Ben olsam utanırım ama...

Ben olsam utanırım ama...

 

Belkide düne damga vuran en önemli gelişmelerden biri, 2014 yılından beri en yüksek cari açık akımına ulaşmamızdı. Her ne kadar ihracatta rekorlar kırdığımızı söyleyerek kendimizi avutsak da, ithalatın da dolu dizgin arttığını ve daha önemli rekorlar kırdığını daha önceki raporlarımda bahsetmiştim.

Çok uzun zamandır davranışsal iktisat konularında makaleler yazdığım ve çalışmalar yaptığım için, teşhis veya tanı koymak zamanı geldiğinde sorumlu makamlarda olanların negatif gelişmeleri gözardı ederek, kendilerini haklı kılacak bir ya da iki olumlu gelişmeye odaklandığını görebiliyorum. Bu neye benziyor ?  Bulutlara bakıp şekiller görmek veya tanıdıklarınızın yüzlerini görmeye benziyor. 

İthalata konulan ek vergiler ve gümrük engelleri ile dış ticaret açığını daraltacağını düşünen bir idare biçiminin başarısız olacağını size sayısız defalar altını çize çize anlatmıştım. Ancak ne zaman ki ben böyle bir argümanı masaya sürsem, bu uygulamaların taraftarı olan kesimler ihracatın ne kadar çok arttığını öne sürerek haklılığını kanıtlamaya çalıştılar.

Belki yapacağım yorum onların kalplerini kıracak ama, 1-2  milyar dolarlık ihracat artışı için dün itibariyle 51 milyar dolarlık cari açık vermiş olduk. İşin gerçeği bu. Keşke ortaya çıkan olumsuz durum bununla sınırlı olsa. İlave gümrük vergileri sebebiyle artan hayat pahalılığı ve enflasyon, tarife dışı engeller sebebiyle sıkıntıya düşen firmalar, kârlılığın düşmesi sebebiyle işten çıkarılan insanlar uygulanan yanlış reçetenin faturası oldu.

Kimse kusura bakmasın, geçtiğimiz 4 yılda ne zaman ki uygulanan politikalarla ilgili eleştiri yapsam bazı işadamları  “ithal mal isteyen faturasını ödeyecek” şeklinde cevap verdiler. Kendilerine sormak istiyorum: Petrol fiyatlarının sakin seyrettiği bir dönemde cari işlemler açığının bu denli yüksek olmasını nasıl açıklayacaklar? 

"Şahsi menfaat ile toplum menfaati çelişir..."

Daha da ileriye götüreceğim: Türkiye'de talebe yetecek kapasiteleri olmadığı halde, firmaları ayakta kalsın diye oluşan hayat pahalılığı ile ilgili ne düşünüyorlar ? Şunu anlamakta zorluk çektikleri belli: İthalatı pahalı hale getirmek yerine, yerli üretimi rekabetçi hale getirmek gerekiyordu. Ancak Ankara'daki makamların kapsını aşındırırken daha ucuz üretim istemediler, daha pahalı ithalat istediler. Halbuki böyle bir adım, küresel rekabette onları geride bırakacaktı. 

Son 40-50 yıldır Türkiye'deki iş dünyasının geneli "kamuyu küçültün, vergileri mantıklı hale getirin, üretimin maliyetini düşürün" demedi. Çünkü devletin büyümesinden memnundurlar. Devlet ne kadar büyürse onlara da o kadar iş olanağı çıkacaktı. Bugün ise rekabetçi üretim yapamadıkları için, Ankara'dan adeta "ek yaşam süresi" ister duruma geldiler. 

Ancak elle sayılabilecek kadar az kişi, marka-tasarım-inovasyon ve ar-ge tarafında mariifetli işler yaparak "geleceğin firması" olabilmek için önemli adımlar attı. 

"Biz rekabet edemiyoruz, ithal malları pahalı hale gelsin" diyerek düzlüğe çıkmış hiçbir ekonomi yok dünya tarihinde. Buna rağmen enflasyonu artıran, dış ticaret ve cari açığı artıran bu politikalarda ısrar ediliyor. Ben olsam utanırım ama, görüyorum ki kimse utanmıyor. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 13.3.2018 07:53:40

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.