İhracat vizyonunu bir kere daha ele almak gerekiyor... (İkinci ve son bölüm)

İhracat vizyonunu bir kere daha ele almak gerekiyor... (İkinci ve son bölüm)

 

Hafta sonu bir kuruluşun Türkiye'yi satınalma gücü paritesine göre 5. sıraya yerleştirdiği bir analiz epeyce rağbet gördü. Bu tarz çalışmalar çok yapılıyor. PPP'ye göre Türkiye'nin 14. olacağını söyleyen ciddi çalışmalar da var. Biz bu tarz tartışmalara girmeyip geleceğe ciddiyetle bakalım. 

Gelecekte, hatta 2071’de Türkiye’yi sadece Milli Gelir Büyüklüğü ve buna göre dünyadaki sıralaması olarak tarif etmek fazlaca kestirme bir önerme  olacaktır. Küresel olarak sanat, spor, müzik, bilim, teknoloji gibi alanlarda liderlik etmedikçe Milli Gelir büyüklüğünün tek başına bir anlamı yoktur. Örneğin, Nijerya’nın Ekonomik Büyüklükte 2030 yılında ilk 20’de olması önemli bir gelişmedir ama küresel etkileşimde ne kadar güçlü olduğu ortadadır. Başı dertten kurtulmayan bir ülkedir Nijerya.

Cuma günkü yazıda belirttiğim gibi, Ekonomik büyüklüğün parametre olarak kabul edilmesi de, gelecek öngörülerinde bize fazla yardımcı olmamaktadır. Büyümenin enerji kaynaklarının güvenliğini sağlamadan başarılması da mümkün değildir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre 2030 yılına doğru beklenenin aksine petrol,  kömür ve doğal gaz talebinin yüksek seyretmeye devam edeceği anlaşılıyor. Bugünden 2030 yılına kadar Dünya Enerji talebinde % 45 artış yaşanacağını söyleyen Uluslararası Enerji Ajansı, söz konusu talebin 3’te birinin kömür tarafından karşılanacağının altını çiziyor.

Türkiye’de kömürden enerji elde etmek için, yerli kömürün kimyasal süreçlerle zenginleştirilmesi şart. Aksi taktirde ithal kömür tek çare olarak gözüküyor. Petrol ve Doğal Gaz’da dışa bağımlı olan Türkiye’nin 2071 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarını çeşitlese de “enerji güvenliği” açısından riskli bir konumda olacağı görülüyor. Büyük ihtimalle dış politikasını da söz konusu ihtiyaçlar doğrultusunda konumlandıracaktır.

TİM’in hazırladığı “2023 yılında 500 Milyar Dolar İhracat Planı”, Cumhuriyetin 100. yılında ilk 10 sırayı alacak sektörleri şöyle tarif ediyor:  Makine, Otomotiv, Demir-Çelik, Tekstil ve Konfeksiyon, Kimya, Elektrik ve Elektronik, Tarım, Demir Dışı Metaller, Tekstil ve Hammaddeleri, Mobilya. Sıralamada 11.liği Madencilik ve sonra da sırasıyla, inovasyon ve teknoloji ürünleri, mücevherat, gemi ve yat, çimento ve toprak ürünleri, deri ve deri mamulleri, halı ve balıkçılık almakta.

Açıkçası 2023 yılına kadar yapılan bu projeksiyonla ihracatın kilogram değerini  4 Doların üzerine çıkarmak için ciddi bir çaba sarf etmek gerekmekte olduğu anlaşılıyor. Bugünlerde Milli Savunma Sanayinde başlatılan hamlelerin, uzay ve havacılık sektörüne ivme vereceğini, farkı ülkelerin teknolojileriyle Türk teknolojilerini buluşturarak yüksek katma değer yaratma imkanı olduğunu görebiliyoruz. 

"Türkiye binalarla değil, insanlarla yükselebilir..."

Eğer daha uzak bir geleceğe, mesela 2071 için öngörülerde bulunuyorsak, şunu dikkate almalıyız. Bugünden yarına önereceğimiz her ayrıntı, 2020 ve 2030 yıllarında doğacakları ilgilendiriyor. Çünkü üçüncü binyılın başında doğmuş olanlar o tarihlerde emeklilik yaşına gelmiş olacaklar. 

2071 yılında büyük ihtimalle insan vücudunun bazı parçaları yapay zekayla üretilmiş ya da “güçlendirilmiş” olacak. Hatta birçok parçası diyebiliriz. Daha bugünden Alzheimer gibi hastalıklarla başa çıkmak için “beyin yongaları” geliştirilmekte. Uzmanlar 2071’e kadar kanser ve katılımsal hastalıklar ana karnından tedavi edilmeye başlanacağını söylüyor. Demek ki, bugün konuştuğumuz günlük dertlerin önemli bir kısmı mevcut olmayacak.

Bugünkü tüketim ve yatırım reflekslerinden daha değişik reflekslere sahip Türk ve Dünya İnsanının var olacağını kabul ediyorsak, bugünden itibaren büyüme modelinin de değişmesi gerektiğini kabul etmemiz gerekir. Mağazalardan değil sanal ortamdan alışveriş edecek, tatil tercihlerini sanal gerçeklik üzerinden yapacak, banka şubesine ihtiyacı olmadan yaşayacak, dijital ya da kripto para kullanacak, okula gitmeden sanal ortamdan eğitim görüp diploma sahibi olacak, siber yaşama bağlı bireylerin varlığından bahsetmekteyiz. 

Böyle bir gerçek Türkiye’ye doğru yaklaşırken, bugünün konvansiyonel şartlarından servet sahibi olanların da gelecekte var olmayacaklarını şimdiden görüp, değişim için vakit geçirmeden yola çıkmaları gerekmekte. Geleceğin servet sahipleri, inşaatçılar veya perakende zincirleri sahipleri olmayacağı görülüyor. Özetle, Türkiye’nin 2071 yılına doğru “zenginleşme felsefesinde” bir devrim yapması gerekiyor. TİM bunu fark ettiği için ciddi bir hamle başlatmış durumda.

2030 yılında Mars’a ilk yolculuğun yapılacağı da 2016 yılında açıklanmıştı. Dolayısıyla Türkiye’nin uzay çalışmaları için ciddi bir bütçe ayırmak zorunda olduğu anlaşılıyor. Asıl “uzay yarışı” dünya dışı yerleşimlerle başlayacak. Bu tarz misyonlara katılacak olanların sadece Hava Kuvvetleri Personelinden seçilmesi söz konusu olamaz. Bilim adamları kadar, güvenlik, sağlık, temizlik, mühendislik, ulaşım vs gibi konularda uzman olanların da bu misyonlar için yetiştirilmesi gerekmektedir. 
 
Bunların hepsini yapabiliriz. Bunu tek başımıza değil, dostlarımızla birlikte yapacağız. Milli Kimliği kaybetmeden evrenle buluşmak pekala mümkün. Türklerin bunu başarabileceğini bir tek ben söylemiyorum.

David Passig’in “2050” adlı eserinden bir alıntıyla bitiyorum.
 “Türklerin tarihini öğrendikçe hem bilinen hem de gizli kalmış yanları beni büyüledi. Bu nedenle bu kültürün geleceğini de incelemem doğaldı. Daha derine indikçe, Ortadoğu’da birçok ülkenin kaderinin de Türkiye’nin kaderine ve merhametine bağlı olduğunu gördüm. Türkiye’yi saran ve içinde gelişen eğilimleri inceledikçe, Türkiye’nin 21. yüzyıl tarihinin, kültüründe önemli bir yer tutacağını anladım...”

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 14.1.2019 07:24:50

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.