Kim Daha Çok Kaybetti ve Kaybedecek ?..

Üst üste iki kritik gün yaşıyoruz. Zaten hafta başından beri anlatıyorum. ABD ile beraber küresel bir faiz artışı kampanyası başlıyor gibi gözüküyor. Avrupa Merkez Bankası, kendini hazır hissetmiyor ama sürekli yükselen enflasyon rahatsız edecek ve faiz yükselişi kaçınılmaz olacak.

Şimdi meseleye farklı bir açıdan bakacağım: ABD’de enflasyon % 7,9 civarında seyrederken faizlerin adım adım % 2 seviyesine doğru gitmesi Türkiye’de pek doğru yorumlanmıyor. “Amerikan Bankalarındaki mevduat faizi enflasyonun 8’de 1’i civarında” dendiği zaman tebessüm ediyorum. Sebebini arz edeyim: 100 Dolarlık bir mal yıllık bazda 108 Dolara çıkmış, ancak mevduat 100 Dolara en fazla 101 Dolar veriyor. Yani 7 Dolarlık bir reel kayıp var. Özetle,100 Doların 7 Doları enflasyona yenilmiş diyebiliriz.

Türkiye’de ise durum şöyle: Geçen yıl bu zamanlarda en yüksek mevduat faizi % 19 civarındaydı. Diyelim ki bu faiz 1 yıl boyunca devam etmiş olsun, 100 TL’lik mevduat 119 TL olacaktı. Elbette vergiyi düşmedik daha. Ancak enflasyon % 55 civarında olduğu için 100 TL’lik mal veya hizmet ortalama 155 TL oldu. Yani tasarruf sahibi (155 -119) 100 TL’ de 36 TL kaybetmiş olacaktı.

Durumu Dolar cinsinden ifade edeyim hemen. Bir yıl önce 100 TL 13.33 Dolar ediyordu. Bir yıllık mevduat 119 TL yani maalesef 8,15 Dolar ediyor. Brüt olarak söylüyorum tabii. Yani daha enflasyonu konuşmadan 5,18 Dolar kaybolmuş. TÜFE yükselişi bir yılda Doların yükselişine göre daha yavaş gözüküyor. Resmi olarak. Hesaplayınca, 100 TL’lik mal veya hizmet ortalama 155 TL yan bugünkü kurla 10,61 dolar oluyor. Yani 2,46 Dolar zarar anlamına geliyor. Eğer bu işlemleri 100 Doların TL karşılığı ile yapmış olsaydık, Amerikalılardan çok daha kötü durumda olacağımız anlaşılabilir. Dolayısıyla televizyonda yapılan hamasetin kimseye bir faydası olmadığını kanıtlamış olduk. Şimdi meseleye başka bir açıdan bakalım:

“TL Yerine Parasını Dolarda Değerlendirmiş Olsaydı..”

Eğer tasarruf sahibi 100 TL’yi mevduata değil Dolara yatırmış olsaydı elindeki para 195 TL civarına yükselecekti. Aradaki sat-al fırsatlarını bir kenara bırakırsak, enflasyona karşı kendini korumuş ve üzerine de 40 TL kazanmış olacaktı. Tabii ki her malın fiyatı farklı şekilde artıyor. Ancak kira vs. gibi bazı kalemlerin TÜFE’ye göre arttığını unutmayalım.

Meseleye dönersek: Böyle bir işlemi yapan döviz cinsinden de 3 Dolara yakın karda olacaktı. Hem de 100 Dolar üzerinden değil, sadece geçen yıl aynı zamanlarda 100 TL’yi Dolara çevirdiği ve kenara koyduğu 13.3 dolar üzerinden. Eğer bunu 100 Dolar üzerinden hesaplamış olsaydık enflasyona rağmen 22 dolar kazanmış olacaktı. Tabii, hayat pahalılığının TÜFE’den çok daha yüksek olduğunu biliyoruz, çünkü yaşıyoruz. ABD’de de aynı şekilde hayat pahalılığı enflasyondan yüksek. Elbette Türkiye’de TÜFE’nin inandırıcılığı üzerindeki tartışmalar da dikkat çekici.

Kur Korumalı Mevduatın ortaya çıkışını bu açıdan sürpriz bulmuyorum. Ancak, şu ana kadar bu mevduat türünde biriken miktar bireylerin ve kurumların “TL’ye güven artışı” olarak yorumlamak en hafif ifadeyle kestirmecilik olur. Yukarıda belirttiğim örnek bile tek başına bize gösteriyor ki, enflasyon-faiz arasındaki uyumsuzluk bizi tehlikeli sulara doğru sürüklüyor. Aslında kur korumalı mevduatta da ortaya çıkan makasın hazine tarafından ödenmesi sağlanıyor. Sonuç olarak fatura dolambaçlı da olsa yine vatandaşa çıkıyor. Kur yükselmesi gerçekleşmezse elbette fatura çıkmayacak ancak geçmiş dönemin zararları ve refah erimesini şu anki kazançlarla telafi etmek mümkün olmayacak.

Televizyona çıkıp nispi değerlendirmeler yapanların hesap kitap bilmedikleri böylelikle net olarak anlaşılıyor. Maalesef atılan adımların yan etkileri çok zor telafi edilecek durumda. Dövize endeksli fiyatlanan hayatımızda tasarrufların döviz cinsinden hızla gerilemesi, ciddi bir refah erimesine yol açıyor desem yanlış olmaz.

Halbuki böyle yapmak yerine faiz oranları çok önceden yükseltilip şu anki sorunların önüne geçilebilirdi. Şimdiki durumda faizleri yükseltmenin bile tam sonuç alan etkisi olacağını düşünmüyorum. Ancak faiz-enflasyon makasının görmezlikten gelinmesi de doğru bir yaklaşım olmayacak. Merkez Bankası’nın bugün pas geçmesinin yaraya merhem olması bu açıdan zor.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara