Ne sıkılacak ne de şikayet edecek vaktim yok

Bu hafta konuğumuz genç hukukçulardan Özgür Kayalı. Özel hukuk alanında saygın bir seviyeye gelmiş olan Özgür Bey, Türk iş dünyasını dünyaya bağlayan kanallardan bir tanesi. Avukatlık bürosuna girdiğimde beni kardeşi ve eşiyle beraber karşıladı. Ağabey-kardeş her ikisi de boylu poslu olduklarından dolayı aklıma gelen ilk soruyla söyleşiye başladım. Paylaşmasak olmazdı.

Basketbol mu, voleybol mu? Hangisi?

Basketbol. Genç Milli Takımın 14’lük kadrosuna da seçilmiştim hatta.  Babam haberi olduğu halde bana söylemedi. Kampa katılamadım. Halbuki o da Haydarpaşa Lisesi’nde Türkiye ikincisi olan takımda oynamış.  Kardeşimi de Efes iki kez kadroya almak istedi. Onu da engelledi. Kader diyelim.

Pişman mıdır şimdi?

“Yine olsa yine yaparım” diyor. Kendisi avukat olduğu için, bizim de elle tutulur bir iş yapmamızı istedi sanıyorum. Annem eczacı ama hukuk fakültesinden geçiş yapmış. Ailenin büyükten küçüğe neredeyse tamamı hukuk eğitimi almış durumda. Çocukken büyüklerin hukuk üzerine sohbetlerini sıkıcı bulurdum ama armut dibine düştü işte.

‘Avukatlık sosyalleştirir bir anlamda’

Siz memnun musunuz halinizden?

Avukatlık zor ama sebat edilirse sevilecek ve iyi para kazanılabilecek bir meslek. Geniş bir yelpazesi var; tıptan finansa kadar. Sosyalleştiriyor. Ancak “avukat” denilince bunun önüne veya arkasına hoş olmayan sıfatlar da yakıştırılmıyor değil. Yine de ticaret hayatındaki rakamlara paralel olarak sorunların da artması nedeniyle avukatlık mesleğini eskisine göre daha önemli hale diyebiliriz.  

Amerikan filmlerindeki mahkemelerden etkilenen var mı?

Tabii o mizahi bir durum. Amerikan sisteminde jüri önünde konuşma yapan avukat ve savcılar ceza mahkemelerinde söz konusu. Diğer mahkemelerde ise jüri sistemi yok. Türkiye’de zaten hiçbir şekilde mahkeme salonunda uzun tiradlar atmak mümkün değil. Ancak bu tip filmlerin mesleğe olan ilgiyi artırdığını kabul ediyorum. Yalnız şunun bilinmesi gerekir. Uluslararası işlerde ve kurumlarda çalışan Türk meslektaşlarımız en az Avrupalı meslektaşlarımız kadar yetkindir. Bu düzeyde Türk hukukçular ve eğitimleri Avrupalılardan aşağı kalmaz. Yabancı meslektaşlarımız da hakkımızı veriyorlar bu konuda. 

‘Türkler dava açmayı seviyor, Amerikalılar gibiyiz’

Türkiye’deki mesleki koşullar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Adliyenin merkezileştirilmesi ve mahkemelerin bir yerde toplanması operasyonel açıdan işimizi kolaylaştırdı. Fiziksel imkanlar iyileşti. Ancak bir yandan fiziki ortam iyileşirken, başka taraflar aksayabiliyor. Mesela regülasyonların hızla değişmesine adapte olabilmek kolay olmuyor. Sadece avukatlar için değil, yargı sistemindeki diğer kıymetli taraflar olan hakim ve savcılar için de durum böyle.  Bazı adımlar atıldıktan sonra “sil baştan” yapılanlar da var. Tüm bunların olumlu ve olumsuz sonuçları oluyor mutlaka. Örnek vereyim: Ticaret mahkemeleri 3 hakimden tek hakime indirildi, sonra tekrar 3 hakime çıkarıldı. Yine de atılan adımların olumsuz sonuçları olduğunda çabucak geri adım atılması önemli, ki bu yapıldı. Bu arada adliye çalışanlarının çok tecrübeli olduklarını ve genç kuşağa rehberlik ettiklerini de eklemem gerek. 

Dava sayılarının artışı arkasındaki sebep nedir?

Türkler dava açmayı seviyorlar. Avrupalılar böyle değil. Biz Amerikalılara daha yakın duruyoruz. Kötü birşey değil elbette bu. Maddi kuralların nasıl uygulanacağı konusunda davalar bize içtihat oluşturarak ışık tutuyor. Biz kendi pratiğimizde lüzumsuz dava almıyoruz ve açmıyoruz. Ayrıca danışmanlık tarafında da durduğumuz için dava açmak bizim için son aşamadır. Maalesef bazen şartlar sebebiyle tarafların attığı adımlar dava açılması gereksinimini doğuruyor. 

En çok rekabet hukukun hangi alanında gözüküyor?

Hukukun her dalında rekabet var artık. Ben mezun olduğumda Türkiye’deki hukuk fakültesi sayısı bir elin parmakları kadardı. Şimdi sayıları bir hayli arttı ve her sene yeni mezun veriyorlar. Ben Türkiye’de bir baro sınavı olmasını isterdim. Ancak Anayasa Mahkemesi kararı var. Üniversiteden mezun olmayı “kazanılmış bir hak” olarak tarif eden bir karar bu. Gerçi avukatlığa kabul sınavı getirilmesi ara ara gündeme geliyor ancak halihazırda kabul edilmiş değil. Hal böyleyken, rekabetin her yıl daha da sertleşeceğini söylemek yanlış olmaz.

Hakimler, klasik kürsü hocaları gibi korkulan insanlar mıdır? 

Aksine, hakimlerimizin kapıları her zaman bizlere açık. Çok yoğun bir iş yükleri var. Buna rağmen bilgi ve görüş alış verişimiz sürekli canlı. Yargının bir parçası olan hakimler, savcılar ve avukatların diyalog içinde olması adaletin sağlanabilmesi için çok ama çok önemli.

‘Karı-koca çalışmak keyifli’

“Keşke başka iş yapsaydım” dediğiniz zamanlar oluyor mu?

Biz, danışmanlık tarafında da yer aldığımız için pek demiyorum. Birleşme ve devralmalar, sözleşmeler veya yeni yatırımlara danışmanlık veren bir avukatın ne sıkılmaya ne de halinden şikayet etmeye pek vakti olmaz. 

Karı-koca çalışıyorsunuz aynı firmada, hatta kardeşiniz de var? Şikayetçi misiniz?

Herkes tersini söyler ama çok keyifli çalışıyoruz. Gün içinde yoğunuz zaten ama evde hiç hukuk konuşulmuyor. Yemek, sinema ve günlük işlerimizi  konuşuyoruz. Sonuçta bizlerin de sosyal hayatı var. Hatta hukukçuların sosyalleşmesi diğer mesleklere göre daha fazladır diyebilirim. 

‘İşe tutkuyla sarılmak başarıyı getiriyor’

Aklınız baskette kaldı mı?

Kaldı tabii. Bu konuda yalan söyleyemem. Ancak basketbol oynamaya devam etseydim hukukçu olamazdım. Bu kesin. Belki basketi bıraktıktan sonra ticaret yapardım. Bilemiyorum. Ancak hukukçu olmaktan dolayı mutluyum. Yanlış anlaşılmasın. Çok emek verdim. Emek vermeden birşeyi sevmek ve bağlanmak mümkün değil zaten. 

“Dünyaya bir kere daha gelsem avukat olurdum” der misiniz?

Zor soru. Bilmiyorum. Ekonomi, politika veya felsefe de okuyabilirdim. Bir tek şeyi net olarak söyleyebilirim. Mühendis olmazdım. 

Çocuklarınız bir gün size “basket” diye gelseler, babanız gibi mi yaparsınız?

Yok, yapmam; çünkü çocuğumuz yok. Ama olsaydı herhalde neyi yapmaktan hoşlanıyorsa onu yapmasını isterdim. İnsanlar sevdikleri işte başarılı oluyorlar. Ben avukatlığı sevdim. Tutkulu bir şekilde yapılınca başarı da beraberinde geliyor. 

Bu işte ekmek var diyorsunuz. 

Çok çalışana var elbette. Rekabete rağmen kendine yatırım yapan, öğrenmeyi bırakmayan hukukçular için bu meslekte her zaman ekmek var.  Mutlaka yabancı dil gerekiyor. Başta İngilizce. Bunun yanında İspanyolca da geçerli bir dil. Bu arada Çince, Rusça ve Arapça bilinmesi de faydalı olur. 

DÜNYA Gazetesi ve okurları adına size teşekkür ediyorum. 

Ben de bu keyifli sohbet için teşekkür ediyorum. 

Prof. Dr. Emre Alkin

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ne-sikilacak-ne-de-sikayet-edecek-vaktim-yok/25988

Ara