Atlantik'in Batı tarafı acaba gerçekleri görmeye mi başladı ?...

Atlantik'in Batı tarafı acaba gerçekleri görmeye mi başladı ?...

 

Akademik hayatın en güzel yanlarından biri, herhangi bir meselede bilimsel ve pratik deneyimlerini derinleştirmiş değerli insanlarla yan yana çalışabilmek. Dış Politikadan Hukuka, Eczacılıktan Mühendisliğe, Sağlıktan İşletmeye kadar her alanda bilim insanlarıyla çalışmanın keyfini yaşıyorum açıkçası. 

Hafta sonu Altınbaş Üniversitesi’nin çalıştayı için Antalya’daydım. Çalıştay’a katılan Rektörümüz Çağrı Erhan Hoca ve Ahmet Kasım Han Hocalar, hem Amerikan Siyasi Tarihi hem de Türk-Amerikan İlişkileri üzerinde ciddi çalışmaları olan akademisyenler.
 
Değerli Hocalara, Türkiye ve ABD ilişkilerinin dünü ve bugünü ile alakalı sorular sordum. Hatta Pazar günü Çağrı Hoca bu konuda oldukça güzel bir makale kaleme aldı. Pazar günü Türkiye Gazetesinde yayınlandı. 
 
Makaleden anladıklarım şunlar: Osmanlı Devleti ve ABD arasındaki ilişkiler önce ticaret parantezinde başlamış. Cumhuriyetin kurulması ve kapitülasyonların kaldırılması ile biraz sekteye uğrasa da 1929 yılından itibaren tekrar ticaret bazı ilişkiler artmaya başlamış.
 
 Ancak, 1940'ların ikinci yarısıyla birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinin tabiatında köklü bir değişiklik yaşanmış. ABD ve SSCB arasında başlayan “Soğuk Savaş” sebebiyle Türkiye’nin jeopolitik konumu, NATO stratejilerinde Türkiye’ye verilen roller, Türkiye’nin ABD’nin Orta Doğu siyaseti için ne anlam ifade ettiği gibi konular Washington’un Türkiye’ye dair yaklaşımını belirlemesinde temel öncelikler hâline gelmiş.
 
Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde başlayan silah ambargosunun Türkiye’den çok ABD çıkarlarına zarar verdiğini, NATO’nun güneydoğu kanadını zayıflattığını, İttifak’ın bu yüzden SSCB karşısında gerilediğini savunanların sayısı artınca, ilişkiler başka bir düzleme geçmiş. Çağrı Hoca “belki de, silah ambargosunun kalkması için dile getirilebilecek en akılcı gerekçeler bunlar olduğu için böyle hareket edilmiştir” diyor.
 
1990'lardan itibaren Sovyet tehlikesi sonra erince, ABD ve diğer ülkeler arasında ticari ve ekonomik ilişkiler askerî boyutun önüne geçmiş. Fakat Türk-Amerikan ilişkilerinde aynı değişim yaşanmamış.Türkiye’nin komşu olduğu Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’da yaşananlar sebebiyle Türk-Amerikan ilişkileri Soğuk Savaşın bitimini takip eden yaklaşık 30 yıl boyunca da ağırlıklı olarak stratejik bir tabiata sahip olmayı sürdürmüş gözüküyor. 

"Rüzgar başka yönden esmeye başladı gibi ..."

ABD Türkiye’yi, müttefik, stratejik ortak, model ortak vs. şekillerinde tanımlamış ama hiçbir zaman bir ticari ortak olarak nitelendirmemiş. Ayrıca, Ticari olarak tüm güzellikleri de Türkiye haricindeki ülkelere hediye etmiş gözüküyor.
 
Ben de TİM Genel Sekreteri olarak 2000-2006 arasında Washington’da katıldığım toplantılarda, ticari konuların askeri konularla eş değerde ele alınması için çırpınanlardan biriydim. Maalesef bu konuda her zaman büyük engellemelerle karşılaştık. “O tarihlerde bile Ticari ilişkiler Washington için kayda değer bir konu değildi” diyor Çağrı Hoca. Birebir yaşadığım için teyit ediyorum bu yorumu.
 
Ancak, ABD’nin sürdürdüğü bu ilişki biçimi 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ve sonrasında, iki ülkenin arasını açtı. Hatta iki ülkenin “müttefik olup olmadıkları” bile tartışmaya açıldı.Geçenlerde Amerikan İş Adamlarıyla yapılan toplantıda verilen mesajlar iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir eksen arayışını ortaya koydu.
 
Bu yeni eksen, iki ülke arasındaki tartışmalı ve sürüncemede kalan bazı konuları, iş dünyası üzerinde çözme ihtimali yaratabilir gibi gözüküyor. En azından başka örneklere bakarak bu konuda umutlanıyorum diyebilirim.

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 12.2.2019 07:41:22

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.