Hesapsız korumacılığın bedeli enflasyon oldu..

Herşeyden önce talep enflasyonundan bahsetmek mümkün değil. Çünkü talep kırılgan. Firmalar çoşmuş, talebe mal yetiştiren bir konumda değiller. Daha önemli bir gelişme daha var: Tüketici artık akıllandı. Kaliteye para ödemekten çekinmiyor.



Herşeyden önce talep enflasyonundan bahsetmek mümkün değil. Çünkü talep kırılgan. Firmalar çoşmuş, talebe mal yetiştiren bir konumda değiller. Daha önemli bir gelişme daha var: Tüketici artık akıllandı. Kaliteye para ödemekten çekinmiyor.

İşte bunu fark edemeyenlerin yarattığı uygulamalar sebebiyle enflasyon sürekli yükseliyor. "Yabancı marka isteyen parasını ödeyecek" diyenlere sürekli şunu soruyorum. "Taklidini değil aynısını üretebiliyor musun?" Cevaplar elbette tatmin edici değil.

En basit örnekle başlayayım: Nike, Adidas, Puma veya diğer bilinen markaların büyük paralar harcayarak testlere tabi tuttuğu, sakatlanmaları önleyici spor ayakkabılarını yapabiliyor muyuz? Yapamıyoruz. "Yaparız" diyenler ise büyük bir gaflet içinde. Ayakkabının görünüşte benzerini yaparak işin bittiğini sanıyorlar. Tenis, basketbol, futbol veya voleybol gibi uzun sürelerde birçok açıdan basınca ve darbeye maruz kalınan sporlar için üretilen ayakkabıların bir tanesi bile sakatlığa yol açsa, bu büyük markalar yerle bir olurdu. Olmuyorlar. Çünkü onlar ayakkabı değil, tasarım satıyorlar.

Türkiye'de ise bu markaların ürettiğine kıskançlıkla yaklaşıp "çok kazanıyorlar" diyerek siyasete baskı yapıp, gümrük vergilerini yükseltenler bugün enflasyonun baş sebebi oldular. Çünkü vatandaş onların ürettiğini değil, yine bu markaların ürettiğini satın almak istiyor. Bu markalar her yıl milyonlarca dolar Türk sporuna destek oluyorlar, marka-tasarım-inovasyon-teknoloji-sağlık gibi konularda sürekli ilerleme içindeler. Daha hafif, daha sağlam ve daha etkili ürünler çıkarmak için bilim insanlarıyla çalışıyorlar. Türkiye'deki firmaların hangisi bunu yapıyor?

"Kıskanma ne olur, çalış senin de olur..."

Başkasının 50-60 yıl emek vererek oluşturduğu değeri kıskanmak, "gençler bizim ürünlerimizi değil onların ürünlerini satın alıyor" diyerek engellemeye çalışmak, nihayetinde de koruma duvarlarına rağmen sapır sapır dökülmek, Türkiye'ye mahsus bir özellik. Türkiye'de 400 milyon çift ayakkabı üretiliyor deniyor ama bunun yarısı Ortadoğu'ya giden plastikten mamül ihracat. Geri kalanın göreceli olarak küçük bir kısmı kabul edilebilir standartlarda. Ayakkabı yan sanayi ise standartların altında seyrediyor. Tam 4 yıldır uygulanan korumacılığa rağmen Türk ayakkabı firmaları zar zor ayakta duruyorlar.

Neden bunu anlatıyorum ? Çünkü dün açıklanan enflasyon oranlarında aylık en yüksek artış ayakkabı ve giyimde olmuş. Vatandaşa bu kadar maliyet ödetip, sonra da yaşama savaşı vermek belki de bize mahsus bir meziyet. Eğer bu sektör iç rekabette korunmak yerine, dış rekabette güçlü olmayı tercih etseydi, bugün durum farklı olurdu. Ayakkabı sektörü sadece bir örnek. Diğer sektörlerde de benzer durumlar var.

Türkiye'deki tüm sektörler kendilerini dış rekabete yoğunlaştırmalı, ihracat yapmalı. İç rekabette güçlü olmanın yetmediğini, rakipleri pahalı hale getirmek yerine üretim maliyetlerini düşürmek için siyasete baskı yapmaları gerektiğini, başkalarının kazancını kıskanmak yerine doğru işi yaparak sabırla kazanmaya beklemeyi artık öğrenmemiz lazım.

Bu kadar enflasyona ve ödenen faturaya ortaya çıkarılan sonuç değdi mi peki?

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

https://www.dunya.com/kose-yazisi/hesapsiz-korumaciligin-bedeli-enflasyon-oldu/431702


Emre Alkin

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.