Kendimizi bir sorgulayalım artık..

Kendimizi bir sorgulayalım artık..

 

Bu yazımda Türk İnsanının meziyetlerinin arasından cımbızla şu ikisini çekeceğim. "Adaptasyon kabiliyeti" ve "zayıf hafıza". Bazen bu iki özellik birbirine güç veriyor, pekiştiriyor. Futboldan siyasete, ekonomiden atom fiziğine kadar herkese yorum yapma hakkı veren özellikler bunlar.
 
Ekonomi, siyaset ve futbol konularında yorum yapanların önemli bir kısmı değişen şartlar karşısında "nasıl olsa alışırız" derken, bu rahatlıkla yaptıkları yorumların tersi çıkınca da "nasıl olsa unuturlar" diye kafaya takmıyorlar. Peki haksızlar mı ? Üzülerek söylüyorum değiller. 

"Olaylarla Türkiye Ekonomisi" Kitabında Yalın Alpay'la altını çizdiğimiz finansal krizler, enflasyon  ve devalüasyon tarihçesi bile her şeye çabucak alıştığımızı ve herşeyi çabucak unuttuğumuzu gösteriyor. Döviz Kredisi alandan yanlış transfer yapana kadar birçok örnekte bu iki "meziyeti" gerçekleyen sonsuz sayıda olay mevcuttur. Ancak, yine de ders almaz, bir daha yaparız.

Açıkçası, İnsanoğlunun gelişim konusundaki inadı ve tekrar tekrar deneyerek başarılı olma hevesini Türk İnsanı farklı bir taraftan yakalamış. Mesela, inovasyon ve yenilikçilik sıralamasında  OECD ülkeleri arasında yerimiz parlak değil. Ancak, gece yarısı bir arkadaşınızdan şöyle bir telefon alabiliyorsunuz. "Gün görmemiş küfür buldum, dur dinle !". Şaka değil, gündelik hayatımızda "buluş, icat, inovasyon" diye bayıla bayıla anlattığımız hikayeler, tenis raketiyle çivi çakmaktan başka bir şey değil. Yani eldeki kaynağı doğru amaçla kullanmayıp, kestirme çözüm buldum diye övünen insanlarız biz. 

Mahfi Eğilmez Hoca'nın da sürekli söylediği gibi, kural koyanın kurallara uymadığı bir üke Türkiye. Hatta ender yaşanan bir olay için, genele şamil yasa-mevzuat-yönetmelik çıkaran bir ülkeyiz. Eğer bir yasayı ya da mevzuatı okurken "Allah Allah ! Bu da nereden çıktı ?" diyorsanız, sebebi budur. Kadının attığı kahkahadan, eğitim ile ilgili söylemlere kadar, kişilerin özelde yaşadığı olaylar sebebiyle genele şamil cümleler kurduğu bir ülkedeyiz. 

"Gerçeklerden neden hoşlanmıyoruz ?..."

İyiyi kötü, kötüyü ise iyi olarak göstermekten hoşlananların ülkesiyiz biz. Tartışma zemini mantıklı bir yere bir türlü oturamadığı için, doğruyu da bulamıyoruz. "Her şey çok güzel olacak" diyenlerle, "her şey kötü" diyenlerin sevildiği ve baş tacı edildiği bir ülkeyiz biz. 

Dolayısıyla, Türkiye'de gerçekleri konuşmak mümkün değildir. Bizler gibi ısrarla gerçekleri konuşan insanları pek fazla seven olmaz. Çünkü halkın önemli bir kısmı gerçeklerden hoşlanmaz. Olumlu yada olumsuz bir gerçeği söylediğinizde ya "fazla iyimser" ya da "çok kötümser" diye yaftalanırız biz. Bu sebeple Türkiye'de bilim ve sanat yapmak kolay değildir. Çünkü insanlar objektif olmanızı değil, onların tarafında olmanızı isterler. 

Dolayısıyla, bugün geldiğimiz noktayla ilgili faturayı birilerine çıkarmadan önce, şahsi menfaatimizi toplum menfaatinin önünde tutup tutmadığımızı, birileri fark etmiyorsa yaptığımız her şeyi mubah görüp görmediğimizi, doğrudan şaşmayan insanlar yerine eğip bükebileceğimiz insanlarla çalışmaktan hoşlanıp hoşlanmadığımızı, sadece birileri fark ettiği için yaptıklarımızdan pişmanlık duyup duymadığımızı, eleştiriye açık olup olmadığımızı bir sorgulayalım lütfen. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 1.3.2019 07:15:09

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.