Bir epik Shenzhen hikayesi- Son Bölüm..

Bir epik Shenzhen hikayesi- Son Bölüm..

Dün Shenzhen'deki Huawei Genel Merkezine ziyaretimin ilk gününden bahsetmiştim. Şimdi ikinci ve son günü size anlatacağım.

Ziyaretimin ikinci günü yeni kampüsü ziyaret etmeden önce, Shenzhen içindeki kampüste Lui Shuqing ile görüştüm. Kendisi TECH4ALL yani “herkes için teknoloji” projesinin başında. Sanıyorum 1 saate yakın sohbet ettik. Konuştukça birçok meseleye aynı açıdan baktığımızı gördük. Teknoloji sayesinde hayatın kaliteli hale gelmesi mümkün. Normal hayatta mükafat görmeyen ve değere dönüşmeyen iyiliklerin, teknoloji ve dijitalleşme sayesinde değer dönüşmesinin pekala mümkün olabileceği konusunda ikimizin de şüphesi yok.
 
Yaptığımız görüşmede teknoloji ve dijitalleşmenin önünde iki engel olduğunda uzlaştık: Sosyolojik engeller ve Politik engeller. Teknoloji kullanmamakta direnen bireylerin ikna edilmesi, onların yeni teknolojiyle tanıştırılması ve sağlıktan eğitime kadar birçok çözüme sahip olunacağının anlatılması gerekiyor. Huawei bunun için “digitruck” diye bir proje geliştirmiş. Afrika’da insanların kompüter ve akıllı telefonlarla tanışmaları için birçok tır kamyonunu donatmış. Şu ana itibarıyla 6 adet tır kamyonu Afrika’yı gezmekte. Önümüzdeki dönem Avrupa’da da “smartbus” yani akıllı otobüs projesini başlatacaklarmış. Böylelikle bulut, yapay zeka ve artırılmış gerçeklik ile ilgili gelişmelerden AB ülkelerinde yaşayanları haberdar edecekler.
 
Yaptıkları faaliyet bununla sınırlı kalmıyor. Lui Shuqing Brezilya ve Endonezya’daki yağmur ormanlarının korunması için de sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili çok önemli projeler geliştirdiğini aktardı. Seslerin tanınması sayesinde yağmur ormanlarına giren davetsiz ve kötü niyetli kişiler konusunda alarm verilmesi üzerinde ciddi çalışmalar var. Bunun sağlanması için kesintisiz iletişim (connectivity) için ciddi yatırım yapıyorlar. Brezilya’daki yağmur ormanlarında başlayan yangınlar için karşılıklı üzüntümüzü paylaştık.
 
Bundan başka Güney Doğu Asya ülkelerinde 2 yaşına kadarki çocuklardaki göz hastalıklarının hemen teşhis edilebilmesi için akıllı telefonlar üzerinden bir uygulama başlatmışlar. Özellikle kırsal bölgelerdeki doktorlara yardımcı olmak için yaratılmış bu uygulama sayesinde “büyük veri” yani big data ile hastalıkların erken teşhisi sağlanabiliyor. “Herkes için teknoloji” deyince Huawei, insanların hayatlarına dokunmayı anladığını bana ispat etmiş oldu. “Üzerime düşen ne varsa yanınızdayım” dedim.
 
Elbette, “hayatlara dokunmak” için kullanılan teknolojilerin ve akıllı cihazların makul fiyatta olması gerekiyor. Türkiye’de bu kalitede üretilmeyen cihazların rekabete karşı korunması için konan ithalat vergileri sebebiyle, teknoloji kullanmak giderek daha pahalı hale geliyor. Hükümetin teknolojiyi faydalı bulduğunu söylemesine rağmen, teknoloji kullanımıyla alakalı engeller getirmesi anlaşılır bir durum değil.  Sebep basit: Türkiye inşaatla büyümeyi tercih ediyor, teknolojiyle değil. Kritik karar alıcıların “fazla teknoloji olursa insanlar işsiz kalır” diye bir çekincesi de olabilir. Bunun ne derece haklı bir endişe olup olmadığı konusunu sizlere bırakıyorum. Doğru teknolojiye sahip bir akıllı telefonun ortalama olarak bir aylık maaş ya da ücretle alınmasının mümkün olmadığı Türkiye’de, teknoloji üretmenin çok mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Teknolojiyi kullanmak lüks olmamalı, teknolojiye olan ihtiyacımızı ne devlet ne de özel sektör istismar etmemeli.
 
Ben ziyaretime döneyim: Öğleden sonra, Huawei’nin şehrin dışındaki yeni kampüsüne geçtik. Farkındaysanız “kampüs” diyorum her seferinde. Çünkü bu firmanın felsefesi  “öğrenmek, tasarlamak ve üretmek” üzerine. Açıkçası yeni kampüs rüyalarda bile görseniz inanmayacağınız bir şekilde tasarlanmış. Kampüsün her binası Avrupa’daki bilim ve sanatla alakalı bir şehre veya bir üniversiteye benzer şekilde tasarlanmış. Hala inşaatı bitmekte olan Oxford’dan binlerce yazılımcı çalıştıran Heidelberg Üniversitesine, Granada’ dan Verona’ya, Paris’ten Freiburg’a kadar sayısız şehrin binalarının, köprülerinin, tarihi eserlerinin birer bir büyüklüğünde tesisler inşa edilmiş. Doğal göller ve parkların arasından elektrikli trenle geçiliyor kampüslere. Restoranlar, kafeler, dinlenme alanları, kütüphaneler ve spor alanlarının yanı sıra konserler ve sanat aktiviteleri de var. Dışardan ziyaretçiye kapalı ama her hafta sonu çalışanlar ailelerini getirebiliyor. Toplam maliyeti 1.5 Milyar Dolar civarında. Açıkçası, bu vizyon ve ufka sahip pek fazla şirket yok dünyada. Bu sebeple, Türkiye’de varlığını sorgulamak gereksiz.

"Huawei nasıl yönetiliyor ?..."

Huawei’nin her kademeden personel, yöneticiler ve kurucularından oluşan tecrübeye dayalı şekilde tasarlanmış bir yönetim biçimi var. Şirketin hisselerinin neredeyse % 99’u çalışanlara ait. Yani kurucunun hissesi % 1 civarında. Bu hisselere sahip olmanın şartları net olarak belirlenmiş. Kar dağıtımı da yapılıyor. Her 5 yılda bir genel kurul yapılarak komitelerde yeni isimlere yer açılıyor. Tepe yöneticiler 6 ayda bir değişiyorlar. Böylelikle “patronaj” oluşmuyor. Kimse şahsi heves ve hırsları için şirketi riske sokmuyor. Şirketin çalışanlarına sağladığı haklar şirketi mali olarak sıkıntı vermiyor. Çünkü şirketin varlıkları çalışanlarının mutluluğu ile doğru orantılı şekilde değerleniyor. Halka açılmak istemiyorlar. Çünkü halka açıldığı zaman hem Ar-Ge hem de çalışanlara yapılan yatırımlara engel çıkaracaklar olacak. Önce bir düşündüm, sonra haklı buldum.
 
Son ziyaretim üretimin yapıldığı fabrika bölgesiydi. Cep telefonu üretim bandını bana gösterdiler. Detay vermeyeceğim sadece söyleyeceğim şu: Bir bantta 80’den fazla kişi çalışırken, yapay zeka ve robotlarla bu sayı 17’ye inmiş. Gelecek yıl 14-15 civarına inmesini bekliyorlar. Bu bile tek başına dünyanın hangi yöne gittiğini gösteren bir işaret. Türkiye’de hala buna direnmenin ve “meslek liseleri lazım” demenin kime ne faydası olacak, bilemiyorum. Artık “ara eleman” robot, ustabaşı da “yapay zeka” olacak ise, kafa yapısının mutlaka değişmesi gerekiyor. 
 
Değerli Dostlar.. Yukarıdaki anlattıklarımı birebir yaşadım ve gözlemledim,.Trump’ın iddia ettiklerinin ne kadar asılsız olduğunu gördüm. Sanıyorum Huawei’nin teknolojisinden çok, yönetilme biçiminin “Amerikan Rüyasının” çok ilerisinde olması korkutuyor Beyaz Saray’ı. Gittikleri ülkeyi sömürmeden, eşitlik anlayışına göre yaklaşan, insanların hayatlarına dokunmaya çalışan, çalışanlar sayesinde kazandığını tekrar çalışanlara veren bir anlayış gittikçe yozlaşan Batı Kapitalizmini yenebilecek bir seviyeye gelmişse, korkmakta haklılar. Tabii her sistemin avantajı ve dezavantajı var. Yine de 2008-2009 krizinde şirketlerin içini boşaltan yönetim biçimlerinin karşısına koyulabilecek “ahlaklı” bir sistemin varlığı içimi rahatlattı diyebilirim.
 
Düşünsenize, kendi kendine yettiği için popüler kültürün tüketim tuzağına yakalanmadan yaşayan bireyler yaratan, parasal karı sosyal kara dönüştüren, iyiliği değere çevirmeye başarabilecek, sağlık ve eğitimde eşitliği sağlayacak bir sistem kimler için tehdit olur? Cevabı biliyorsunuz.
 
Bu seyahatin programlanmasında emeği geçen Spenser Blank ve Suzie Wang’a tekrar teşekkürlerimi sunarken, Türkiye’deki üniversitelerle daha yakın işbirliğine gitmeleri konusunda Huawei Türkiye’yi ikna etmek için çalışacağımın altını çizmek istiyorum.


Prof. Dr. Emre Alkin

Eklenme Tarihi : 3.9.2019 07:32:08

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.