Neden siyasete girmiyorsun ?...

Neden siyasete girmiyorsun ?...

 

Genellikle etrafımızda parlak, hitabeti düzgün, çözümcü ve duruşu olan insanlara sıkça sorduğumuz soru budur. Genellikle verilen cevap da şudur: "Yok canım, ne işim var siyasette !"

Bu cevabı verenlerin yarısı karşı taraf ısrar etsin diye, diğer yarısı da gerçekten böyle düşündüğü için böyle der. Birinci kısımdakileri bir kenara bırakırsak, ikinci kısımda kalanlar için yeterli sayıda gerekçe bulunmaktadır. Hemen anlatayım:

Geriye dönüp baktığımızda geçen zamanı "seçimler ve referandumlar" parantezine alsak, dışarda sadece diplomatik gerginlikler, döviz kurları, faiz ve enflasyon kalıyor. Spor, sanat ve bilim adına akılda kalacak çok ciddi bir başarı bırakmamışız. 

Konunun dışına çıkmadan devam edeyim: Sadece Türkiye değil Dünya da benzer şekilde sürekli seçimler veya erken seçimlerin rüzgarına kapılmış gözüküyor. Arada referandumlar da var elbette. Tüm bunlardan anladığım şu. Geleceğe doğru giden yolda insanlık birçok değişik rejimi denedikten sonra, en doğru siyasi rejimi bulabilmek için bir doğum sancısı çekiyor. "Şirket gibi yönetelim devleti" dediğinizde de hatalı bir çıkarım yapabiliriz. Çünkü şirketleri yönetmek için geliştirdiğimiz organizasyon yapıları ve denetim mekanizmaları, siyasi hayatı yönetmeye uygun değil. Şirketleri de siyaset gibi yönetmeye kalksak kesinlikle batırırız. Bunun birkaç sebebi var.

Öncelikle oy veren halk kitlelerinin gerçeklerden çok onları iyi hissettirecek eylemlerden hoşlanmaları önemli bir ayrıntı olmakta. Hayat yeterince zor ve insanlar daha fazla gerçekle meşgul olmak istemiyorlar. 

Halbuki iş dünyası gerçeklerle yaşıyor ve gerçekler doğrultusunda kazanıyor. Bu sebeple iyi eğitimli insan gücünün oluşturduğu organizasyonlarla ilerliyorlar. Siyaset kurumu için yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı artık bu seviyede bir derinleşme gerekmiyor. Dolayısıyla denetim-gözetim-karar-icraat gibi networklerden çok, tüm işlevleri merkezde toplama gibi bir eğilim benimseniyor.

İlginçtir siyaset kurumu, hem iş yaşamında hem de sosyal yaşamda bireyler ile kurumların kendi başlarına karar almalarını önleyip, geniş tabanlı bir yönetim tarzı için zorlarken, bakanlıklar-kamu kurumları-düzenleyici otoriteler-belediyeler gibi unsurlarda merkezileşen bir eğilimi destekliyor. Bu şartlar altında üst seviyede eğitimli kişilerin siyaset kurumunda göreve talip olmalarını beklemek zor. Çünkü iyi eğitimli kişiler hiyerarşik ve gücün merkeze toplandığı yerlerde verimli olamayacaklarını uzaktan görebiliyorlar. 

"Eğitim ve Siyaset arasındaki paradoks..."

Eğitimli kişilerin çalışmaktan memnun oldukları firmalar üniversiteler, teknoloji şirketleri ve finans kuruluşları oluyor. Çünkü bu firmalarda kararlar tepeden aşağıya olduğu gibi, aşağıdan tepeye doğru da oluşabiliyor. Bilgi akışı da benzer şekilde iki yönde sağlanabiliyor. Bu akışın sonucunda katma değer oluşuyor. Oluşamıyorsa o zaman hem mevzuat hem de denetim devreye giriyor. İnsan eliyle ya da ekipmandan oluşan zararlar büyümeden telafi ediliyor. Tüketici ise doğrudan tepkisini veriyor. Nihayetinde başarısız olan görevi bırakmak zorunda kalıyor.

Siyaset ise böyle çalışmıyor. Kazananların işi kaybedenlerden daha zor oluyor. Çünkü kaybedenler, kaybettiklerini asla düşünmüyorlar. Raporun başında belirttiğim gibi, gerçeklerden çok "iyi hissettirecek" eylemler siyasette iş yapıyor. Kazananların karşısına taze ve güçlü rakipler çıkmadıkça, kazananların da değer üretme arzusu kayboluyor. "Kötü iyiyi kovar" diye sürekli tekrar etmenin de sebebi bu. Meslek Kuruluşlarında ve Sendikalarda da bu eğilimin ciddi bir tarihçesi var diyebilirim. 

Ara sıra "siyasete neden girmiyorsun ?" diye sorduklarında, yukarıda bahsettiklerimle cevap vermek istiyorum ancak hem çok uzun hem de faydasız olacağını düşündüğümden dolayı tebessüm etmekle yetiniyorum.

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 21.11.2018 07:12:32

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.