Yabancı dil bilme üzerine...

Yabancı dil bilme üzerine...

 

Türk insanının en büyük problemlerinden biri de yabancı dil bilmemesi ve öğrenmemesi. Avrupa genelinde yapılan araştırmalar, Türkiye’nin “ikinci bir dili bilmeme oranını” %81 olarak gösteriyor. Bu oranla açık ara birinciyiz. İyi bir durum değil tabii.

 

Türkiye’de yabancı dille eğitim veren birçok lise var ama yabancı dili tam anlamıyla konuşan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Akademisyen olduğum için, karşımıza gelen binlerce öğrenciden bunu anlayabiliyorum. Bunun sebebi, başta İngilizce olmak üzere Fransızca, Almanya, İtalyan ve İspanyolca gibi hâkim dilleri öğrenmek için yeterince vakit ayırmamamız. Özellikle Çince, Arapça ve Rusça için mutlaka daha fazla mesai harcamak gerekiyor.

 

Statista’nın yaptığı bir araştırmaya göre anadili Türkçe olan bir kişinin İngilizceyi tam olarak konuşabilmesi için tam olarak 44 hafta eğitim görmesi gerekiyor. Maalesef İngilizceyi öğrenme zorluğu çekenler arasında belirlenen 5 kategorinin içinde 4. sırada yer alıyoruz. Bizden daha zor öğrenenler ise Araplar, Çinliler, Japonlar ve Koreliler. Onlar için tam 88 hafta gerekiyor.

 

Şimdi bu haftaların ne anlama geldiğini anlatayım. Üniversitede her akademik yarıyıl 14 haftadır. Bir yılın toplamında 28 akademik hafta vardır. Yani Türkçe konuşan bir insanın neredeyse 2 akademik yıl boyunca İngilizce eğitim görüyor olması lazım. Bundan daha azı mümkün değil hatta fazlasının olması çok daha iyi.

 

Hollanda, Danimarka, Fransa, İtalya, Norveç, Portekiz, Romanya, İspanya ve İsveç vatandaşları 23-24 hafta yani bir akademik yıldan daha kısa süre içinde İngilizceyi öğrenebiliyorlar. Şimdi ilginç olan duruma gelelim. İngilizce öğrenirken ikinci kategoride olan tek bir lisan var. O da Almanca. Anadili Almanca olanlar İngilizceyi 30 haftada öğrenebiliyorlar.

 

Üçüncü kategoride Endonezya, Malezya dillerini konuşanlar ile Svahili geliyor. Onlar da 36 haftada İngilizceyi öğrenebiliyorlar. Türkçenin içinde bulunduğu dördüncü kategori lisanlar arasında Farsçadan Özbekçeye, Arnavutçadan Urducaya kadar neredeyse tüm lisanlar bulunuyor. Hatta bunların arasındaki bazı lisanları konuşanlar için 44 haftadan daha fazla eğitimin gerektiği de belirtiliyor. Vietnam, Tayland, Macaristan, Gürcistan, Finlandiya vatandaşlarının Türklere göre biraz daha fazla çalışması gerekiyor. Uluslararası konferans tecrübem olduğu için, bu bilgilerin pratik olarak da doğru olduğunu söyleyebilirim.

 

"Neden İngilizce diye sormayalım artık...."

 

Elbette bu durumun sonucu olarak, İngilizce yeterlilikte Türkiye ilk 10 sırada yer alamıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yayımladığı bir raporda İngilizceyi ikinci dil olarak en başarılı şekilde kullanan ülkeler şöyle sıralanıyor:

 

Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya, Singapur, Lüksemburg, Avusturya, Almanya ve Polonya.

 

Dikkat ederseniz Türkiye gibi dördüncü kategoride hatta İngilizce öğrenmek için daha fazla zorlayan dillere sahip bazı ülkeler, İngilizce yeterlilikte ilk 10’a girmiş gözüküyor. Bu da gösteriyor ki, İngilizce öğrenmek konusunda yeterince emek vermiyoruz. Ayrıca kendi dilini bile doğru konuşamayan birinin, başka bir ülkenin dilini de konuşamayacağı bir gerçek. Çünkü kendi anadilinde kelime bilmeyenlerin yabancı dil konuşurken seçeceği sözcükler de bununla sınırlı kalıyor. Yani kendi anadiline hâkim olmadan başka bir dili konuşabilmek zorlaşıyor.

 

Bu arada “Neden İngilizce?” diye soranları duyar gibiyim. İş hayatında, küresel ticarette, bankacılıkta, bilimde, sporda, müzikte her yerde kullanılıyor da ondan. Başka bir dil bu kadar yaygın olsaydı, ondan bahsediyor olurduk haliyle...

 

Hayatını yarısı küfür olan 50 kelimeyle geçiren ve kendini bu şekilde ifade eden insanların yoğun olduğu bir yerde, başka bir ülkenin dilini öğrenip yola devam etmek isteyenler azınlıkta kalıyor elbette. İngilizcenin yanında başka dillerin de öğrenilmesi gerektiğini söyleyen bir azınlığın karşısında kendi anadilini bile doğru kullanamayan ciddi sayıda insan olduğunu unutmayalım.

 

Bu bir eleştiri değil sadece elimizde olan veriler. Eğitimle ilgili hayaller kurarken, gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekir diye düşünüyorum.

 

Not: Bu yazı Destek Yayınlarından çıkan ve kısa sürede 4. Baskıya ulaşan "İktisattan Çıkış" kitabımdan küçük bir bölüm. Kitabın içinde bu şekilde birçok tespitin yanında çözüm önerileri de yer alıyor.

:

 

 

Prof. Dr. Emre Alkin 

 

 

Eklenme Tarihi : 12.11.2019 07:25:21

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.