Gerçekçi olmak her derde devadır....

Gerçekçi olmak her derde devadır....

Herkes gözünün ucuyla döviz kurlarındaki yükselişe bakıyor. Diğer taraftan da bir türlü bitmeyen seçimi ve seçim tartışmalarını takip ediyor. "Kabak tadı verdi" diyenler çoğunlukta. Haksız değiller. 

Tarımdan sanayiye kadar çok ciddi sorunlar var, enflasyon ve faizin yüksek olduğu ise herkesin hemfikir olduğu bir konu. Bütçe performansının alarm vermeye başladığı görülüyor. Merkez Bankası’nın ödünç parayla rezerv toparladığı konusunda ciddi tartışmalar var. Üzerine de Doğu Akdeniz ve ABD gerginliği eklenmiş durumda. 

Bu kadar sorun üst üste yığıldığında yatırımcıların beklentisi eksiden bir “acil eylem planı” olurdu. Hala da bu beklenti içinde olanlar var. Ben bunun doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Sebep-Sonuç ilişkilerinin birbirine karıştığı ekonomi ve siyaset dünyasındaki sorunları bir adet reçete ya da yol haritası ile çözmek mümkün değil. 

Bugün belki de en samimi ve akılcı yaklaşım sorunların varlığını kabul etmek ve sorunun taraflarını masaya çeken, uzlaştıran ya da ikna eden bir hareket tarzı olacak. Birbirinden değişik menfaatleri ya da alışkanlık haline gelmiş davranışları olan gruplar olduğu gibi, farklı beklentilere sahip yerli ve yabancı bireysel yatırımcıların olduğunu kabul etmek gerekiyor. Herkesi memnun etmeye çalışmak toptan mutsuzluk yaratabilir. Bunu da unutmamak lazım.

Buradan hareketle beklentileri doğru yönetmek için sakin bir ses tonu, acele etmeden problemleri tek tek çözecek bir siyasete ihtiyaç var. Yerel seçimlerden sonra ortaya çıkan gerginlikleri tasvip etmek mümkün değil ancak, bunların “demokrasiye inanç” testi olarak değerlendirip soğukkanlılığı muhafaza etmeliyiz diye düşünüyorum.

"Karamsarlık en büyük tehlike..."

İşsizlik, durgunluk ve enflasyon konjonktürel olarak ortaya çıkan, iyi günlerde fark etmediğimiz veya ısrar ettiğimiz hatalardan meydana gelmekte. Biraz çalışmayla çözülmesi mümkün. Ancak bunu sağlamak için, en başta da dediğim gibi inandırıcı bir ses tonuna ihtiyacımız var. Son seçimlerde ortaya çıkan tablo, hükümetin inandırması gereken kesimin büyüdüğünü gösteriyor. Özellikle metropollerde genç nüfusu “geleceğin parlak olduğuna” inandırmak gerekiyor. Bireyler karamsarlığa düşerse, talep düşer, firmaların geliri düşer, finanstan sanayiye her yerde sürat düşer, neticede istihdam düşer, gelirler düşer. Büyümenin düşmesi de doğal bir sonuç olur. 

Aynı şekilde diplomatik problemlerin çözümü için öncelikle masadan kalkmamak gerekiyor. Ancak, çözümün gecikmesi veya sorunun Demokles’in Kılıcı gibi piyasaların üstünde sallanması iyi netice vermez. Bazen çözümü zamana bırakmak iyidir ama, bazı sorunları zamana bırakmak faydalı sonuçlar vermez. Diplomaside mucize çözüm yoktur. Sadece daha önce akla gelmeyen ya da tercih edilmeyen çözümleri birileri düşününce veya uygulayınca işler rayına girer. 

Devleti veya Kurumları yönetirken iç ve dış paydaşları dinlemenin büyük önemi vardır. Fakat önünde sonunda icraat, bizzat yöneticinin görevi ve sorumluluğudur. Şu an ABD Senatosunda Cumhuriyetçi Partinin çoğunluk lideri olan Mitch McConnell, “dinleyeceğin zamanla yöneteceğin zamanı doğru belirle” diyerek bu konuda bir saptamada bulunmuş.

Tarafları dinledikten sonra, doğru kararı verip uygulamaya geçmek gerekiyor. Eğer paydaşlar yöneticiler tarafından yeterince dikkatli şekilde dinlendiklerine kanaat getirirlerse, yöneticilerin kararlarını sindirmekte zorlanmazlar. Bunu sağlamak için “eşitlik-adalet” vurgusunu ihmal etmemek gerekir. 

Özetle, geldiğimiz noktada içinden geçtiğimiz sorunların “çözümsüz” olduğunu düşünmüyorum. Asla karamsar olmadım. Şimdi de karamsar değilim. Yeter ki, ayrışma olmasın.

Not: Bugün açıklanacak Merkez Bankası'nın faiz kararını yarın detaylı şekilde ele alacağım. Bu toplantıda faizlerle ilgili bir değişiklik olması beklenmiyor.

Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 25.4.2019 07:34:23

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.