Gerçeklerden kaçmak mümkün ama saklanmak mümkün değil...

Gerçeklerden kaçmak mümkün ama saklanmak mümkün değil...

 

 

Belki de son 20 yılın dış siyaset açısından en gergin günlerinden geçiyoruz. Bir yandan Dünya Trump'ın başlattığı ticaret savaşları ve Orta Doğu Çatışmalarına sürüklenirken, diğer taraftan da birçok şeyin hayatımızdan çıktığını ve daha önce test etmediğimiz yeniliklerin hayatımıza girdiğini görüyoruz. Bunlardan biri de "üretim" olgusunun değer zinciri içinde payının göz ardı edilemeyecek kadar küçülmesi. Bunu sadece "teknolojik gelişim" olarak adlandırmak kolaycılık olur.

 

Dünyanın en değerli şirketleri sıralamasında artık teknoloji şirketlerinin en başta yer almasının sebebi, çok hızlı şekilde hayatımızda meydana gelen bir değişim. Endüstri 4.0’ı “tüketicilerin sürekli memnuniyetini sağlayan ve yapay zeka ile arz-talep dengesini kurgulayan sistem” şeklinde basitçe tarif ettiğimizde, fabrikanın değer zinciri içindeki öneminin giderek azalmakta olduğunu fark edebiliyoruz.

 

1970’lerde katma değerin dağılımında üretimin payı yine gerideydi ama 21. Yüzyılda üretim öncesi ve üretim sonrası hizmetlerin ezici üstünlüğü tartışılmaz hale geldi.  Yani firmaların üretimden daha çok, demin bahsettiğim hizmetlere ağırlık vermesi gerekiyor. Mesela, üretin malın lojistiği, tüketici ya da toptancı tarafından satın alınabilmesi için doğru şekilde finansmanı, reklam mecraları, dijital platform ya da uygulamalara sahip olup olmadığı, tasarımının evrensel olup olmadığı, ar-ge fonksiyonunun “daha iyisini yaparız” şekilde kurgulanıp kurgulanmadığı, küresel rekabete konu olup olmayacağı vs gibi.

 

"Kime ne için, ne gibi bir vizyonla destek oluyoruz ?..."

 

Türkiye bu gerçeği ya görmüyor ya da görmezden geliyor. “İnsanlar işsiz mi kalsınlar ?” mantığıyla kaynakların verimsiz alanlarda kullanıldığı, yazılım-uygulamalar-bulut teknolojileri konusunda “güzel işler” kıvamından ileri gitmeyen bir yaklaşım var Türkiye’de. Sürekli olarak girişimcilik ve inovasyon konferansları düzenleniyor ama, gelecekte var olmayacak konvansiyonel şirketlerin ekonomik kararlar üzerindeki etkisi sebebiyle, gerekli ortam sağlanamıyor. Eşit şartlarda rekabet edilmeyen bir yerde, Endüstri 4.0 ‘ın nimetlerinden faydalanmak zor. Belki de kurumları finanse ederken kullandığımız tercihleri bu gerçeğe uygun şekilde belirlersek, kamunun üzerindeki baskıyı hafifletebiliriz.

 

Çok uzak değil 2027 yılında, ABD’de serbest çalışanların bordrolu çalışanlardan daha fazla sayıda olacağını öngörüyoruz. İmalat sanayinde robotların egemen olduğu, bordrolu insan sayasının giderek azalacağı ve birçok mesleğin tarihe karışıp yenilerinin sahne alacağı yakın gelecekte, bugün desteklediğimiz, teşvik ettiğimiz veya alabildiğine finansman kullandırdığımız birçok firmanın var olmayacağını görebildiğimize göre ne yapmalıyız ?

 

Hatta böyle bir gelecek bizi bekliyorsa, nasıl bir eğitim sistemiyle genç nesilleri hazırlayabiliriz ?

 

Bunları  hepsi önemli sorular. Müsaadelerinizle, gelecek raporlarda bu soruların muhtemel cevaplarını sizlere sunmaya çalışacağım. Bu sorular "dolar ne olur, faiz ne olur" sorularından daha ciddi ve önemli sorular. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 16.4.2018 07:49:27

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.