IMF gelirse ilk neye bakar ?...

IMF gelirse ilk neye bakar ?...

 

Dün öğlen saatlerinde kıymetli bir siyaset uzmanı bana şunu sordu: "IMF gelse önce nerden başlardı ?". Ben lafı hiç uzatmadan "önce bankacılıktan başlardı" dedim. Kamu Harcamaları vs, bankacılıktan sonra el atılması gereken mesele.

Ağustos ayında başlayan ekonomik türbülans esnasında, BDDK'nın sorunlu krediler ile sorunlu olmaya aday krediler ile ilgili bazı düzenlemeler yaparak, bankaları rahatlattığını biliyoruz. Soruyu soran kıymetli uzmana "ancak IMF gelirse önce bu düzenlemelerin düzeltilmesini isteyecek, ardından da tüm bankalara yeni durum için stres testi uygulattıracak" dedim. Normalde BDDK dönem dönem stres testi uyguluyor ama, uluslararası kabul görmüş bankacılık kuralları çerçevesinde bu kurumlarının sağlamlığını test etmek isteyeceklerdir. 

Bankacılığın neden öncelikli bir mesele olduğunu anlatarak vakit kaybetmek istemiyorum. Bunu hala tartışan var ise, kendi dünyasına bırakmayı tercih ediyorum. 

Neyse, esnetilen kurallara rağmen Bankaların ve Bankacıların büyük bir uğraş içinde olduklarını söyleyebilirim. Özel Bankaların Yöneticileri bir yandan sermayedarları ikna etmeye çalışırken, diğer yandan para kaybetmeden yola devam istiyorlar. Basitçe şu anki durumu bir anlatayım. 

Hem mevduat/kredi oranlarını hem de DTH'lardaki gelişmeyi yan yana koyduğumuzda, Bankacılık Sektörünün sadece sorunlu kredileri değil, kaynak-kredi kompozisyonunu da dikkatli yönetmek zorunda doluğu ortaya çıkıyor. Bir başka deyişle, TL ve Dövize endeksli mevduat ile kredi dengesini riski artırmayacak şekilde idare etmeyi kast ediyorum. 

Yurt içi yerleşiklerin gelecek kaygıları sebebiyle tasarruflarını dövize endeksli olarak saklamaları ciddi bir gelişme. Ancak bankaların bu yükümlülüğü doğru şekilde yönetmeleri için dövize endeksli kredi vermeleri gerekiyor. Bunu yaparak kağıt üzerinde kaynak-kredi dengesi sağlansa da, bir kur atağı yaşandığı zaman bilançonun sol tarafını risk altına sokma ihtimali bulunuyor.

"Yabancılar kolay kolay vazgeçemezler ama..."

Elbette banka harici finans kurumlarının bilançolarını ufaltması mümkün. Ancak bir banka bilançosunu küçültemez. Aksine, aktiflerini sürekli büyütmek zorundadır. Dolayısıyla hem mevduat hem de kredi konusunda rekabetin devam edeceğini düşünüyorum. Özellikle 2019 gibi zor geçeceği belli olan bir yılda, özel bankaların mevcut müşterilerine refinansman yapacaklarını, çok sıkışılan yerlerde de yeniden yapılandırmaya başvuracaklarını görebiliyorum. Böylece bilançoyu yönetme imkanları da olacaktır. 

Elbette tüm bunlar bankaların likit olmaktan uzaklaşmaları sonucu doğuracak. Yine de, yabancı sermayeli bankaların ana merkezleri ne kadar nazlansa da, sermaye takviyesi yapmak zorunda kalacaklar. TL cinsinden artırılan sermayeleri hedge etmenin maliyeti ağızda tat bırakmayacak bir 2019 yılı işaret etse de, yabancıların bu piyasadan kolay kolay vaz geçmeleri mümkün değil.

Yine de seçim sonuçlarıyla alakalı kuşkuların acilen giderilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Bugün açıklanacak olan ekonomik reform paketinin, acil önlemler içeren bir paket olacağını tahmin ediyorum ve yorumumu yarına saklıyorum. 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 10.4.2019 07:29:25

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.