Sebep Sonuç İlişkileri Temelden Değişirken…

Sebep Sonuç İlişkileri Temelden Değişirken…

Talep ile alakalı eskiden belirli mevsimler olurdu. Yaz aylarında fabrikalar tatile girer, metropollerdeki devinim yavaşlar, aylık enflasyon rakamları çok düşük hatta eksi seviyelerde çıkar, sonra sonbahardan itibaren talep tekrar canlanmaya başlardı. Üniversite yılları olan 80’lerin sonu ve işe başladığımız 90’ların başında adeta ezberlenmiş bir süreçti bu.

2001 Krizinden sonra işle biraz değişti. Sermaye piyasaları fon yaratmak için reel piyasaya ihtiyaç duymayacak hale geldi, hizmet sektörü sanayiden daha hareketli oldu, turizm mevsimi tüm yıla yayıldı, dijitallik her yere egemen oldu. Geçenlerde bazı yakınlarıma bu gelişmenin ayak seslerini nerede duyduğumu söyleyerek güldürdüm: “Kış aylarında da dondurma satışlarının devam ettiğini görünce değişimin geldiğini anladım.” Eskiden dondurma yaz ayları haricinde bildiğimiz bir ürün değilken şimdi dünyadaki tüm restoranlarda mutlaka var olan bir ürün haline geldi.

21. yüzyıl ile beraber dijitalliğe daha fazla yatırım yapılması, akıllı telefonların her işlemi yapabilecek hale gelmesi, uçaklardan her türlü taşıta kadar internetin çalışması kaçınılmaz olarak işlem sayısını artırdı. Bu işlemlere finansman yaratıldığı sürece talep canlı kaldı, fiyat artışları makul seviyedeyken şikayet eden olmadı. Ancak hem pandemi hem de Rusya-Ukrayna krizi peş peşe gelip hammaddeden nihai ürünlere kadar her kalemde stokçuluk ve doğal olarak fiyat yükselişleri yaratınca “365 güne yayılmış canlı talep” ile başa çıkmanın yolları arandı. Sıkıntı şu ki talebi hızlı aşağıya çekmek hem büyüme sorunları hem de artan işsizlik sebebiyle siyasi sıkıntılar yaratacaktı. Bu sebeple ABD ve AB enflasyonla mücadelede tereddüt ettiler. Doğal olarak Merkez Bankaları geç kaldılar. Şimdi resesyon endişesi ile faizleri dikkatli artırıyorlar.

“Piyasaya Sürekli Müdahale Olumlu Sonuç Vermez…”

Piyasa ekonomisinin hakim olduğu yerlerde mal ve hizmetlerin fiyatlarına doğrudan müdahale imkanı olmadığı için faiz yükseltme ve parasal sıkıştırmayla enflasyonla mücadeleye devam edilirken, Türkiye’de birbirinden farklı reçeteler denendi. Makro İhtiyati tedbir adı altında sunulan reçetelerle para piyasalarını “sıkıştır-gevşet” tarzında dinamik yönetmeye kalktık. Dövize ilgi olmasın diye dövize benzeyen enstrümanlar yarattık, reel piyasaya doğrudan müdahale ettik, kredileri kıstık. Ancak ücretleri ve maaşları yükselterek enflasyonun altındaki ateşi yakmaya devam ettik, kamu harcamalarında da hız kesmedik. Ortaya çıkan açığı daraltmak için vergileri yükselttik, bu da hayat pahalılığını artırdı. Bu sefer tekrar maaş ve ücret ayarlaması yapılacağı duyuruldu.

Hesaplamalarımıza göre Temmuz Ayına ait enflasyon oldukça yüksek gelecek. Çift hane olması ihtimali de var. Merkez Bankası’nın Ağustos Ayındaki toplantısında politika faizlerini % 20’den daha yükseğe çıkaramayacağını tahmin ediyorum. Bu durumda kredi faizlerini yükseltme ve sınırlama adımlarının yaz sonuna kadar devam edeceğini söylemek falcılık olmaz. Parayı sıkıştırdığımız zaman bir kısım döviz satışının geleceği aşikar, turizm gelirlerinden de beklentimiz var. Ekonomi Yönetiminin yaz aylarını kazasız belasız atlatma hamleleri Ağustos’ta devam edecek belli ki.

Gelecek yıl 31 Mart’ta gerçekleşmesi beklenen yerel seçimler öncesinde bu yılın Ekim-Kasım aylarında adaylar belli olmaya başlayacak. Bu süreçte ekonomide talep yetersizliği veya büyümede gerileme yaşanmaması için çaba verilecektir. Ocak’tan itibaren bu çalışmaların zirve noktasına ulaşacağını düşünüyorum. Bu sebeple en geç Kasım ayından itibaren kredilerde yine bir genişleme yaşanacağı düşünülebilir. Bu çerçevede her ne kadar KKM enstrümanını bankalar için cazip olmaktan çıkaracak hamleler yapılsa da, özellikle bireylerin ilgisinin devam edeceğini düşünüyorum. Bankaların TL Mevduat oranlarını artırarak KKM’den bu tarafa çekmek için uğraş vereceklerini de tahmin ediyorum. Ancak bu şartlar altında KKM’ye uygulanan faiz oranlarından çok daha yüksek faiz teklif etmeleri gerekecek.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara