Senaryolar ve İhtimaller…

Geçen hafta, iş dünyasına Rusya ve Ukrayna gerginliğinin Türkiye açısından ne gibi yan etkiler yaratacağı konusunda bir değerlendirme yaptım. Sizin için özetleyeyim:

Dr. Can Fuat Gürlesel’ in Nisan başında yaptığı bir analize göre, elimizde üç adet senaryo vardı. Bunlardan ilki Rusya ve Ukrayna arasında bir ateşkes, ardından da bir barış anlaşması, ve nihayetinde Rusların Ukrayna’da kademeli olarak geri çekilmesi idi. Eğer böyle bir şey gerçekleşseydi, küresel büyümede çok büyük bir değişiklik olmayacak ve % 3,5 ile dünya yılı kapatacaktı.

Maalesef şu an ikinci senaryoya geçmiş bulunmaktayız. Yani işgal ve çatışmalar daha çok uzun sürecek, dünyanın büyümesi % 2,5 ile 3 arasında gerçekleşecek, küresel ticarette yarım trilyon dolar bir azalma olacak, ki bu neredeyse Çin’in Amerika’ya ihracatı kadar bir rakam. Kısaca, normalde 23 trilyon Dolar beklenen küresel ticaret, 22,5 trilyon Dolara inecek.

Üçüncü senaryo daha berbat bir senaryo açıkçası. Buna göre Ruslar Ukrayna’yı işgale devam edecek ve yepyeni bir soğuk savaş dönemi başlayacak. Eğer böyle bir felaket ortaya çıkarsa dünya ticaretinde 1,5 veya 2 trilyon Dolar azalma olabilir. Bu da küresel büyümenin %1 ya da %2 civarında gerçekleşmesi demektir ki, yüksek enflasyon gerçeği altında bizi oldukça zor günler bekler desem yanlış olmaz. Can Hoca’ya bilgilendirmeleri için teşekkürler.

Şimdi ülkemizin durumunu ele alalım: Türkiye Rusya, Azerbaycan ve İran’dan doğal gaz ve petrol ithal ediyor. Geçen yılki fiyatlarla enerji faturamız 55 milyar Dolar civarında. Şimdi 100 milyar Doları geçecek gibi gözüküyor. Bundan başka tarım ürünleri ile diğer hammadde ve aramalı, özetle emtia ithalatına mecbur olan bir ülke olduğumuz için, büyüme yavaşlarken cari açığımızın genişlediğine şahitlik edeceğiz. Hali hazırda ikinci senaryoda böyle bir durum bizi bekliyor. Üçüncü senaryoyu düşünmek bile istemiyorum.

“Kırılgan Bir Dengede İlerliyoruz…”

Geçen sene aralık ayında döviz kurlarının hızlı yükselişine karşı alınan önlemler şu an elimizi ayağımızı bağlamış gibi gözüküyor. Mesela, döviz kurlarını serbest bırakıp ithalatı caydırma opsiyonu kur korumalı mevduat enstrümanı sebebiyle hazineye oldukça büyük bir yük bindirir. Dolayısıyla yapılamaz. Ayrıca döviz kurlarını serbest bırakınca enflasyona da doğrudan etkisi olduğu için, yaklaşan seçimler sebebiyle böyle bir seçenek kullanılmayacaktır doğal olarak. Zaten yeterince yüksek enflasyon.

İhracat artışı devam ediyor ama ihracat birim değeri ithalat birim değerinin çok altında seyrediyor. Bu da ihracatın rekor kırmasına rağmen cari dengeye önemli bir fayda vermemesi sonucunu doğuruyor.

Hal böyleyken hepimiz yılsonuna kadar enflasyonun oldukça yüksek seviyelerde, yani % 45 ile 60 arasında seyretmesine şahitlik edeceğiz. Bu arada swaplar sayesinde oluşturulan rezervlerden döviz satarak kur yükselişlerine mani olmaya çalışıp, enflasyonun daha da artması önlenmeye gayret edecek gibi gözüküyor. Merkez Bankası’nın para basması veya iç borçlanma yoluyla kamu açıklarının finanse edilmesi belli bir yere kadar sürdürülebilir ancak, hiperenflasyona bir adım uzakta olduğumuzu da söylemek ve ikaz etmek istiyorum.

Tüm bunların aynı anda gerçekleşmesi elbette bir kabus senaryosu ancak düşük ihtimal değil maalesef. Aslında yapılması gereken işler var ancak bunlar Aralık ve Ocak ayında alınmış tedbirler sebebiyle uygulanamaz hale geldi.

Ekonomi Yönetimi bir tercih yapmış gibi gözüküyor. Ya büyümeden vazgeçecek ya da enflasyonla mücadeleden vazgeçecekti. Enflasyonla mücadeleden çok büyümeye odaklanıldığını görüyorum. Ucuz finansman yolu ile vatandaşın ya da kurumların borçlanma ile de olsa ceplerinde bir kısım parayla oy vermeye gitmeleri tercih ediliyor mutlaka. Bu arada herkesin beklentisi, seçimlerin bir an önce olması ve seçimler neticesinde gerçeklere dönülmesi.

Şunu net olarak söyleyebilirim ki Rusya-Ukrayna krizi bugün sona erse bile tedarik zinciri kırılması ve diğer sorunlar bir süre daha devam edecek ve enflasyonun hem küresel hem de ulusal anlamda düşmesi için 2023 yılının sonunu beklemek zorunda kalacağız.

Bu detaylar dahilinde, ekonomi yönetiminin en azından seçimlere kadar rezervlerden döviz satışı, hazineden kur farkını fonlama ve emisyon ile borçlanma yoluyla piyasayı-kamuyu fonlama sürecine devam edeceğini tahmin ediyorum. Bunun elbette kırılgan bir dengede devam edeceğini söylememe gerek yok.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ara