Bir epik Shenzhen hikayesi- İlk Bölüm..

Bir epik Shenzhen hikayesi- İlk Bölüm..

THY’nin Hong Kong uçağında bindiğimde bavulumda birçok soru işareti vardı. Uzun zamandır takip ettiğim Huawei’nin Shenzhen’deki genel merkezine davet edildiğim andan itibaren, yetkililere hangi soruyu soracağım konusunda kararsızdım. Aslında odaklandığım iki konu vardı:
 
Bunlardan bir tanesi, firmalarda dijital değişimin zorluklarının üstesinden nasıl gelineceği, diğeri de teknoloji sayesinde sürdürülebilir kalkınmayı nasıl sağlayacağımızdı. Huawei yılda 15-20 Milyar Dolar civarında Ar-Ge ve Teknoloji yatırımı yaptığı için, böyle bir kararlılığın arkasında sadece “inanç” olmadığını düşündüm. Hepimiz teknolojinin dünyanın geleceği olduğunu düşünüyoruz ama mutlaka makul başka sebepleri de olmalıydı.
 
Hong Kong Havalimanında pasaport kontrolünü geçtikten sonra, protestoculara yakalanmadan beni bekleyen arabaya giderken beni nemli ve sıcak bir hava karşıladı.  Üzerimde her zamanki gibi ceket-yelek olduğu için doğrudan arabanın klimalı konforuna kendimi bıraktım ve Shenzhen’e yola çıktım. Şoför gülümseyerek bana doldurmam gereken bir kağıt uzattı. Anladım ki, bir kez daha gümrükten geçeceğim. Yani Çin Halk Cumhuriyeti’ne giriş yapacağım için bir pasaport kontrolü daha. Sınırda arabadan çıktım, pasaport kontrolüne girdim. Pasaport Polisi ile aramda geçen kısa sohbeti aktarıyorum:
 
-       Niçin geldiniz
-       Huawei Yöneticileri ile görüşmem var
-       Randevunuz var mı ?
-       Beni onlar çağırdı
 
Bunun üzerine iki saniye bile sürmeden pasaporta damga vuruldu ve gümrükten çıktım. Anladım ki Çin’de “Huawei” deyince akan sular duruyor. Dünyanın ilk 500 büyük firmasının 228’inin, ilk 100 büyük firmasının 58’inin çözüm ortağı olan bir firmadan bahsediyorum. Çin’in kamuya ait Telekom şirketlerinin yanında, bir apartman dairesinde 1980’lerin ortalarında kurularak bugün milyarlarca dolarlık bir büyüklüğe ulaşan bir firma, halkın gözünde “kahraman” olarak nitelendirilebilir.
 
Shenzen’de beni önce yağmur karşıladı sonra da Suzie Wang’ın güneş gibi gülümsesi. Kanada’da okumuş sonra İngiltere’de çalışmış ve Huawei tarafından keşfedilmiş değerlerden biri Suzie Wang. Şu an Uluslararası Kanaat Liderleri Programını (Huawei International KOL) yönetiyor. Genç, dikkatli ve zarif bir insan. Daha ilk andan itibaren kendisine ısındım. Ertesi gün sabahtan itibaren başlayacak olan ziyaret ve görüşme trafiği ile ilgili bana bilgi verdi. Laf lafı açarken hem moda ile ilgilendiğini hem de bale yaptığını öğrendim. Benim de müzisyenliğim var. Ortak bir zeminde buluştuk. Ziyaret boyunca bilgilerimizi paylaşırken, Nick Cave hayranı olması beni şaşırttı. Çünkü “bizim zamanların” şarkıcısı. Ben de kendisine Lenny Kravitz'den başladım, sonra Türkiye’de yükselen yıldızlardan birini olan Deniz Özdoğru’nun yeni çıkan “mükemmel” şarkısını dinlettim. Türkçe bilmese de “sound” hoşuna gitti. Müzik gerçekten insanların müşterek bir zeminde buluşturuyor.
 
Ertesi gün sabah erkenden Huawei’nin Shenzhen’in merkezinde oldukça büyük bir alana yayılmış Kampüsüne gittik. Suzie Hanım ve ziyaret boyunca rehberlik eden, adı yine Suzie olan Hanımefendi beni “Üniversite” adını koyulmuş olan binaya götürdüler. Orada bana firmanın geçmişinden geleceğe doğru bir sunum yapıldı. Suzie Wang sayısız soruma sabırla cevap verdi. Bir apartman dairesinden başlayan serüvenin bugün geldiği nokta herkesin öğrenmesi gereken birçok tecrübe ve felsefeyi barındırıyor.
 
Kampüste, firmaya ait tüm çözümlerin ye aldığı bir salonda sağlıktan petrokimyaya, enerjiden GMS’e, eğitimden spora kadar bir çok uygulamayı inceleme fırsatı buldum. Aynı zamanda AI, AR, Bulut Sistemleri, Güvenlik gibi konuklardaki yeni ürün ve tasarımları da yakından analiz ettim. Huawei’nin her soruna alternatif çözümler üretmiş olduğunu gördüm.
 
Sonra öğle yemeği için siyah kuğuların barış içinde yüzdüğü göletlerde dolu büyük bir parkın içinden geçerek binaya ulaştık. “Arabadan inip kuğuların resmini çekmek ister misin ?” diye sordular. “Hayır” cevabım şaşırttı. Ancak hemen arkasından şunu ekleyince gülümsediler. “O kadar barış ve huzur içindeler ki, rahatsız etmek istemiyorum”. Gerçekten hissettiğimi söyledim. Bu kampüste herkes ve her şey bana barış içinde gözüküyordu. Bağıra çağıra konuşan insanlar olmadığı gibi, koşturan da yoktu.
 
Öğle yemeğinde, Çin mutfağının en gözde örneklerinden tadarken, firmadaki yaşam üzerine sorular sordum. Anlaşılan Çin’de birçok insan Huawei’de çalışmak istiyor. Ücretlerden çalışma ortamına kadar ideal bir dünya yaratılmış. Kolay iş değil dünyada 180 Bin çalışanı olan bir şirketten bahsediyorum. Bu ortamın nasıl sağlandığı konusunda ilerleyen saatlerde bilgi sahibi olacağım için fazla kurcalamadım.
 
Öğleden sonra, Kurumsal İş Geliştirme  Grubu (Enterprise Business Group)  Küresel Pazarlama Başkanı (President of Global Marketing) Qui Heng ile bir araya geldik. Değerli yönetici 5G’ye giden yolun yapı taşlarını döşeyen kişilerin başında geliyor. Bu zamana kadar milyarlarca dolarlık faaliyetlerin altına imza atmış bir yönetici. “Biz teknolojiyi herkes kullansın diye uğraşıyoruz.” Diyor. Heng’in tek amacı var: Haberleşme ve iş hiçbir zaman aksamamalı. Mesela, birkaç yıl önce Japonya’daki depremde var gücüyle çalışarak sistemlerin ayakta kalmasını sağlamış. “Çok şey öğrendik bu deneyimde” dedi bana. Önemli bir şey daha söyledi:
 
“Bir firma tedarikçileri çeşitlese de, satın aldığı malın aynı kaynaktan geldiğini anlamayabilir. Birkaç tane tedarikçisi vardır ama bu tedarikçiler aynı firmadan tedarik ediyorlarsa ciddi bir risk altındadırlar. 2006 yılında bizzat denediğimiz BCM (İş Devamlılığı Yönetimi) çözümü ile her boyuttaki şirket için proje öneriyoruz. Küçükler için bile gerekli olan bu çözüm, büyük şirketler için olmazsa olmaz durumunda.” Gerçekten düşündüm. Türkiye’de “ben hem tedarikçilerimi hem de müşterilerimi çeşitledim” diyenler, acaba mal ya da hizmet tedarik ettikleri şirketlerin kimden mal ya da hizmet tedarik ettiğini biliyor mu ? Çözümlerini çeşitleyebiliyor mu ? Buna siz cevap verin bence.
 
Özetle, Connectivity-Intelligence-Dijital Platform-Kişiselleştirilmiş Tecrübe (Personelized Experience) dörtlüsünün ortaya koyduğu çözümler, yongalar-algoritmalar-mimari tasarım sac ayakları üzerine oturtulmuş. Tüm bunları besleyecek olan, Bilkent Öğretim Üyesi Erdal Arıkan Hoca’nın formülasyonuyla mümkün hale gelen 5G teknolojisi... Bize bilmediğimiz dünyaların kapılarını açacak bu buluş.  
Unutmadan: Bay Heng Finanstan Sağlığa kadar “machine learning” sayesinde robotların konuşacağı ve çözüm önereceği bir dünyaya doğru gittiğimizi bana örneklerle gösterdi. Robotlar anlamadan hissetmeye kadar uzun bir yolculuğa çıkmış gözüküyor. Bu arada enerjiden sanayiye kadar altyapının denetlenmesi (inspection cost) adına harcanan paraların önerdikleri yeni sistemle % 50 civarında düşeceğini anlattı. Bu çok ciddi bir tasarruf anlamına geliyor. Sadece bu alanlarda değil konser salonlarından stadyumlara, hastanelerden havalimanlarına kadar “önceden tespit” mekanizmalarıyla arızaların ve yıpranmaların iş durmasına sebep olmasını önleyecek bir ağ sistemini bana tanıttı. Aynı sistemi “akıllı şehirler” kapsamında trafik kazalarını ve sıkışıklığını önleyici çözümler için de kullanıyorlar. Her şey insanların tehlikeli alanlarda çalışma sürelerini azaltmak ve bir gün tamamen başka alanlara kaymalarını sağlamak üzere kurulmuş. “Herkes için teknoloji” derken kast edilen şey sadece teknoloji kullanımı değil, hayatın kolaylaştırılması ve kıymetli insan kaynağının daha yaratıcı yerlerde kullanılması. Bu yaklaşımlarını tebrik ediyorum açıkçası.
 
İlk günün toplantıları sona erince Suzie Wang ile beraber Shenzhen’i dolaştık. Önce biraz yürüdük ve insanların serbestçe müzik yaptığı bir sokaktan geçtik. Bir üst geçtin altında üzerine “beni çal” (play me)  diye yazan bir piyanoda yaşlı bir kadın sakin sakin bir parça çalıyordu. Yine huzur..
 
Nihayetinde yürüyerek bölgenin en yüksek binasına geldik. Shenzhen’in 600 Metrelik Pin Ang Finans Merkezinin en üst katında dinozor ve nesli tükenmiş hayvanların iskeletleri sergileniyor. Yani bar ya da restorana kiraya vermemişler. Çocukların yüksek bir binanın tepesinde iyi vakit geçirmelerini sağlayacak bir mekan yaratmışlar. Bu arada “100 kilodan fazla ağırlık kaldırma üzerinde zıplamayın” uyarısı olan camın üzerine çıkıp 600 metre aşağıya bakmak da ilginç bir deneyim oldu. Boşlukta asılı kalmak gibi. Neler düşündüğümü bir ara anlatırım. Teknolojinin yanında sevgi ve hayat üzerine güzel konuşmalar geçen bir akşam yemeğinden sonra, otele dönüp ikinci gün için hazırlandım. Heyecanlıydım. Herkesin öve öve bitiremediği Huawei’nin yeni kampüsünü görecektim çünkü.

Yarın: "Herkes için Teknoloji" ve Huawei'nin Mucize Kampüsü


Prof. Dr. Emre Alkin 

 

 

Eklenme Tarihi : 2.9.2019 07:25:27

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.