Bu enflasyonu yüksek faizle indiremeyiz…

Doğrudan konuya gireceğim: Şu an yaşadığımız enflasyonu yüksek faizle çözmek mümkün değil. Çünkü yaşadığımız bir talep enflasyonu değil. Doğrudan doğruya maliyet enflasyonunun sonuçlarını yaşıyoruz. Örnek vermemi isteyen var mı ? Varsa hemen vereyim. Aşağıdaki ürünlerin yanındaki rakamlar aylık artışları gösteriyor:

Kuru soğan 82,53

Patates 63,34

Havuç 57,72

Sivri biber 57,28

Yurt içi bir hafta ve daha fazla süreli turlar 50,23

Limon 35,32

İnternet ücreti 32,27

Domates 23,59

Yurt dışı bir hafta ve daha fazla süreli turlar 14,99

Yeşil soğan 14,84

Elma 12,49

Bilgisayar 9,13

Ütü 9,07

Tavuk eti 8,95

Şehirlerarası otobüs ücreti 8,31

Fırın 7,51

Salatalık 6,87

Çamaşır makinesi 6,67

Uçak bileti ücreti 6,51

Bulaşık makinesi 6,03

Bu mal ve hizmetler içinden pek azı bir mevsimselliği içeriyor. Tarımdaki fiyat artışları eşine az rastlanan bir fenomen. Şöyle ki, daha önceki raporlarımda tarımsal piyasalarda birçok malda monopol ve oligopol yapılardan bahsetmiştim. Açıkçası tarım bakanlığının bugüne kadar tarım arazilerinin toplulaştırmasından ürün denetimine kadar büyük bir başarı elde etmediğini de eklemeliyim. Bir talep enflasyonu yok, olsa olsa arzda sıkıntı var, hem üretici hem de tüketiciler piyasayı istismar eden bir avuç kişiye mahkum yaşıyorlar. En son patates ve soğan örneğinde bu görüldü. Hatırlatayım: Demir-Çelik fiyatlarında da aylar önce benzer bir durum yaşandı. Orada da çareyi ithalatı serbest hale getirerek bulmuştuk. Pek yaratıcı değil açıkçası. Çünkü her iki durumda da üretici mağdur edildi.

“Daha fazla faizi yükseltmek güçlüyü daha güçlü, zayıfı daha zayıf hale getirecek..”

Herşeyden önce Türkiye’de ciddi bir maliyet enflasyonu olduğunu ve en büyük tehlikenin bu rakamlara “alışmak” olduğunu bilmeliyiz. Bir kere alıştık mı, geri dönülmesi zor olacak. Bu ülkenin büyük zenginleri, bu ortamlar sayesinde ortaya çıkmışlardır. İhracatla dünya devi olmuş pek yoktur. Kendi vatandaşına, sürekli fiyatların yükseldiği piyasalarda mal satarak ciddi büyüklüklere ulaşmışlardır. Büyük market zincirlerinin kendilere mal satanların güçlerinin ötesinde vadelerde ödeme yapmaları, ciddi büyüklükte bir çek piyasası yaratmış durumdadır.

Tüketiciye veya mal tedarik ettiği kuruma karşı kendini güçlü gören firmalar diledikleri gibi borç-alacak vade yapılarını yönetmekte, diledikleri gibi fiyatı belirlemektedirler. Bunu da “yüksek iskontoyla çalışıyoruz” bahanesiyle yapmakta, bir anlamda kendilerinde hak görmektedirler.

Buraya kadar talep kaynaklı bir enflasyonun varlığından bahsetmenin mümkün olmadığını görüyoruz. Bu sebeple faizleri yükselterek mücadeleye kalkmak, tek kelimeyle intihar olur. Piyasaları istismar edenler, vadeleri ve fiyatları kendi başlarına belirlemeye devam ettikleri sürece, onlar güçlenir, geri kalan herkes ezilir.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara