Trump yetmedi yanına bir de Johnson verelim..

Trump yetmedi yanına bir de Johnson verelim..


Ara sıra "Kabusname" isimli eserden alıntı yapıyorum. Mesela "kişinin cevheri neyse aslı odur" diyor kitapta. Trump ve Johnson tam olarak bu önermeyi kanıtlıyor. 

Dün bir televizyon kanalında da söyledim. Ailesinde duygusal ya da fiziki şiddete maruz kalmış, özüyle barışık olmayan ve baskı gördüğü için yalan söylemeyi adet edinmiş bir çevrede büyüyen herkes şöyle bir şekil alıyor: Sözel ve fiziksel şiddet uygulayan, kendini sevmeyen, fiziki detaylarına tuhaf müdahaleler yapan, ayrımcı, yalan söyleyen, gerginlikten beslenen, hoyrat. Tüm bu özellikler bu iki kişide var gibi. 

İnsanların sorunlarını küçümseyen, kendi sorumluluğunu da bu yolla küçültemeye çalışan kişiler bunlar. Meksika duvarı, Çin'le başlatılan ticaret savaşı, kadınlara ve göçmenlere karşı sarf edilen sözler aslında berbat bir çocukluk ve gençlik yaşamış bir kişinin hezeyanları gibi. Ancak, bu insanı Amerikan halkı seçti. Sebebi de şu: Zenginliği bir kenara bırakırsak, Trump aslında ortalama bir Amerikalının hayatını yaşamış ve yaşamakta. 

"Amerikan Rüyası" olarak lanse edilen ancak sadece bir avuç insanın başardığı ya da kavuştuğu güzellikler haricinde, yaşanan her şey "Amerikan Kabusu" olarak adlandırılabilir. Metropollerdeki çete savaşları, uyuşturucu baronları, evsiz insanlar, polislerin işlediği cinayetler, ırkçı şiddet, sefalet, cehalet ve dincilik. Böyle bir karışımdan Avrupa kıvamında bir ülke çıkması zaten mümkün değil. Şimdi işin acıklı kısmına geldik. 

Artık Avrupa da bozulmaya başladı. Elbette AB Ülkelerinde Amerika'daki gibi korkunç bir cürüm yok. Sosyal Refah üst düzeyde. Ancak ABD'nin vahşi ortamı ve aşırı rekabetçiliği, müzikten iş dünyasına, teknolojiden eğitime kadar lider karakterler üretiyor. Avrupalılar uzay çağıyla beraber üstünlüklerini kaybettiler. AB projesi bu sebeple hayata geçti.

Avrupalılar, birleşerek büyüyeceklerini geç fark ettiler ama yine de tarihin en başarılı siyasi projesine imza attılar. Gerçekten de Avrupa'nın makus talihi AB ile değişir gibi de oldu. Ben bu projeye şu ismi verdim: "Büyük savaş yaşamama garantisi". Hemen arkasından Euro ortaya çıktı ve bu projenin başka bir kaldıraçı oldu. 

"AB'nin parçalanması kimin işine geliyor ?..."

Maalesef, "sosyal devlet" politikalarının AB ülkelerinde vatandaşı tembelliğe alıştıracak kadar abartılması, henüz tam olarak kanıtlanmasa da Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, George W. Bush ve Vladimir Putin'in ısrarlı müdahaleleri bu projeyle ilgili soru işaretlerini artırdı. Nihayetinde İngilizler tarihi bir hata yaparak, Brexit gibi anlamsız bir karara "evet" dediler. Anlaşılan, iki büyük savaşın neden çıktığı ve ne kadar büyük acılar çekildiği çabucak unutulmuş.

ABD seçimlerine müdahale etttiği artık kuşkudan öte sağlam bir kanaate dönmüş olan Putin'in, Brexit sürecinin sonunda Boris Johnson'un başbakanlığına kadar uzanan yolu inşa ettiğine dair bir iddia şaşırtıcı olmazdı sanırım. Gerçek bir seçim yaşamadan doğrudan parti başkanlığından Başbakanlığa terfi etmiş olan Johnson'un tüm söylem ve icraatları AB'nin parçalanması üzerine diyebilirim. Son icraatı da şu oldu: 

Boris Johnson’ın milletvekillerine mektup yollayarak, kraliçeden 3 Eylül'de yaz tatili sona erecek İngiliz parlamentosunu, 9 Eylül-14 Ekim'de de tatil etmesini talep ettiğini bildirdi. Kraliçe 2. Elizabeth'in bu talebi kabul etti ve anlaşmasız Brexit'in önü açıldı. Muhalefet partilerinin bir yasayı meclisten geçirmeleri için vakti kalmayacak. Çünkü süre 31 Ekim'de doluyor. 

İlginçtir, "tüm bu olan bitenler kimin işine geliyor ?" diye soran yok. Sadece olaylar ve piyonlar konuşuluyor.  


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 29.8.2019 07:28:39

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.