Büyüme verileri bize ne söylüyor ?...

Büyüme verileri bize ne söylüyor ?...

 

Başlık çekici ama ben size doğrudan söyleyeyim. Büyüme verileri akıllı olmamız gerektiğini söylüyor. Açıkçası, bu zamana kadar eleştirileri sürekli olarak nüktedan ve ılımlı şekilde yaptım. Bundan dolayı da sürekli eleştirildim. Müzmin muhalefet edenler ile, müzmin iyimserlerin hedefi oldum. Pek aldırmadım açıkçası.

Çünkü görevli olan insanların koltuklarının alev alev yandığını biliyorum. Ayrıca, bu insanlara bir telefon kadar yakın olduğum için de, onlara söylemem gereken herhangi bir uyarıyı medya üzerinden söylemek istemem. Sadece bir istisna var: Dış ticaret rejiminin yanlışlığı ile alakalı olarak doğrudan yaptığım uyarılara 2014-2018 arasında kulaklarını tıkayanları mecburen köşe yazılarımla uyarmak zorunda kaldım. Yan etkisi cari açık, enflasyon ve hayat pahalılığı olan dış ticaret rejimi için birebirde sayısız kereler ikazlar yaptım. Dinletemedim. Vatanımı sevdiğim için mecburen uyarılarımı kamu oyuyla paylaşmak zorunda kaldım. Alındılar ama, şunu bilmeliler:  Vatan sevgisi,  şahsımın ve başkalarının kariyer planlarından daha yukarıda bir değerdir. 

Bunun haricinde, acil eylem planları veya yeni büyüme modeli alternatifleri üzerine Ankara'nın ricasıyla sayısız çalışmaya katıldım. Bizzat bakanların katıldığı ve iş insanlarının sorunlarını aktardığı sayısız toplantının da moderatörlüğünü yaptım. Teşekkürü bir borç bilirim, bu toplantılarda devleti temsil edenler herkesi can kulağıyla dinledi ve birçok sorun çözüldü. Şimdi bugüne gelelim.

Dün açıklanan büyüme rakamları acil yapılması gereken bir işi bize tekrar hatırlattı: Yapısal Reformlar.

Rakamlar bize gösteriyor ki, Türkiye'nin adalet ve hukuk, eğitim ve özgürlükler konusunda ciddi adım atmadan kalkınmasına imkan yok. İş dünyası stoklarını eritmiş, kırılgan talebi dikkate alarak parmağını kımıldatmıyor. Yatırımlar gerilemiş, hanehalkı tüketimi zar zor ayakta duruyor. Büyümeyi ise kamu harcamaları ve ihracat ayakta tutmuş.

"Bu modelle küme düşeriz..."

Normal zamanlarda büyümeye olan katkısı göz ardı edilecek kadar düşük olan ihracatın, diğer kalemlerin gerilemesi sebebiyle katkısı gözle görülür hale gelmiş. Keşke iyi günlerde de böyle olsa. Ancak mümkün değil. Çünkü Türkiye'nin yapısal durumu "büyümek için ithalat yapmak" gibi bir zorunluluğu ortaya koyuyor. Ara malı üreticilerini küstürüp, her yere AVM ve Konut inşa edecek hale getirdiğimiz için ithalata iyice bağımlı hale gelmişiz. 

"Kamuda tasarruf yapacağız" açıklamalarına rağmen devletin alabildiğine harcamaya devam ettiği rakamlardan belli oluyor. Kamunun küçülmesinden bahsetmek artık çok zor, çünkü bir zamanlar çok övündüğümüz büyümeyi artık kamu ayakta tutuyor.

Benim açık bir önerim var: Böyle bir büyümeye bizim ihtiyacımız yok. Bizim ihracat ve yüksek katma değer ile büyümeye ihtiyacımız var. Hazır ekonomi daralırken, adalet sisteminden eğitime, teşviklerden kamu harcamalarına kadar her yerde ciddi bir revizyon yapalım. Eğer yerel seçimler tedirgin ediyorsa, tamam, Mart ayından sonra yapalım. 

Bir kez daha söylüyorum, bu modelle 2030 yılına geldiğimizde G20 listesinden küme düşeceğiz. Sadece ekonomik değil, siyasi ve diplomatik olarak da gözden düşeceğiz. Jeopolitik komunun arkasına sığınarak da düzeltemeyiz bu durumu. 

Artık "neden olmuyor" demeyelim, "nasıl yapmışlar" diyelim ve uygulayalım. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 11.12.2018 07:37:34

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.