Erdoğan Alkin Hoca'nın vefatı bana ne öğretti ?...

Erdoğan Alkin Hoca'nın vefatı bana ne öğretti ?...

 

Bugün Altınbaş Üniversitesinin Gayrettepe Kampüsünde ikincisini gerçekleştireceğimiz "nereden geldik, nereye gidiyoruz" panellerinin ikincisini gerçekleştirceğiz. İlk panelde ekonomi, bugünkü panelde ise diplomasi ve siyaseti konuşacağız. 

Ben Salı akşamki ilk panele başlarken "meselemiz ekonomik olmaktan çok psikolojik ve diplomatik" dedim. "Baskı altındayken doğru kararı almak herkesin başarabileceği bir iş değildir" diye de ekledim.  Bunu söylememin sebebi şuydu:  

Çoğunlukla Merkez Bankası veya başka kurumlar geç ya da erken aldıkları kararlar sebebiyle eleştirilir. Dünyanın her yerinde durum böyledir. Sadece kamusal kurumlarda değil, birçok özel kuruluşta durum aynıdır. Aslına bakılırsa bir kurumun başını belaya sokacak olan ayrıntılar Yönetim Kurulu Toplantı Gündeminde pek bulunmaz. Alt yöneciler kariyerlerini etkileyecek kritik kararları her zaman üst yönetime pas ederler. Yanlış yapmaktansa hiçbir şey yapmamayı tercih ederler.

Aslına bakılırsa doğru kararı almak bile istenilen sonucun ortaya çıkmasını engelleyebilir. Örneğin Merkez Bankası 24 Temmuz’da faizleri yükseltmiş olsaydı, ABD ile yaşanan gerginlik sebebiyle bu adımın boşa gitmesi ihtimali çok yüksekti. Benzer şekilde faizleri sabit tuttuktan sonra rahibin ev hapsine çıkması da, kurların yükselmesini önleyen bir unsur oldu. Bunların tamamı yöneticileri zorlayan çok bilinmeyenli denklemlerdir.

Müdahale imkanlarının sınırlı olduğu durumlarda, doğru kararı almamız sadece 1 reçeteyle yetinmek mümkün değil. Tüm ayrıntıları düşünüp ona göre bir karar vermek ve sonrasında şanslı olmayı dilemek gerekir. Şans genelde hep çalışandan yanadır, yanlışta ısrar edenin nadiren yanındadır.vBaşıma gelen hadiseyi anlatayım:

"Doğru karar her zaman doğru sonucu vermeyebilir..."

Bir sabah babamı AAA yani abdominal aort anevrizması denilen rahatsızlıktan hastaneye yatırdılar. Doktorlar saatlerce teşhis koyamadı ama sonunda aklı başında tecrübeli biri keşfetti. Normalde karın aortunun genişleyerek yırtıldığı bu vakalarda hastaneye yetişemeden ölenler % 50, ameliyata girip çıkamama oranı % 60 gibi bir olasılık. Ameliyattan sağ çıkanların da yarısından fazlası ciddi komplikasyonlara maruz kalıyor.

Doktor geldi ve bana “ameliyatı onaylıyor musunuz ?” diye sordu. Bir evrak ve kalem uzattı. Ben de ona “ameliyat olmazsa yaşayacak mı ?” diye sordum. “İmkansız” diye cevap verdi. Zaten hastaneye yetişmiş olması bile mucizeymiş. Uzatmayayım, riskli ama mecburi kararı aldım. Doktorlar canı gönülden çalıştı, babam sağ olarak ameliyattan çıktı. Sonra beklemeye koyulduk. Doktorlar tek bir şey söylediler. “Babanız uyanırsa herşey düzelecek..”

Ama uyanmadı...

Aslında, uyanmak istemedi. Erdoğan Alkin Hoca böyleydi işte. Ben durumu anladım. Acil ünitesine müsaadeyle girdim ve beni duyduğunu hissettiğim için babama şunu dedim: “Hayatı bildiğiniz gibi yaşadınız, şimdi de bildiğiniz gibi bitiyorsunuz, içiniz rahat olsun, herşey bize emanet”.  Annemi kaybedeli 20 yıl olmuştu. Her gün ismini sayıklamıştı. Devlet memuru olduğu için başında bir çok dava vardı. Gururuna yedirtmiyordu. Ve dönmek istemedi.

Aldığım riskli karar başka alternatif olmadığı için doğruydu, ama sonucu değiştirmeye yetmemişti.

Ancak, 1 hafta sonra babamın evine gidebildim. Kapıdan içeriye girdiğimde tüm kitaplarını ve eşyalarını kolilere koymuş olduğunu gördüm. Çalışma masasının üzerinde ise yakın zamanda vefat etmiş çalışma arkadaşlarının isimleri ve bugün hala esrarını çözemediğim bir matematiksel kod vardı.

Özetle, babam gitmeye çoktan karar vermişti. Aldığım karar doğru olsa bile sonucu değiştirememiştim.

Bu hikayeyi dün CNR ve TETSİAD ortak toplantısında iş insanlarında da tekrar ettim. Aslına bakılırsa, hayatımızda birçok kereler baskı altındayken kısa sürede riskli kararlar vermek zorunda kalıyoruz. Bunların önemli bir kısmı alt kadronun vaktinde vermediği bilgilerden, veya bizzat kendimizin göz ardı ettiği risklerden kaynaklanıyor Nadiren "elle gelen düğün bayram" şeklinde öngörülemeyen dışsal etkilere maruz kalıyoruz.  Bu sebeple, bozulan piyasalara nerde, ne zaman ve ne şekilde müdahale edeceğimiz konusunda yılllar öncesinde başvurulmuş reçeteleri dikkate alıyoruz. Bu durum, 7 yaşındaki bir çocukla 40 yaşındaki bir adama soğuk algınlığı için aynı reçeteyi kesmeye benziyor. Böyle bir yaklaşım çalışmaz. Geçmişin şartlarıyla bugünün şartları arasında ciddi farklılıklar var. 

Dolayısıyla, riskli ve kısa süre içinde verilecek kararlara önceden hazır olmak için objektif muhakemeyi başarabilecek kadar bilgiye sahip olmak gerekmekte. Bunu da bilinen metodların yanı sıra, sıra dışı metodları da kullanarak yapabiliriz. Geçmişin verileri her zaman gelecekte ne olduğunu söylemez. Bu sebeple her an riskli bir karar verecek şekilde yeterli bilgiye sahip bir donanımda olmak zorundayız. Ancak, verdiğimiz kararlar ne kadar doğru olsa da, konjonktür ve talihin yanımızda olmasını dilemek zorundayız. Yukarıda verdiğim üzücü örnek bunu kanıtlamaktadır. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 9.8.2018 07:48:33

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.