Para Politikası Kurulunun Kolay Geçen Toplantısı Yok…

Fed’in Nisan ayında toplantısı yok ama tutanaklar gösteriyor ki Mayıs Ayında bizi yeni bir faiz artışı bekliyor. Belki de bu sefer 50 baz puanlık bir artış olacak. FOMC üyelerinin çoğunluğu “şahin” bir ses tonunda konuşuyor. Demek ki, enflasyon meselesi eskisine göre çok daha ciddi şekilde ele alınacak.

Bizde ise Para Politikası Kurulu 14 Nisan Perşembe günü kararını açıklayacak. Fed tutanakları ve diğer merkez bankalarının faiz artışları göz önüne alındığında, TCMB’nin bu ay faizleri sabit tutmak için son kez şansı olacak diyebilirim. Çünkü Mayıs Ayında Fed’in hem eylem hem de söylem anlamında oldukça güçlü bir mesajı olacak.

Endişemin sebebi şu: Türkiye’de enflasyonla ilgili alınan ve alınacağı söylenen tedbirlerin resmi enflasyon rakamları üzerinde etkisi olabilir ancak hayat pahalılığının önüne geçeceğini düşünmüyorum. Eğer üretenler ve satanların maliyetlerini karşılamak anlamında adımlar atılırsa, böyle bir politikanın başarı şansı olabilir. Yani, “uçtan uca” bir yaklaşımla mal veya hizmetin üretildiği yerden tüketildiği noktaya kadar ticaret erbabı ve tüketiciyle maliyetlerin paylaşılması çok önemli. Aksi takdirde nihai mal ya da hizmetlerin fiyatlarına müdahale etmek kalıcı bir çözüm olamaz.

“Enflasyonla Mücadele Mi, Büyüme Mi ?…”

Finans Kurumlarının birçoğu yeni bir emtia rallisi bekliyor. Bu da, küresel olarak tüketici fiyatlarının üzerinde seyreden üretici fiyatlarının daha uzun süre bu şekilde yola devam edeceğini gösteriyor. Özetle görünür gelecekte enflasyonun yurt dışı kaynaklı kısmı ile ilgili iyi bir haber alamayacağız. Dolayısıyla yazılarımda sıkça bahsettiğim soruyu baştan ele almakta fayda var: “Kontrolden çıkan enflasyonla karşılaşmamak için büyümeden feragat etmek gerekiyor mu ?”

AB ve ABD’ye göre enflasyonun kontrolden çıkmaması için büyümenin bir kısmından feragat etmek en doğru davranış gibi. Fed tutanaklarının kopardığı fırtına, piyasaların bu seçenekten hoşlanmadığını ortaya koyuyor. Aşırı likiditenin arzu edilen büyümeyi yaratmadığı, ancak enflasyon yükselişi sebebiyle bu tatmin etmeyen büyümeden de vaz geçilebileceği anlaşılıyor. Sanırım düşük büyüme ve yüksek enflasyon arasından bir tercih yapmadan önce, hangisinin orta ve uzun vadeli yan etkilerinin ekonomilerde daha fazla tahribat yaratacağı iyice analiz edilmeli.

Uzun yıllardır enflasyon belasının içinde yaşayan bir toplum olduğumuz doğru. Ancak, Y ve Z nesli 1980 ve 1990’lardaki yüksek enflasyonlu hayat tecrübesinden geçmedikleri için bu seviyede bir hayat pahalılığı ile ilk defa karşılaşıyorlar. İtiraf etmem gerekir ki, en de 52 yaşında olmama rağmen bu derecede bir hayat pahalılığı yaşadığımı hatırlamıyorum. Sırasıyla 1974-1980 Petrol Şokları, 1980’lerin başındaki enflasyon ve devalüasyonlar, 1994 ve 2001 Krizlerindeki devalüasyon ve enflasyon hafızamda duruyor. Sana yağı kuyruklarını da hatırlıyorum elbette. Ancak fiyatların bu kadar hızlı arttığı bir dönemi hafızamı zorlasam da hatırlamıyorum.

Dolayısıyla meselenin boyutlarının ciddiyetine uygun şekilde müdahale edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara