Bu hale nasıl geldik ?....

Bu hale nasıl geldik ?....

 

20 yıl önce, finansal serbestliğin piyasaları derinleştiren, tasarrufları ve dolayısıyla yatırımları arttıran, rekabeti toplum yararına şiddetlendiren, sonuç olarak büyüme ve gelişmeyi sağlayan bir ‘olmazsa olmaz’ olarak değerlendirmekteydim.Bugün ise, finansal serbestliğin, son 10 yılda özellikle en önemli aracıları olan finans kurumlar vasıtasıyla da yozlaştığını görmekteyim.

1996 yılında yazdığım doktora tezinin başlığı ‘Finansal Serbestlik ve Parasallaşma’ idi. Tezimin ana fikri; finansal piyasalara hali hazırda entegre olamamış bazı parçaların, bir yol bulunup sisteme dahil edilmesi, tabana yayılan parasallaşmayla da finansal derinliği sağlayarak fiyatların, oligopollerin hegemonyasında manipüle edilmesini önlemek, kısaca enflasyonu kontrol altında tutmaktı. Tezime göre; piyasa derinleştikçe oyuncu sayısı artacak, sonsuz sayıdaki alıcıyla sonsuz sayıdaki satıcı karşı karşıya geldiğinde, hiç birinin piyasayı tek başına ya da gruplar halinde etkileme gücü olmayacaktı. Zaten farklı grupların farklı menfaat beklentileri vardı ve beklentilerin çok çeşitli olması piyasanın doğal bir dengede, ahenkli bir şekilde, aşırı fiyat hareketlerinin yaşanmadığı yeni bir denge noktasına taşıyacaktı.
 
Tezimi yazdığım 1996 yılından bugüne geldiğimizde ‘rekabetçi’ ya da ‘derin’ diye tanımladığımız piyasaların aslında ne rekabetçi ne de derin olmadığını görmekteyim. 1996 ‘da ki doktora tezimde, eski Sovyet rejiminden kurtularak, çok şubeli ticari bankacılığa geçen Doğu Bloku ülkelerinin gösterdiği başarıyı öne çıkarmıştım. Şimdi ne deriz bilmiyorum ama, o zamanlar, ‘batı’ modern demekti ve ‘batının’ söyledikleri, Yeni Dünya Düzeni’ne geçiş için son derece önemliydi. Bu nedenle; eski Doğu Bloku ülkelerinin bol şubeli ticari bankacılığa geçişinden, sermaye piyasalarını kurup geliştirmek üzere yaptığı hamlelerden övgüyle söz etmiştim. Bugün ise; bu konuda da aceleci davranmış olduğumu düşünüyorum. IMF ve Dünya Bankası’nın zoruyla kanunlar çıkaran, mal ve sermaye hareketleri için sınırlarını kaldıran bu ülkelerin, ciddi şekilde cari açık vermeleri ve borçlandırılmaları, iyi günlerde gözümüzden kaçmayan ancak önemsemediğimiz gelişmelerdi. Bugün bu gelişmelerin tahribatını net bir şekilde görmekteyiz.

"Daha fazla bilgi için Altınbaş Üniversitesi'ne buyrun..."
 
Gerçekten de; IMF, Dünya Bankası ve dünyaya hükmeden finans kuruluşları arasındaki sıkı bağlar, bizim gibi ülkelerin ‘modernleşme’ diye tarif ettikleri yol haritasının şu şekilde ortaya çıkmasını sağladı: Ülkenin ilk önce dış ticaret rejimi ve sanayi politikaları yabancı sermayenin rahatlıkla hareket edeceği bir hale getiriliyor. Hemen ardından kur rejimi liberalleştiriliyor. Enflasyon istikrarlı hale getiriliyor ama daha önce devalüasyon ile ciddi bir kur ayarlaması yapılıyor. Böylece yabancı yatırımcı, parası ile daha fazla o ülkenin varlıklarından satın alacak hale geliyor, ulusal yatırımcı belki de bilerek zayıf düşürülüyor. Bunun hemen ardından; sosyal ve iktisadi yaşamdaki kanuni düzenlemeler için dayatmalar başlıyor. Ve tabii ki, sermaye piyasaları için uygun zemin oluşturuluyor. Bu sayede, yabancı yatırımcılar söz konusu şirketlerin ortağı olabiliyor. Tabii diğer taraftan da ciddi bir özelleştirme faaliyeti de devam ediyor. Toplumun lehine mal ve hizmet üretsin diye kurulmuş olan KİT’lerin zaman içinde yozlaşması da devletin elinden çıkmaları için önemli bir sebep oluşturuyor. Onların da sermaye piyasalarına açılması sözde bir “derinleşmeden” bahsetmemize sebep oluyor. Hatta rekabetin arttığını sanıp mutlu bile oluyoruz.
 
Maalesef bugün, piyasayı ‘rekabetçi’ olarak tanımladığımız zaman sadece "çok sayıda" şirketin rol almasından bahsediyoruz. Ancak bu sayının rekabet için yeterli olup olmadığını sorgulamıyoruz veya söz konusu şirketlerin birbirleriye anlaşarak ortak hareket edip etmediğini tam olarak bulup çıkaramıyoruz. Bunu da üzülerek görüyorum.
 
Sonuç olarak: Biz bu "liberalizm" işini tam kıvıramadık. Daha detaylı bilgiyi 28 Kasım'da değerli hocalar Mahfi Eğilmez ve Işın Çelebi'nin katılacakları panelde anlatacağım. Altınbaş Üniversitesi'nin Gayrettepe Kampüsüne bekliyoruz. Kapımız herkese açık.

 

Prof. Dr. Emre Alkin

Eklenme Tarihi : 20.11.2018 07:25:41

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.