buradan hareketle, insanların alış veriş aracı olarak kabul edeceği bir değerin "balon" olarak ifade edilmesi kestirme bir yorumdur. Kişiyi doğru istikamete götürmez. Belki de bu tarz yorumlar, ekonominin felsefesinden çok tekniğiyle ilgilenenlerin düştüğü bir hatadır diyebilirim. 

Dünyanın her yerinde, yapılan her işlemin kayıt altına alındığı ve vergilerin bu sayede homojenleştiği, emeğin gerçek değerine yaklaşmasına imkan tanıyan, "devletlerin" değil "insanların" sahip olduğu bir değer ölçüsüne kim karşı çıkabilir ki ? Sadece her konu için bir "otorite" gerektiğini düşünenler.

Ancak, bitcoin'in bir emtia gibi muamele görmesi, alış verişte yaygınlığından çok yükselen değerine odaklanılması, kripto paraların üzerindeki soru işaretlerinin daha uzun süre devam edeceğine işaret ediyor. Bunu da söylemem gerekiyor. 

Son olarak bir hikayeyle bitireyim: Picasso'nun atölyesine gelen biri, duvarda asılı duran tablosunu satın almak istemiş. Picasso'da "ne kadar vereceksiniz ?" diye sormuş. Adam "ben öğretmenim, bugüne kadar ne biriktirdimse getirdim" demiş. Ressam tereddüt etmeden vermiş resmi. O sırada yanında duran arkadaşının itirazını da şu sözle bastırmış: "Bugüne kadar hiçbir tabloma servetini teklif eden olmadı"..

Belki de "değer-para" ikileminde kalanları aydınlatmıştır bu hikaye. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 28.12.2017 08:43:10

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.