Aynı Modelden Devam, Azıcık Rötuşla…

Aynı Modelden Devam, Azıcık Rötuşla…

Anlaşılan şu ki uygulanan modeli gerçekten de döviz-faiz-enflasyon açısından daha yüksek bir seviyeye taşımaktayız. Faizlerin piyasada yükseldiğini, döviz kurlarının yükseldiğini ve hayat pahalılığın arttığını açıklamalardan takip ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB ‘da yaptığı konuşmayı izleyince, Ekonomik Sosyal Konsey benzeri bir yapılanma ihtimali için umutlandım. “Sorunları ortak akılla çözeceğiz” cümlesinin iş dünyasına hitaben söylenmesi uzun bir zamandır Külliye ve Piyasalar arasındaki kopukluğun bitmesini müjdeliyor olabilir. TİM ve TOBB’un çabalarıyla belki de normalleşmenin başlatılması mümkün olacak.

Bu arada hem büyüme hem de enflasyonun aynı anda gözetilmesinin zorluğu çerçevesinde, kredi koşullarında mutlaka bir iyileştirmenin gerektiğini ve enflasyonun % 50’den aşağı seyretmeyeceğini kabul etmek de gerekiyor. Aksi takdirde hem büyüme isteyip hem de enflasyonla mücadele için kaynak kullanımını zorlaştırırsak arzu etmediğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz.

“Her Şeyi Kontrol Etmek Mümkün Değil..”

Aslında bunu durumu kabullenmek, normalleşmeye geçiş yapmak için de bize fırsat verecek. En azından her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, bazı şeyleri kontrol etmenin imkansız olduğunu kabul ederek işe başlayacağız. Zaten bu durum iktisat politikasında “imkansız üçleme” olarak adlandırılıyor. Sermaye hareketleri serbest iken faiz ve dövizi kontrol etmek mümkün değil ama “bir de sermaye hareketlerini kontrol edelim” dediğimizde küresel piyasalardan kopuyoruz. Hemen ardından CDS primleri yükseliyor, güvensizlik tavan yapıyor.

Demek ki, kredi kullanımı üzerindeki sınırlamaları kaldırmak, faizin piyasada oluşumuna müsaade etmek, yükselen faizlerin döviz kurlarını dengeye getirmesini beklerken adım adım yükselmesine müsaade etmek, enflasyonla mücadelede sonuçlarla değil sebeplerle ilgilenmek gerekiyor. Tabii azıcık da sabır gerekiyor. Çünkü bu adımları attığımızda sorunların hemen çözülmesini beklemek hayalperestlik olur. Bu aralar hem güven hem de sabır açısından sıkıntılı bir haldeyiz. Önce bu psikolojiden kurtulmak gerekiyor.

Prof. Dr. Emre Alkin

 

Ara