Enflasyon Gerçeğinde Yaşamak..

Hatırlarsanız geçen hafta yoksulluk ve açlık sınırı ile alakalı bir yazı yazmış ve YouTube’da video çekmiştim. Tüm bunları anlatırken tek başına yaşayan bir kişi ile, dört kişilik bir ailenin masraflarını karşılaştırmış, neticede bir yorum yapmıştım.

Tek başına yaşayanın masrafı son iki yılda dört kişilik bir aileye göre daha hızlı artış gözükse de karı-koca beraber çalışmadan evi geçindirmeye imkanı olmadığını da örnekleri ile ortaya koymuştum. Dün açıklanan enflasyon oranları gösteriyor ki, hayat pahalılığı ve fiyatlama alışkanlığındaki bozulma daha uzun süre devam edecek ve benim gibi yeni bir yuva kurma heyecanı içinde olanları çok ince matematik hesaplara sevk edecek.

Sizlere ekonomik gelişmeleri matematik olarak anlatmak yerine, bizzat içinden geçtiğim gerçeklerle anlatmayı seviyorum biliyorsunuz. Dolayısıyla dün açıklanan rakamlara farklı taraflardan bakacağım.

Mesela fiyat artışlarına rekor kıran ev eşyası işimin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Son bir yılda % 80’den fazla artış göstermiş. Aynı şekilde haziran ayında biraz gerilese de yıllık bazda %100’e yaklaşan gıda fiyatları da sadece benim değil hepimizin işinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Zaten enerji zamları hem üretici hem de tüketiciye yansımış durumda. Kaba bir hesapla enflasyonun yıl sonunda Merkez Bankası’nın öngörüsünün % 50 yukarısında gerçekleşmesi gibi bir kabusla karşı karşıya kalacağız gibi gözüküyor.

“Resmî Enflasyon ve Gerçek Enflasyon..”

Biliyorum bana hep şunu soruyorsunuz: resmi otoritenin açıkladığı enflasyon oranına inanıyor musun? İnanırım ya da inanmam, ancak ben bütün firmalara ve kurumlara maliyet ağırlıklarına göre kendi enflasyon oranlarını hesaplamaları gerektiğini son iki yıldır sürekli söylüyorum.

Bu arada: Son açıklanan asgari ücret zammı sebebiyle üniversiteler dahil birçok firma yada kurumda yeniden ücret ayarlamaları olacak elbette. Ancak açıklanan yeni asgari ücret seviyesinde daha önce çalışan var ise onların ne zaman düzeltme alacağı konusunda fikir yürütmek zor. Devletin çalışan başına yaptığı yardımın sembolik bir etkisi olacağını söylemek yanlış olmaz.

Çalışanları enflasyona karşı ezdirmemek için yapılan çabayı takdir etmekle beraber, sürekli ücret ayarlaması yapılırken fiyatlama davranışlarında bozulmanın devam ettiğini belirtmek istiyorum. Bu durumda fiyatların gerilemesini beklemek hayalperestlik olur. Üreticinin enflasyonu tüketicinin 60 puan üzerinde iken, firmaların artan maliyetler ve sürekli değiştirdikleri fiyat arasında kaldıklarını görüyorum. Kim ne kadar fiyatını artırırsa artırsın maliyetler en az o kadar hızlı yükselmeye devam ediyor. Bu durum adeta bir yumurta tavuk ilişkisine dönüşmüş durumda.

Sektörlerinde hakim durumda olan kişiler bile, diledikleri fiyatı uygulamalarına rağmen maliyetlerle boğuşmakta zorluk çektiklerini söylüyorsa demek ki tren raydan çıkıyor. Böyle bir durumda ekonomiyi yavaşlatmak bir çare olabilirdi ama, hızla tarihinden daha önce yapılacak bir seçime doğru koştuğumuzu da unutmayalım. Hiçbir iktidar seçime giderken ekonomiyi yavaşlatmaz. Bu sebeple bütçenin neredeyse iki katına çıkarılmış olduğunu görüyoruz.

Sözün özü: Bu şartlar dahilinde enflasyon seçimlerden sonra da hayatımızın bir gerçeği olmaya devam edecek. Her ne kadar seçimden sonra bu politikalara rağbet edilmeyeceği konusunda beklentimiz büyükse olsa da, söz konusu politikanın artçı şoklarını bir sürü daha yaşayacağız gibi gözüküyor.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara