Muhtaçlık ve İhtiyaçlar üzerine ..

Muhtaçlık ve İhtiyaçlar üzerine ..

Katma değeri düşük ve “çok üretme” modeline dayalı ekonomilerde enerjinin tedariki ve maliyeti her zaman öncelikli konudur. İthal hammaddeye ve enerjiye muhtaç bir ülke politik ve ekonomik dalgalanmalara her zaman açıktır.

 

Ziyaret ettiğim kurumlarda sürekli olarak tedarikçiler ve müşterilerle ilgili analizleri takip ederim. Herhangi bir tedarikçinin toplam tedarikte %30’dan fazla pay alıp almadığına dikkat ettiğim gibi, herhangi bir müşterinin cirodan %25’ten fazla pay almamasını konusunda telkin yapmaya çalışırım. Çünkü bu kritik oranların aşılması halinde tedarikçi veya müşteri şirket için bağımlılık haline gelir.

 

Bunun en bariz örneği , 2015 yılında sınır ihlali yapan Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra Türkiye’deki otel yatırımcılarının yaşadıkları krizdi. O tarihe kadar Rus turistlerin giderek artan ilgisi karşısında, cirolarının % 60’ından fazlasını bu müşteri kitlesi için kurgulayan otel yatırımcılarının, iki ülke arasındaki kriz sebebiyle büyük zararlara uğradığına şahit olduk.

 

Ayrıca Rusya’ya mal ve hizmet satma üzerine kurgulanmış tüm işletmeler de, tarımdan ulaştırmaya kadar büyük zarara uğradılar. Bu durum, tedarik ve ciro konusundaki planlama eksikliğinin akılda kalan örneklerindendir diyebilirim. Tedarikçi ve müşteri portföyünde çeşitleme yapmayan önünde sonunda sıkıntıya girecektir.

 

"Enerji tedariği diplomasinin en önemli ayak bağı.."

 

Türkiye enerji tedarikinde benzer bir durumdadır. Eurostat’a göre petrol tedarikinin % 40’ından daha fazlasını İran’dan sağlayan Türkiye, tükettiği doğalgazın % 50’sinden fazlasını Rusya’dan satın alıyor. Açıkçası Türk Diplomasisi bu gerçeğin çerçevesinde şekilleniyor. Batı ülkelerinin Türkiye’yi sürekli olarak İran ve Rusya’ya yakın durmakla suçlamasının yanlışlığı da buradan anlaşılıyor. Türkiye’nin enerji tedarikini yakın bölgeden sağlaması kadar doğal bir durum yok. Yine de İran ve Rusya’nın başına geleceklerden etkileneceği gibi, bu ülkelerin yapacağı baskılara veya dayatmalara da direnmesi kolay değil. Her şeyden önce Türkiye’de elektriğin % 40’ından fazlasının doğalgazdan üretildiğini unutmamak gerekiyor. Hal böyleyken, Rusya ve İran’a karşı dikkatli bir politika yürütmek zorunda olduğumuz net şekilde anlaşılıyor.

 

Ancak son zamanlarda nükleer enerji ve savunma sanayiinde de Türkiye’nin Rusya ile işbirliğine gidiyor olması Batı’yı endişelendirmeye başladı. Tarihe bakıldığında ne Rusya ne de İran ile istikrarlı bir ilişkinin tesis edilememiş olduğu gerçeği de göz önüne alınırsa, Türkiye’nin diplomasi açısından esnekliğini azaltacak bir sürecin yaşanacağını, bunun sonucunda da zarar göreceği ihtimalini azımsamıyorum.

 

“Finlandiya’nın doğalgaz ihtiyacının %100’ünü Ruslar karşılıyor, o zaman onlar da mı tehlike altında?” sorusu sorulabilir. Bana kalırsa pek de doğru bir davranış sergilememişler ama elektrik üretiminde atom enerjisi dahil birçok alternatifi masaya sürmüş durumdalar. Dolayısıyla Rusya’nın Finlandiya’nın ihtiyaç duyduğu doğalgazın tamamını veriyor olmasının hafifletici sebepleri olabilir. Özetle, bu konuda Türkiye’den daha avantajlı bir konumda olabilirler.

 

Aslına bakılırsa enerjinin verimli kullanılması en az tedariki kadar önemli bir unsur. Türkiye’de enerjinin %45’inden fazlası binalarda tüketilirken, % 80 nispetinde enerjinin verimsiz şekilde kullanıldığı kanıtlanmış durumda. Yani tedarikte istediğimiz kadar alternatif yaratalım, verimsiz kullandığımız sürece sorunu çözmemiz mümkün olamayacak. Gelişmiş ülkelerde verimlilik sağlandıktan sonra alternatif kaynak geliştirilirken, Türkiye’de tam tersine önce kaynaklar çeşitlenmeye çalışılıyor. Hem de verimlik sağlanmadan. Bu durumda sürekli olarak enerji bağımlılığı artıyor. Dolayısıyla hem dış politika hem de ekonomi şoklara ve sürprizlere karşı savunmasız kalıyor.

 

Rusya ile yaşanan krizin yarattığı büyük fatura, yakın tarihimizin en ciddi örneğidir. Dış politikamızın alışılmışın dışında hatta akıllarda soru işareti bırakan şekilde evrilmesi, Türkiye’nin ihtiyaçları hatta muhtaçlıkları sebebiyle oluşmaktadır. Bu şartlardan kazanç sağlayan grupların, alternatif geliştirilmesine karşı verdiği mücadeleyi de buna katmak gerekiyor elbette.

 

Kendi kendine yetemediği için sürekli zenginleşme hayali kuran bir ülke konumundan çıkmak gerekiyor artık. İhtiyaçlarımız yerine arzularımızın peşinde koşmaktan vazgeçersek belki bu gelişmeyi gerçekleştirebiliriz. 

 

Not: Bu yazı Destek Yayınlarından beğeninize sunulan "İktisattan Çıkış" Kitabımdan alınmıştır. Bu ve buan benzer diğer konuları, ekonomiden sosyal hayata kadar farklı konuları bu kitapta bulabilirsiniz. Maddi Haklarımı tamamen otizmli çocuklarımıza armağan ettim. Siz okudukça onların yolları aydınlanacak.

 

 

Prof. Dr. Emre Alkin 

Eklenme Tarihi : 27.11.2019 07:35:36

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.