Kronikleşen Rezerv Sorunu..

Kronikleşen Rezerv Sorunu..

Seçimden sonra rezervlerin yavaş da olsa arttığını gözlemliyorduk. Hatta Bakan Şimşek’in bu konuda açıklamaları vardı. Ancak açıklanan veri bize gösteriyor ki, 28 Temmuz haftasında Merkez Bankasının net varlıkları tekrar – 50 milyar dolar seviyesine gerilerken, net rezervlerde yine azalma gerçekleşmiş. Bu detay bize gösteriyor ki, dövize en çok ihtiyaç duyulan bir zamanda rezerv biriktirmek kolay bir iş değil. Her ne kadar TCMB yönetimi döviz rezervi biriktirme konusunda ısrarcı olsalar da, bazen emisyona başvurmadan TL yaratmak, bazen kamu kurumlarının döviz ihtiyacını karşılamak, bazen de vadesi gelmiş swapları kapatmak için rezervler kullanmak zorunda kalıyorlar.

Eğer rezervler yeterli olsaydı, Merkez Bankası’nın döviz ile alakalı müdahaleleri şu şekilde yorumlanacaktı:

– TCMB döviz alıyorsa TL’nin aşırı değerlenmesini önlemeye çalışıyor
– TCMB döviz satıyorsa TL’nin hızlı değer kaybını önlemeye çalışıyor, diyecektik.

Ancak durum böyle değil. Merkez Bankası çok daha düşük seviyelerde alması gereken dövizleri, piyasaya karşı verdiği anlamsız savaş sebebiyle sattığı için, şu anki seviyelerden rezerv yönetimi yapmak zorunda kalıyor. Faizle alakalı tartışmaların muğlak olduğu gerçeğini kabul ederken, rezervler konusunda yapılan işlerin “büyük hata” kategorisinde olduğunu söylemek gerekiyor.

Yaşanan olumsuzluklar, kamu açığı, cari açık ve enflasyon-faiz gerçeği göz önüne alındığında döviz kurlarını piyasa gerçeklerine aykırı şekilde tutmaya çalışmanın, gelecekte daha yüksek kur sıçrayışları yaratacağını vatandaş gayet iyi görüyor. Bu sebeple KKM oldukça revaçta bir enstrüman haline geldi. “Madem ki her şekilde kazanıyoruz döviz tutmaya gerek yok” derken aslında Merkez Bankasına döviz karşılığı ciddi bir TL yükü yaratan tasarruf sahipleri, vade dönüşlerinde bir miktar döviz almayı ihmal etmiyorlar. Hatta dövizin bir kısmını nakit olarak çekip kasaya kaldırıyorlar.

Bazen bu durumu “DTH’larda düşüş oldu” diye sevinçli bir şekilde yorumlayanlar var. Aslında bu yorumu yazanların para arzındaki hareketlerden bu yorumun doğru olup olmadığını kontrol etmesi kolay. Ancak bunun yerine “bilgisayar üzerinden ekonomiyi yorumlamak” kolaycılığı tercih ediliyor.

KKM hesaplarının her gün yenileri açılıp her gün vadesi gelenler kapandığı için, muazzam bir para hareketliliğinden bahsediyoruz. Özel bankaları çok yoran bu “işçilik” sebebiyle, artık KKM açılışları teferruatlı hale getirildi. Ya düşük faiz veriliyor ya da şube ile genel müdürlük arasında bir müzakerenin neticesinde tamamlanıyor. Bunun bir sebebi de % 15’lik zorunlu karşılık oranı. Yine de bankalar TL mevduata yüksek faiz vermeyip fonlama maliyeti ve kompozisyonunu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

Diğer taraftan bir çok reel sektör temsilcisi “bankalar sürekli limit artışı üzerine temastalar” diyor. Demek ki finans kurumları zaten 1 ay kalmış olan sonbaharda, kredilendirme şartlarına gevşeme olacağını düşünüyorlar.

Buraya kadar anlattıklarımın piyasa dengesi, arz-talep, liberal ekonomiyle bir alakası yok maalesef. Çünkü başta kamu kurumları ve Merkez Bankası dahil olmak üzere herkes kredi koşulları ve ekonomik aktivite ile ilgili siyasi yaklaşıma göre pozisyon almakta. Yol haritasının tam olarak ne olduğu bilinmediği için, sisli bir havada araç kullanmak gibi, herkes içgüdülerine ve siyasete yakın kişilerle temaslarından elde edeceği, çok da güvenilmeyecek bilgilere göre hareket ediyor.

Böyle bir ortamda firmalarını, kurumlarını, stratejilerini ve hayallerini yaşatabilmeyi başaranları tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara