TL'nin istikrarı sadece para politikasıyla gerçekleşmez...

TL'nin istikrarı sadece para politikasıyla gerçekleşmez...

 

İşlem haftasına başlarken, Dolar/TL ile ilgili iddialı açıklamalarda bulunan dostlara bazı hatırlatmalar da bulunmak istiyorum. 

Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri sadece nadir zamanlarda TL'nin değer kaybetmemiş olduğunu söylemeliyim. Bahsettiğimiz bu zamanlar, siyasi istikrarın oluştuğu, Avrupa Birliği konusunda istikametin herkes tarafından net olarak anlaşıldığı, bilim, sanat, spor gibi "yumuşak güç" anlamına gelen konularda ilerlemenin sağlandığı ve elbette Dünya konjonktürünün  de eş-anlı olarak sakin ve istikrarlı olduğu dönemler. 

Buradan da anlaşılıyor ki, döviz kullarının istikrara girmesi için Merkez Bankası’nın veya başka bir otoritenin dolaylı ya da doğrudan müdahalesi yeterli olmuyor. Çünkü döviz kurlarının ya da bir başka değişle Türk Lirası’nın istikrarlı şekilde seyretmesi için siyasal, sosyal, ekonomik ortamın eş-anlı olarak sakin ve umut veren bir tarzda olması gerekiyor. O zaman, büyüme ve kalkınma arasındaki farkı bir kere daha göz atmamız gerekiyor. 

Büyümek kolay, çünkü büyümek için kaynakları doğru şekilde kullanmak sadece bir seçenektir. Etkin şekilde kaynakların kullanımını sağlamak ya da sağlamamak büyüme heveslisi olan bir idarenin birinci önceliği değildir. Hal böyle iken büyüme makroekonomik parametrelerin bozulması pahasına da sağlanabilir. Ancak kalkınma böyle değildir. 

Kalkınma ancak ve ancak kaynakların etkin ve doğru kullanımı sayesinde ortaya çıkabilir. Bunun için de eğitim seviyesi, teknoloji, inovasyon ve nihayetinde yüksek katma değer yaratan iştigaller öne çıkar. Kalkınma herhangi bir şeyin pahasına yapılmaz. Çünkü kalkınma belki de  topluma en az fatura çıkaran bir karardır. 

Elbetteki siyasi müesseseler kalkınma için gerekli sabrı göstermeyebilirler. Çünkü kalkınmanın birinci kuralında, devletin mal ve hizmet üretenler için sadece altyapı yatırımı yapması gerektiği, özel sektörün de yüksek katma değer için bol bol eğitime yatırım yapması gerektiği öncelikli şartlar olarak yer almaktadır. 

Bir çok siyasetçi altyapı yatırımlarının vatandaş tarafından anlaşılmadığını, fiberoptik kablo döşeme, kanalizasyon, su, doğalgaz yatırımlarının çoğunlukla toprak altında olması sebebiyle göz önünde bulunmadığını, bu sebeple toprağın üstünde gözüken mega inşaat projeleri sayesinde seçmenin siyasi tercihinin daha güçlü şekilde etkileneceğini düşüncesindedir. 

Siyasetin araç değil amaç olarak ele alındığı ülkelerde maalesef durum böyledir. Geçen hafta popülizm ve elitizmin birbirinden farklı olmadığına dair yazdığım yazıda da belirttiğim gibi, toplumun neyi isteyip neyi istemeyeceğine karar vermenin büyüme açısından sıkıntı yaratmayan ama kalkınmada geri bırakan bir yaklaşım olduğunu anlatmıştım. 

Bu çerçevede döviz kuru veya faiz sohbetinin sadece bizlere özgü kısır bir tartışma konusu olduğunu üzerek belirtmek zorundayım. Maalesef yarınki raporda yine bu konulardan bahsetmek zorunda kalacağım gibi gözüküyor.

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 21.5.2018 07:48:24

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.