2018'de şahit olduğum gerçek...

2018'de şahit olduğum gerçek...

 


Dün itibarıyla bu yılın ilk gününden itibaren hem Türkiye'de hem de Dünya'da neler olduğunu anlatan bir kronolojiyi bitirdim. Yazdıklarımın hepsine uzaktan baktığımda şu sonucu çıkardım:
Şu an ekonomiyi 14-15 bin nitelikli firmanın ayakta tutuyor. İç piyasaya üretim yapanların kapasitesi düşük. Ancak ihracat kapasitesi hala yüksek seyrediyor. İlginç bir sıkıntıdan daha var: İthalat azaldığı için ihracat amaçlı gönderilen malların koyulduğu konteynerler geri gelmiyor. İhracat yapmak için konteyner gerekiyor. Bu sorundan daha önceki raporlarımızda bahsetmiştim.

Maalesef, yükte ağır, pahada hafif sattığımız sürece bize konteyner gerekiyor. Ama yükte hafif, pahada hafif şeyler satarsak bu kadar konteynere gerek yok. Aynı ihracat rakamlarını daha az tonajla sağlayabiliriz. 
Aslına bakılırsa, birkaç yıl önce Hükümet’in hizmetler sektöründen ağırlığı sanayi üretimine kaydırma girişimleri kamuoyu tarafından takdirle karşılanmıştı. Ancak söz konusu üretimin düşük katma değerli olduğunu söylemem gerekiyor. TİM Başkanı Sayın Gülle ile bu sorun üzerine yoğunlaştık bu aralar. "Hedef dış ticaret fazlası veren Türkiye" diyerek yola koyulduk.


"Uzaktan bir cisim mi yaklaşıyor ?..."


"Faizler ne olacak ?" diye çok soru geliyor. Çarşamba akşamı Altınbaş Üniversitesindeki  söyleşide hem Mahfi Eğilmez hem de bana bu soru yöneltildi. Biz de basitçe anlattık: ABD Merkez Bankası (FED) faizleri yükselttiği için fonlama maliyetleri yükselecek. Fonlama maliyetleri yüksek olduğu için bankalar kredi faizlerini çok aşağıya düşüremeyecekler. O nedenle yüksek maliyetli üretim altyapısı ile karşı karşıya olacağız. 
Hem Mahfi Hoca'nın hem de benim ortak uyarım şu oldu: "Bu durumun alışkanlık yaratmaması lazım." Eğer alışkanlık yaratırsa doğrudan doğruya fiyatların üzerine yansıyacak.Yüksek enflasyonlu, yüksek cirolu ama düşük karlı bir ekonomiye doğru gitmeden müdahale etmek gerekiyor. 

Bu yıl içinde moderatörlüğünü yaptığım Organize Sanayi Bölgeleri Ortak Akıl Toplantılarında “Meslek liseleri güçlendirilmeli” söylemine çok sık rastlıyorum. Ancak bunu söyleyen insanların hiçbiri çocuğunu meslek lisesine yollamak istemiyor. Demek ki, eylemler ile söylemler arasında ciddi farklılıklar var. 

OECD raporları 20 yıl sonra Türkiye'de istihdamın % 60'ının yapay zeka ve robotlar tarafından devralınacağını söylüyor. O zaman gençler haksız değil. Bundan 20 yıl sonra yok olacak meslekler için çabalamak istemiyorlar. 
Anlaşılan şu ki, tüm sektörlerde ve hatta siyasette Dünya Konjonktürüne göre pozisyon alma refleksi hakim olurken, iş yapma usullerinin ve mesleklerin başkalaşım değiştirdiği bir süreci de beraberinde yaşıyoruz. Sanıyorum geleceği berrak şekilde görebilen ve en isabetli öngörüyü ortaya çıkaracak bir network yaratabilmiş firmalar bu süreçten kazasız belasız çıkacaklar. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

 

 

Eklenme Tarihi : 28.12.2018 07:19:36

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.