Küresel Baskı Giderek Yükselirken...

Bayramda Kaliforniya'da yaşayan aile üyelerini ziyaret ettim. Söz konusu ziyarette bolca ülkemizin oradan nasıl gözüktüğünü analiz etme fırsatım oldu. Akademisyenlerle görüş alışverişi yaptım. Öğrenim çağında olanlar da dahil haricindekilerin hepsi çeşitli meslekler ve kesimlerden insanlarla görüş alışverişi yaptım. Ancak dikkatimi çeken bazı ayrıntılar oldu.



Bayramda Kaliforniya'da yaşayan aile üyelerini ziyaret ettim. Söz konusu ziyarette bolca ülkemizin oradan nasıl gözüktüğünü analiz etme fırsatım oldu. Akademisyenlerle görüş alışverişi yaptım. Öğrenim çağında olanlar da dahil haricindekilerin hepsi çeşitli meslekler ve kesimlerden insanlarla görüş alışverişi yaptım. Ancak dikkatimi çeken bazı ayrıntılar oldu.

Sabahları çok erken yürüyüşe çıktığım için dikkat ettim, herkes sabah 06:30'da en geç yolda, marketler ve kafeler en geç 07:00 gibi hizmete başlıyor. Yani Amerikalılar bizlerden 30 dakika ya da 1 saat önce yola çıkıyorlar, işyerleri ise bizden 90 dakika önce açılıyor. Hayatları sürekli olarak "hesaplanabilir riskleri almak" üzerine kurulu. Ev alırken, ev değiştirirken, iş değiştirirken, okul seçerken kimse devletten birşey beklemiyor. Herkes kendi gücüyle ve aklıyla birşeyler yapmaya çalışıyor. Devletten bekledikleri ödenen vergiler karşısında hizmet alabilmek.

ABD, deprem, sel baskını, fırtınalar ve diğer doğal afetlerin gerçeği içinde yaşayan bir ülke. Dolayısıyla mal biriktirmekten çok, çarpıcı-sıradışı-marifetli işler icat etmek zorundalar. Bu konuda gayet iyi durumdalar. Teyzem 72 yaşında olmasına rağmen Kaliforniya Eyaleti'nin devlet üniversitelerini kamu adına denetleyen ekibin başında. Yani yaşlanınca kenara çekilen pek fazla insan yok. Kurulan sistem bir şekilde tecrübeyi değere çevirmek üzerine kurulmuş. ABD'nin 1871 yılından beri dünyanın en büyük milli gelire sahip olmasının arkasında bu gerçek var sanırım.

İnsan kaynağına değer vermek ve sürekli eğitmek. Spor ve sanattaki sabırla gelen başarının arkasında bu var. Her sabah 06:30 gibi yürümeye çıktığımda istisnasız herkes bana selam verdi ve "günaydın" dedi. Başka ülkelerde bunu görmek zor.

"Türkiye'yi en az bizim kadar tanıyanlar..."

Ancak bir sınıf bilinci de var. Bu pek hoşuma gitmedi. Söz konusu sınıf bilinci bazı bölgelerde gettolaşma yaratmış. Zengin-Fakir, Beyaz-Siyah, Yerli-Göçmen vs gibi ayrımlar gayet net hissediliyor. Bizde böyle ayrımlar yok. Dolayısıyla bizim gibi sadece kötü günlerde ortaya çıkan azimli, çalışkan, çözümcü ve cesur özelliklerini "iyi günde" de ortaya çıkarabilmelerini tebrik etmekle beraber, ayrımcılık yapmalarından hoşlanmadım.

Sanırım değişik kesimler ve kişilerle Türkiye üzerine konuşurken en çok şaşırdıkları faiz oranları ve TL'nin değer kaybındaki hızdı. "Bu faizlerle nasıl iş yapıyorsunuz ?" diye sorduklarında ben de daha önceki dönemlerdeki faiz oranlarını söyledim. Hayretleri bir kez daha arttı. Ancak, bazıları Türkiye ekonomisi konusunda ciddi bilgi sahibiydi. Dış borç, cari açık ve bütçe açığı konusunda ciddi analizler yaptık karşılıklı.

Aslında kimse Trump'ın tarafını tutmuyor. En azından benim görüştüğüm kişilerden hiçbiri sempati ile bakmıyordu. Basiretli olanlar, Türkiye gibi 100 yıla yakın bir müttefikin ekonomik olarak zor duruma düşmesini endişeyle karşıladıklarını ve batının en doğrusundaki ülkemizin "demokrasinin son kalesi" olarak ayakta kalmasını dilediklerini ifade ettiler.

Cumartesi Türkiye'ye döndüğümde kredi derecelendirme kuruluşlarının yine boş durmadığını gördüm. Sanırım Türkiye'yi bilerek ve isteyerek sermaye kontrolüne zorluyor gibi geliyor bana. Piyasaların açılışındaki tepki önemli elbette. Bayram öncesi alınan önlemler "acil durum" özelliği taşıyordu. Bu önlemlerin sürekli hale gelmesi beklenemez. Ancak giderek siyasi, ekonomik ve sosyal kurumlarla Türkiye'ye baskının artacağını öngörebiliyorum.


Emre Alkin

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.