Futbolu kurtarma operasyonu hakkında fikirlerim...

Futbolu kurtarma operasyonu hakkında fikirlerim...

 

Her yurt dışı seyahatimde köklü medya organlarının spor sayfalarına göz atıyorum. Transfer Analizlerinden Futbol Ekonomisine kadar birçok yazıyı okuyarak bilgi dağarcığımı güçlendiriyorum. Her yazılana inanmadığım için, analizlerde kullanılan kaynağa da dikkat ediyorum. 

Futbol Federasyonunda 2012 Nisan Ayında başlayan ve 2014 Eylül Ayında sona eren Genel Sekreterlik görevi esnasında da benzer şekilde FIFA, UEFA çalışmalarını da dikkatle okumayı alışkanlık haline getirmiştim. Açıkçası TFF'de göreve başladığımdan kısa süre sonra, orada çalışan profesyonellerin konularında çok yetkin olduklarını ve taktik/operasyonel işlerde onlara güvenerek, daha çok strateji üretmenin doğru bir davranış olacağını kavradım. Maalesef Türk Futbolu'nun Strateji üretmektense günü kurtaran bir yaklaşımı benimsemiş olması beni yavaş yavaş soğuttu. 

Ayrılma kararımı açıkladığımda bir yönetici bana "Hoca sen futbolu sevemedin" demişti. Ben de ona "futbolu sevdim ama futbolun yönetiliş anlayışını sevemedim" diye cevap vermiştim. Düdük sesiyle başlayan ve biten, yemyeşil çimler üzerinde 22 kişinin kalplerini ortaya koyarak verdiği mücadele ettiği, milyonlarlarca insanın nefesini tutup seyrettiği, dev markaların malzeme ve değer üreterek yarıştığı, zeka-atletik güç-taktik ve şansın bir arada olduğu bir oyunu sevmemek mümkün mü ? Sevmediğim tek şey Türk Futbolu'nun geneline hakim olmuş hatalı yaklaşımlardı. 

Bu sürecin hemen başında, Türkiye'nin Milli Gelir, Kişi Başına Gelir ve Harcama Eğilimlerine bakıldığında, yaratılmış olan Futbol Ekonomisinin abartılı olduğunu keşfetmiştim. Bu resim bizi felakete sürüklemekteydi. Bunu da sürekli dile getiriyordum. Bir sakinleşmek gerekiyordu ama kimsenin o sırada mantıklı düşünecek zamanı yoktu sanırım. Benim uyarılarım da büyük ihtimalle fazla antipatik gözükmüştü. Neyse ki, kimsenin kalbini kırmadan ayrıldığıma seviniyorum. Benim kırgınlıklarım oldu mutlaka ama bunları "tecrübe" hanesine yazıp değere çevirdim. Beraber çalıştığım herkesi sevgi ve saygıyla hatırlıyorum.

Haklarını teslim etmem gerek. Genel Sekreter Yardımcıları, Koordinatörler ve Müdürler konularına hakim ve gayretli hanımefendiler ve beyefendilerdir. Çalışmalarını gözleyerek hem gururlandım hem de çok şey öğrendim. Bugün dünya futbolu için yapılan birçok çalışmanın altyapısını oluşturan bu kıymetli insanlardan UEFA'da profesyonel olarak görev alanlar da var. 

Özetle, Türkiye gibi ülkelerde Futbol sıkıntılı bir iştir. Siyasi, sosyal ekonomik hatta diplomatik problemler çıkarma potansiyeli mevcuttur. Profesyoneller ne kadar uzman olurlarsa olsunlar, yöneticileri ikna etmekte zorluk çekerler.  Yöneticiler tarafından alınan riskli kararlar günü kurtarır gibi gözükse de faturası hep ağır olur. Yabancı oyuncu sayısı, disiplin cezaları, Milli Takım Performansı, Hakem Kararları ve diğer birçok mesele her yönden uygulanan baskılar, yöneticilerin yanlışlarda gösterdikleri anlamsız dirençler sebebiyle istikrarsız bir görünüm arz eder. Mali Fair Play konusu da bu duruma dahil, hatta merkezindedir. 

Daha UEFA'ya sıra gelmeden TFF'nin Kulüp Lisans Kurulu Türkiye'deki Futbol Kulüplerini Mali Uygunluk başta olmak üzere birçok açıdan denetlemektedir. TFF web sitesine göz attığınızda ilgili bölümde bu yazı karşınıza çıkıyor:  "Kulüplerin sportif, altyapı, personel ve idari, hukuki ve mali kriterler açısından değerlendirilmesi standartlarının Avrupa çapında geliştirilmesi amacı doğrultusunda denetlenen kulüpler liglere katılmaya hak kazanırlar."
 
Peki uymayanlara ne ceza veriliyor ? Kulüp Lisans ve Finansal Fair Play Talimatı'nda kriterlere uymayan kulüpler hakkındaki yaptırımlar aşağıdaki maddelerde olduğu gibi tarif edilmiş:
 
"....BÖLÜM III. YAPTIRIMLAR 
 
MADDE 23 – ULUSAL KULÜP LİSANS İÇİN BAŞVURU Süper Lig, 1.Lig ve 2.Lig kulüpleri her yıl mart ayının son iş günü mesai saati bitimine kadar Ulusal Kulüp Lisans başvurusunda bulunmak zorundadırlar. Bu şartı yerine getirmemeleri halinde, 24. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla başvuru tarihini takip eden sezondan itibaren kulüp bir alt lige düşürülür ve Türkiye Kupası müsabakalarına katılamaz.
 
 MADDE 25 – ULUSAL KULÜP LİSANS TALEBİNİN REDDİ Kurul tarafından yapılan değerlendirme neticesinde Ulusal Kulüp Lisans kriterlerinin birini veya birkaçını yerine getiremediği tespit edilen kulüpler uyarılır ve eksik kriter veya kriterleri yerine getirmeleri için süre verilir. Kendilerine verilen süre içinde eksiklikleri tamamlamayan kulüplere kulübün bulunduğu lige ve yerine getirilmeyen kritere göre ceza verilir. Bu halde kulüplere eksiklikleri tamamlamaları için verilecek süreler ile eksikliklerin tamamlanmaması ve Ulusal Kulüp Lisansı alınamaması halinde Ek-XII’de belirlenen yaptırımlar uygulanır. Kulüplere bu talimat uyarınca bir sezonda en fazla 3 puanı geçmeyecek şekilde verilen puan silme cezaları, Ulusal Kulüp Lisansı başvurusunda bulunduğu tarihi takip eden sezonda uygulanır....."
 
Ayrıca Madde-25'te belirtildiği gibi 99 sayfalık Talimatın sonunda Ek-XII'de belirtilen cezalar da mevcuttur. Para cezasından puan silmeye, transfer yasağından alt lige düşürmeye kadar birçok yaptırım söz konusu talimatta belirtilmiş durumda. 

"Gecikmiş adaletin faturası büyük oldu..."
 
Geçmişte, söz konusu talimatın içine geçici maddeler eklenerek Futbol Kulüplerinin cezalarının ertelenmesi konusunda kararlar aldığını gayet net hatırlıyoruz. Bunu yaparken "Türk Futbolu'nun hayrı için" deniyordu ama gelinen durum gösteriyor ki, zamanında verilmemiş cezalar sebebiyle Türk Futbolu maalesef geri dönülmez karanlık bir yola girdi. 
 
Açıkçası bu zamana kadar Finansal Fair Play sebebiyle herhangi bir süper lig kulubüne puan silme veya ligden düşürme cezası verilmediği için, TBB ve TFF'nin hamlesini "son bir şans" başlığı altında işlemek mümkün. 
 
Şahsi düşüncem, bu futbol kulüplerinin şu ana kadar gösterdikleri davranış tarzından, çağdaş kriterlere uygun bir tarza dönmeleri pek mümkün değil. Çünkü üç büyükler dahil olmak üzere hiçbir kulüpte yönetim tarzında bir değişiklik olmadı. Zarar üreten bir halde yola devam ediyorlar. Naklen yayın gelirlerine muhtaç olan bu yapıların, gelecekteki gelirlerini şimdiden temlik ettikleri de bir başka gerçek. "Net Borçlanma" yapamayan kurumlar, "net gelir" yaratmak mecburiyetinde. Biraz önce de belirttiğim gibi, sürekli zarar ettikleri için bu da mümkün gözükmüyor. Ana para ve faiz ödemeleri hariç, cari gelir-gider dengesinde fazla vermeleri gerekiyor ama, ısrarla harcamaya devam ediyorlar. Taraftar baskısı, camianın baskısı ve bir çok etkileşim söz konusu.
 
Avrupa'nın büyük takımlarında futbolcu harcamalarının toplam yatırımlardaki payı en fazla % 60-65 seviyesindeyken, Türkiye'de 4 büyüklerin % 80'lere dayanmış durumda. Yani tesislere, alt yapıya ve genç oyuncu yetiştirmeye para harcayacaklarına sürekli transfer yapmak istiyorlar. Geçenlerde UEFA, menajerlere yapılan usülsüz ödemelerle ilgili TFF'ye ciddi bir uyarıda bulundu. Demek ki, orada da ters giden işler var. 
 
Bundan başka, TFF 'nin söz konusu kriterleri harfiyen uygulayacağı konusunda tereddütlerim var. Milli Takımdan, Lig Maçları ile ilgili verilen kararlara kadar "iyi yönetişim" anlamında kafalarda soru işareti bırakan bir görünüm söz konusu. Kriterleri konjonktüre göre esnetebilme ya da sertleştirme gibi kabiliyetleri olan bir kurum TFF. Beni şaşırtacaklarını ummak istiyorum. 
 
Daha acı bir gerçeği de vurgulamam lazım: Dünyanın en pahalı liglerinde oyunculara ödenen paraları takip ediyorsunuz. Ülkemizdeki futbol yönetim tarzlarıyla bu değeri karşılayacak bir planı ortaya koymak ve uygulamak mümkün değil. İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa ve İtalya giderek arayı açacak Hollanda kurumsallıkla, Rusya da para dökerek liglerini ayakta tutmaya çalışacaklar. Diğer ülkelerdeki kulüpler ise futbolcu yetiştirip büyük liglere ihracat yaparak kuruluş felsefelerini ayakta tutmaya çalışacaklar. Yani bizim kulüplerimiz de "diğerleri" arasına katılacak. 

Dernek kafasıyla A.Ş. haline getirilmiş Futbol Kurumlarının kritik karar alma süreçleri, risk yönetimleri, altyapıları, transferleri, taraftar ilişkileri, dijitalleşmeleri, sportif organizasyonları, personel kadroları sadece konjonktürel başarı çıkarmaya elverişli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Günü kurtaran değil, "out of the box" radikal yaklaşımlarla bu durumu düzeltebiliriz.  

Buradan hareketle, belli ki titizlikle çalışılıp hazırlanan, sonra TBB ve TFF tarafından Profesyonel Futbol Kulüplerine sunulan bu fırsatın da doğru değerlendirilmeyeceğine dair kanaatimin altını çizmek istiyorum. Hazırlayanların emeğine sağlık deyip, en iyisini dilemekten başka çaremiz yok.

Not: Bu anlattıklarımın önemli bir kısmını birkaç yıl önce kaleme aldığım "Modern Futbol ve Sermaye Piyasaları" adlı kitabımda aktarmıştım. Pek fazla bir değişiklik olmadığı için hala geçerliliğini korumaktadır. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 9.1.2019 07:35:06

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.