Faize sıra gelmeden yapacak o kadar iş var ki !...

Faize sıra gelmeden yapacak o kadar iş var ki !...


2019 yılına ilişkin beklentileri de seçim öncesi ve seçim sonrası olmak üzere ikiye ayırmak lazım. Yerel seçimlerden sonra büyüme modelinin bir kere daha masaya yatırılacağını tahmin ediyorum. Çünkü şu ana kadarki pratik düzeltmelerle uzun menzil almak mümkün değil. Ancak yeni ekonomik planda hükümetin hem büyüme, hem işsizliğe, hem de enflasyona eskisine göre daha gerçekçi bir bakış açısı getirdiğini görüyorum. 

Daha düşük büyümelere razı olacağız. Daha önceki yazılarımda çokça söyledim, "koşan atı tımar etmek mümkün değildir" diye. Belki biraz fazla hızlı koştuk, çünkü, 15 Temmuz’da alçakça saldırıya maruz kalmıştı Türkiye. Buradan toparlanmak için ciddi bir büyüme performansı gösterdik. Ekonominin altyapısı bu büyümeye hazırlıklı değildi. Vidalarına kadar esnedi, gıcırdadı. Kulakları rahatsız eden sesler çıkardı. Şimdi yavaşlarken elimize bir fırsat geçti. Artık büyümeden kalkınma modeline geçmemiz lazım. 
Bir başka gerçek de şu: Özel sektörün önemli bir kısmı 60 yıldır devletten hep teşvik istemiş. Maalesef, verilen bu teşvikler karşısında arzu edilen fayda elde edilememiş. 


“Yapısal Reform demekten yorulduk...”


Faiz seviyesini tartışmadan önce, devletin teşvik modelini ele alması lazım gibi gözüküyor. Eğer akıllı adımlar atılırsa, özel sektörün Türkiye’yi yine  sırtlayacağını düşünüyorum. Tabii, Türkiye’yi doğru bir yere götürecek olan adalet, özgürlük ve eğitim konusundaki yapısal reformların hayata geçirilmesi lazım. Mahfi Eğilmez Hoca’nın sıkça dile getirdiği “Yapısal Reformlar” için 2019 yılı ciddi bir fırsat.

Tam bu esnada bir de giderek şiddetlenen kuşak çatışmalarıyla uğraşıyoruz, ama bir şansımız var: O da dijitalleşme.

Dijitalleşme nesiller arası çatışmayı bir nebze ortadan kaldırması açısından şu ana kadar düşündüğümüz bazı riskleri ortadan kaldıracak gibi gözüküyor. Her ne kadar direnç gösterilese de, dijitalleşmenin kaçınılmaz olduğunu kabul edip avantajlı taraflarını gösterecek bir liderliğe ihtiyaç var. Tabii bu sürecin sonunda bazı sektörlerin eleneceğini düşünüyorum. Sadece sektörlerin değil bazı mesleklerin de yok olacağını kabul etmek lazım. 

Anlaşılıyor ki, dijital dönüşüm kaçınılmaz. Sonuçta bolluk toplumuna geçişte insanların yaratıcı zekasını kullanması için gerekli ortamın yaratılması gerekiyor.Sabahtan akşama 3 saatini yolda, 7- 8 saatini de işte geçiren, arada öğle yemeğiyle nefes alan bir insanın yaratıcı zekasını ortaya koymasına imkan yok. Yaratıcı zeka bol özgürlük ve kişilerin birbirleriyle eşit şartlarda rekabet ettiği, eğitimin yüksek olduğu yerlerde iş yapıyor. 

Son olarak: Sürekli gençlerle övünüyoruz ama, gençlerin isteklerinden haberimiz yok. Patronlar "gençler bizimle çalışmak istemiyor" diyor. Çalışmazlar, çünkü artık başarılı firmalar hiyerarşilerle yönetilmiyor. Kişiyi kontrol eden değil, işi kontrol eden sistemler artık işi büyütüyor. Türkiye'de ise halen babadan kalma hiyerarşiyle üretme saplantısındayız. 

Şirket yönetmek artık orkestra şefliği gibi. Ekibin kalitesini yükselten, ahenk içinde çalıştıran yöneticiler lazım. O yüzden herkesin işini çok iyi yapması lazım. Bunu da dijitalleşmeyle daha rahat sağlayabiliriz diye düşünüyorum.
İşte böyle Dostlar. Daha faize sıra gelmeden yapacak o kadar çok iş var ki, saymakla bitmez.

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

 

Eklenme Tarihi : 15.1.2019 07:27:12

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.