Piyasayı duymak deyince...

Piyasayı duymak deyince...

 

Hep bankalarla ilgili konuşuyoruz ama başka kredi kuruluşları da var. Finansman Şirketleri, Faktoring Şirketleri ve Leasing Şirketleri. İsimleri "şirket" olarak geçse de, bunlar kredi kuruluşlarıdır ve özel kanunları vardır.

Meclisteki "Bankacı Lobisi" sebebiyle Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bu kuruluşlar için herhangi bir kanun çıkarılmamıştı. Faaliyetlerini ilgili mevzuat ve bolca da "yorum" ile yürütüyorlardı. Bankalar bu kurumları kendilerine rakip gördükleri için, bazılarının büyük ortağı olmalarına rağmen güçlenmelerini bek istemediler. Ancak, bu kurumlar yılmadılar ve birçok konuda bankalardan daha rekabetçi olduklarını ispat ettiler. Sonunda sağdan soldan gelen baskılara rağmen birkaç yıl önce hem yasaları çıktı hem de "Birlik" haline geldiler. Tabii bunların aynı Birlik çatısı altında olmaları için çaba gösteren taraflar oldu. Maalesef yasa da bu şekilde çıktı. 

Neyse hiç yoktan iyidir diyelim. En azından yasaları var ve sektörde güçlerini her geçen gün artırıyorlar.   

Yılbaşından beri, banka harici finans kuruluşlarıyla temastayım. Çünkü piyasayı bankalara göre daha iyi duyuyorlar. Edindiğim intiba şu: Banka sermayeli olmayan finans kurumlarının önemli bir kısmı, 31 Mart'a kadar bilanço daraltmaya devam edecekler. Şöyle ki, bir zamanlar verdikleri düşük faizli ve uzun vadeli kredilerin geri dönüşünden sonra, oldukça dikkatli ve seçici şekilde faaliyet gösterecekler.

"Bu yıl 1 TL bile kaybetmek istemiyoruz" diye konuşan yöneticiler, daralan piyasalar sayesinde verimlilik çalışmalarına başlamışlar. Maalesef, işten çıkarmalar başlamış. Ortalama olarak %10 ile % 20 arası personel azaltmaya giriştiklerini görüyorum. Ayrıca taşra teşkilatlarının verimsiz olanlarını da kapıyorlar. 

"Kredi verirken şuurlu olmak gerekiyor.."

Kaynak kompozisyonu açısından bakıldığında, bono-tahvil arzındaki ciddi gerileme ve yeni "roll-over" yapılmamasıyla, tekrar bankalara dönülmüş durumda. Akıllardaki soru şu: "Seçimlerden sonra bir faiz indirimi gelir mi ?" Bunu sormalarının sebebi şu: Eğer müşteriler güvenilir ve güçlüyse, ihracatları veya döviz gelirleri toplam gelirlerin % 50'sinden yüksekse, faiz konusuna şimdiden daha esnek davranabileceklerini ifade ediyorlar. Ancak tahsilat konusunda zorluklar yaşayan firmalara, boyutları ne olursa olsun kredi vermemeye niyetliler. 

Aslına bakılırsa, firmaların üç sebepten dolayı kredi kullandığını görebiliyoruz: Yatırım, işletme sermayesi, borç-alacak vade uyuşmazlığı. Fakat, borç ile alacak vadeleri arasında uyuşmazlık kabul edilebilir seviyenin üzerine çıkmışsa, en gözü pek finans kurumlarının bile böyle firmalardan uzak durduğu görülüyor. 

Sonuç olaraki kaynak sıkıntısının çekildiği bu dönemde, kredi kuruluşları, ellerindeki parayı normal günlerde olduğu gibi "ticaret" amaçlı olarak değil, daha çok "milli şuur ve sorumluluk" parantezinde kullandırmalı diye düşünüyorum.

Katma değer yaratan, insan kaynağına önem veren ve teknolojik altyapıları sağlam olan firmaların yaşamaya devam edeceği açık. Dolayısıyla "muhtaç" olanlara değil, "ihtiyaç" sahiplerine bu kaynağı kullandırmak sorumluluktur desem yanlış olmaz.

 

Pof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 21.2.2019 07:31:46

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.