Oluruna Bırakmak Çözüm Değil…

Açıklanan rakamlar bize gösteriyor ki hiperenflasyon riski elle tutulur hale geldi. Buna karşılık politika faizleri hatta piyasa faizleri rekor derecede düşük seviyede.

Geçen yıldan bu yana belli başlı mal ve hizmetlerde fiyat artışlarının % 70’den aşağı olmadığı, bu ay yapılan enerji zamlarının da üzerine eklendiğinde TÜFE’nin yükselişe devam edebileceği konusunda intiba güçlenmeye başladı. Geçen ay modern dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülke haline geldik ve Arjantin’i geride bıraktık. Diğer taraftan enflasyon ve faizler arasında en fazla makas açıklığı yine bizde var.

Faiz yükselişinin dertlere deva olmayacağı ortada. Çünkü faiz politikasıyla talebi kontrol edecek şartlar olmadığı gibi, bu yüksek fiyatlarla talebin canlı olmasından çok stokçuluk veya fiyat davranışlarındaki bozulmanın devamlılığından bahsedebiliriz. Şu an yaşadığımız çıkmaz ise başka: Tüm dünyada faizler yükselme eğilimindeyken TCMB’nin faizleri sabit tutmaya devam etmesi, döviz kurlarının tekrar hareketlenmesine sebep olabilir. Rezervler zayıf, bireylerin ve kurumların KKM’ye rağmen DTH’lara ilgisi devam ederken, kur yükselişleri ve bunun fiyatlara yansıması arzu edilmeyen yan etkiler yaratabilir.

“En Baştan Radikal Tedbirler Alınmalıydı..”

Bu sebeple, Para Politikasını dünyadan kopuk hale getirmemek için Politika Faizlerini yıl sonuna kadar adım adım yükseltmek, diğer taraftan şu an % 17-17,5 civarında olan KKM faizini de en az % 20 civarına çıkarmak gerekir. Aksi takdirde Hazinenin sırtına binecek olan yük artacak. Bu durumda daha fazla borçlanma ya da emisyon, veya her ikisi birden devreye girecek ki, birçok ülkede hiperenflasyon bu şekilde başladı unutmamak gerekiyor.

En başından beri, hatta pandeminin başından beri meseleyi daha temel bir şekilde ele almak gerektiğini söylüyorum. Fiyat artışlarını seyretmek yerine, bugün yaşanılan borçlanma ve emisyon seviyesinden daha düşük bir seviyede devletin vatandaşlar ve kurumlar lehine sübvansiyon yapması mümkün olabilirdi. Dolaylı vergileri ve kesintileri de düşürme gereği olmazdı. Enerji fiyatlarından doğalgaza, tarım ürünlerinden zorunlu mallara, üretim girdilerinden emeğin fiyatına kadar koordinasyon içinde bir yaklaşım gösterilmesi, bundan sonra “yurt dışındaki artışlar sebebiyle” sözlerinin sarf edilmesi daha doğru bir yaklaşım olurdu diye düşünüyorum.

Özetle, faiz konusunda bu kadar ısrarcı olmadan devlet yardımlarını zamanında ve doğru şekilde yapmak, temel ürünlerde sübvansiyonla hayat pahalılığını toplumdan devlete doğru aktarmak, böylece stresi azaltmayı denemek şu ana kadar oluşmuş olandan daha düşük bir maliyet çıkarabilirdi. Olan bitenden ders çıkarmak gerekiyor bence.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara