Küreselleşmenin sonu mu geliyor ?...

Küreselleşmenin sonu mu geliyor ?...

 

Biliyorum, güncel gelişmeleri merak edenlerin sayısı hayli fazla. Ancak yıl sonuna yaklaşırken, tecrübe ettiğim ayrıntılardan daha fazla bahsetmek istiyorum. Çünkü benim için 2018 "kayıp yıl" niteliğinde. Fırsat varken, temel gelişmelere odaklanmak lazım.

Geçen hafta Sırbistan'da akademisyenlik yapan bir öğretim üyesinden mail geldi. Küreselleşme üzerine bir kitap yazmış ve içinde Türkiye ile ilgili bölümler bulunduğu için, hocaların arasından beni seçerek "görüşleriniz yazar mısınız ?" diye ricada bulunmuş. Hemen kabul etmek pek kolay değildi elbette. Çalışmayı inceledikten sonra cevap yazacağımı söyledim ve okumaya başladım. 

Kitabın ismi "küreselleşmenin iki yüzü" idi. Yani hem iyi yönlerini hem de kötü yönlerini kaleme alınmış. İçinde bizi çok yakından ilgilendiren bankacılık ve dış ticaret konuları da var.Aslında kitabın tam zamanında ve yerinde yapılmış bir analiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle Türkiye’nin 2014 yılından beri uyguladığı dış ticarette koruma önlemleri, ABD Başkanı Trump’ın ateşlediği “firmalar evine dönsün” kampanyası ve diğer ülkelerdeki korumacılık uygulamalarının "küreselleşmenin sonu mu geliyor ?” şeklinde bir soruyu herkesin aklına getirdiğini tahmin ediyorum.

Mesela, Çin’in geleceği şimdiden görüp “milyarlarca malı çok ucuz üreten ülke” konumundan çıkmaya çalıştığını gözlemlerken, okuduğum çalışma şu ana kadar devam eden sistemin çarpıklıklarını fark edenlerin sadece Çinliler olmadığını gösteriyor. Bu açıdan “Two Faces of Globalisation” yani "küreselleşmenin iki yüzü" adlı eseri okunmaya değer bir çalışma olarak değerlendirdim.

Eserin içinde bir Türk Profesör olan Dani Rodrik’in ükelerin “demokrasi-ulusallık-küresel ekonomik entegrasyon” çıkmazı içinde kaldıkları şeklinde bir yorumuna da rastladım. Yani küreselleşmeye başlayan bir ülkenin ulusallıktan uzaklaştığını söylüyor. Bu da siyasi iktidarlar için kabul ediliyor bir durum değil. En azından bugünkü şartlarda. Yukarıdaki üçlemenin hepsini uygulamak Rodrik'e göre pek mümkün değil. Haklı olabilir.

"Küreselleşme ulusal politika üretmeyi engelliyor mu ?..."

Rodrik bir ekonomist olduğu için “imkansız üçleme” den esinlenmiş diye düşündüm. Yani hem fon akımlarını hem para politikasını hem de döviz kurlarını aynı anda kontrol etmeye çalışacak bir yönetimin başına geleceklerden bahseden teori. 

Aslında, Fon akımlarının küreselleşmeyle beraber sürekli arttığı ve ülkelere bir ulusal para politikası uygulatmayacak seviyeye geldiği bir durumdayız. Enflasyonla mücadele için faizleri yükselttiğimizde döviz girişi oluyor ve para arzı büyüyor, ekonomiyi hareketlendirmek için faizleri düşürdüğümüzde ise ülkeden para çıkışı oluyor, arzu edilen etki bir türlü oluşmuyor. Sermayenin küreselleşmeyle beraber hızla akmaya başlamasıyla beraber, borçlanmayla büyümenin önü de açıldı diyebilirim. Kitapta bu gerçeklerden de bahsedilmiş. Merkez Bankalarının eli kolu bağlı hale gelmeleri de 21. yüzyılın başında perçinlenen bir başka gelişme olmuş gibi gözüküyor. 

Küreselleşmenin tam olarak ne zaman başladığı konusunda net bir fikir yok. Ancak, Tarihsel  12. yüzyıla kadar geri gidilmesi mümkün. Küreselleşmenin her devirde Sosyal, Teknolojik, Ekonomik, Ekolojik, Politik sonuçları da olmuş. En azından geriye dönüp bakıldığında bazı gelişmelerin sebebini bu şekilde daha rahat anlayabiliyoruz. 

Özetle, kürselleşmenin ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın geri dönülmez bir gelişme olduğu anlaşılıyor. Bankacılık ve Finanstan Dış Ticarete kadar hem işleyiş hem de kurallara getirilen standartlar da bunun göstergesi. Para ve Sermaye Piyasaları,  hatta Futbol ve Sinema bile bugün ortak küresel bir anlayışla yönetiliyor. Bu anlayış "küresel" olarak tarif ediliyor ancak, hakim güçlerin kuralları tayin ettiği ve değiştirdiği gerçeği göz ardı edilemez. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 22.11.2018 07:17:01

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.