Değişmeyen cümle: Kaç doların var ?..

Değişmeyen cümle: Kaç doların var ?..

 

Türkiye'den Meksika'ya kadar gelişen ülkelerin vatandaşları, zenginliklerini, borçlarını, varlıklarını hep dolar cinsinden ifade etmekteler. Açıkçası pek de kabahatli değiller. Bu durumun köklü bir hikayesi vardır.

Çok iyi hatırlıyorum, Tarantino'nun "Jackie Brown" filminde ne Meksika ne de Türkiye'deki ihtiraslı insanların yüzüne bile bakmayacağı bir miktar için, ciddi bir serüven yaşanıyordu. İşin gerçeği, gelişen ülkelerde zenginlik ifadesi 1 Milyon Dolardan başlarken, çok daha küçük paralar için Doların memleketi ABD'de kıyametler kopabiliyor.  

Belki de ABD'de faizlerin çok düşük olması ve Doların dünyada güçlü para olarak itibar görmesi sebebiyle, bir Meksikalı bir Türk veya bir Malezyalı'ya göre farklı yaklaşımlar sergileniyordur. Ancak, bana çok sık sorulan bir soruyu bu varsayımla cevaplayamıyorum: "Bizim gibi ülkelerde ne kadar zenginlik olursa olsun, neden insanlar daha fazlası için hırslanıyorlar ?"

Bana göre bu sorunun cevabını faizlerde değil, ahlakta aramak lazım. Toplum içinde itibarın sadece para ile elde edilmediği ortada. Makam ve ün ile de itibar geçici olarak sağlanıyor. Bu gerçeğe rağmen, gelişen ülkelerde varlık büyüklüğü ile itibar sağlamaya çalışanlar çoğunlukta. Bu varlığın seviyesi de Dolar ile ölçülüyor. Başka bir para birimiyle değil. 

Ulusal Para'ya olan güvensizliğin bir "yumurta-tavuk" ilişkisi olduğunu bile bile, bu kısır döngüden bir türlü çıkamıyoruz. Dediğim gibi ahlak sorunu en öncelikli sebep. 

"Dolarizasyon Gerçeği..."

Türkiye'de zenginliği Amerikan Doları cinsinden ifade etme alışkanlığı neredeyse Cumhuriyet kurulduğundan beri pek değişmedi diyebilirim. Türk Filmlerinde, Yeşilçam'ın uzun süre repliklerde TL'yi kullanmış, ancak sonraları o cephe de çökmüştür. Sadece gerçek hayatta değil, beyaz perdede de dolarizasyonun egemenliği perçinlenmiştir.

2002-1013 arasında yaşanan “ters para ikamesi süreci” ise bu durumu düzelteceğine iyice derinleşmesine sebep oldu, ulusal para cinsinden varlıkların dolar olarak ifadesini giderek artırdı. TL cinsinden varlıkların fiyatı şişerken doların da hızla değer kaybetmesi, Türkiye’nin zenginleştiği ve refahın arttığını şeklinde yorumlandı. Halbuki paydadaki rakam ufaldığı için sonuç suni olarak büyümüştü. Kötü bir tercümeyle “ters para ikamesi” olarak tarif edilen, ulusal paraya geri dönüş süreci çok geçmeden reel piyasanın dinamiklerini de bozdu.

Döviz kurları düştükçe ve döviz kredisi faizleri TL’ye göre oldukça düşük seviyelerde kaldıkça, sanayide girdiler ve yükümlülüklerin büyük kısmı da yabancı para cinsinden oluşmaya başladı. Yerli ara malı ve yatırım malı üreticileri, yabancı rakiplerine göre daha pahalı kaldıklarından, talep yetersizliği nedeniyle piyasayı terk etmeye başladılar. İmalat Sanayi “küresel markalara” fason mal üretir hale geldi. Tabii bu durum, ekonominin dış şoklara karşı hassasiyetini artırdı. 

Bankalar ve Finans Kuruluşları yurt dışından aldıkları ve yurt içinde dağıttıkları dövize endeksli krediler nedeniyle çok ciddi bir tüketim lobisi oluşturdular. Bu lobiye hemen perakendeciler de eklendi ve elbette hemen arkasından yeni gelişen gayrimenkul sektörünün temsilcileri de bu orduya katıldılar. Dalgalı kur, yüksek faiz ile beraber yan yana gelince Türk Lirasının sürekli değerlenmesi sonucunu doğurdu ve ara malı-yatırım malı üreten yerli sanayiinin de çöküşüne davetiye çıkardı.

Tüm bu gelişmeler devam ederken, yüksek TL faizlerle birikimlerini büyütenlerin kurlar düştükçe servetlerinin ABD Doları cinsinden daha hızlı yükselmelerini memnuniyetle izlemeleri, tüketim lobisinin daha fazla destekçi bulmasını sağladı. Dolayısıyla "döviz kurları düşüyor, demek ki işler iyi gidiyor" şeklinde bir anlayış kamuoyunda etkili olmaya başladı. Kur ile ilgili tartışma ortamı yaratanlar hem hükümet, hem bankacılar hem de medya tarafından sert şekilde uyarıldı. 

Gelinen noktada Türkiye’nin ve benzer ülkelerin, ekonomik büyümeyi, vatandaşlarının sosyal ve ekonomik refah düzeyini kendi iradeleri ile belirleyecek gücü kalmamış gibi gözüküyor. Bu gibi ülkelerde işadamları ABD’li meslektaşları gibi devleti arkalarında hissedemez ve küresel sermayeden faydalanmaları ancak ve ancak, güçlü bir yabancı ortak ile mümkün olabilir. Aksi taktirde kendi ülkelerinin yüksek kaynak maliyetleri ile yola devam etmek zorunda kalırlar. 

Nitekim bugün, aynı merkezden türetilmiş yüzlerce yabancı firma, gelişmekte olan ülkelerdeki firmalarla ortaklığa girmiş durumdadır. Alt yapı, üst yapı, otoyollar, barajlar, havaalanları, enerji nakil hatları, boru hatları, telekom ve haberleşme, petrol arama, çıkarma, rafinaj gibi büyük montanlı yatırımların yanı sıra, bireyleri doğrudan ilgilendiren gıda, perakende, bankacılık ve finans, otomotiv ve beyaz eşya, benzin istasyonları hatta lokantacılığa kadar birçok alanda ortaklıklar kurulmuştur. Hatta yabancı firmaların tek başına pazara girmelerine bile müsaade edilmiştir.

Bu durum, ekonominin dışa kapalı olduğu dönemdeki nimetlerden faydalanarak zenginleşmiş bazı aktörleri ilk önce rahatsız etse de, çok geçmeden onlar da yeni düzene ayak uydurmuş ve işlerini yabancı ortaklıklarla büyütmüşlerdir. Sonuç olarak, Ulusal şirketler yabancı ortaklıklarla beraber organizasyonlarını ve iş yapma tarzlarını değiştirmek zorunda kaldılar.

Tüm bunlar 50-60 yılda kazanılmış değerlerin, dışarıdan gelen şoklarla her an kaybedilme tehlikesini ortaya çıkardı diyebilirim. 

Özetle; TL'nin değer kazanması enflasyon, finansman maliyetleri, büyüme, tasarruf birikimi açısından faydalar sağlasa da, diğer yandan döviz cinsinden borçlanmaları ve döviz girdilerini artırması, ihracatçıya kar problemi yaratması, nihayetinde hane halkına suni bir refah etkisi yaratması açısından da değerlendirilmesi gereken bir konudur.  

Sonuç olarak, kötü giden işleri yönetmek konusunda son derece tecrübeliyiz. Ancak iyi giden işleri yönetmek konusunda ciddi zaaflarımız var diyebilirim.

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 30.5.2019 07:13:49

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.