Küresel Değer Zincirine Katılmak !..

Küresel Değer Zincirine Katılmak !..

 

Dış Ticaret teorisinin herhangi bir yerinde korumacılığı veya içe kapanmayı öven bir yaklaşım yoktur. Sadece bu tip işler yapanları tarihsel çerçeveden inceler. Test edilmiş ve onaylanmış gerçeğe rağmen, hala korumacılığın faydalı olduğunu düşünenler var. Dünya Bankası son açıkladığı "Küresel Değer Zinciri" raporunda herkese bir reçete sunmuş.

Raporun tanıtımı için hafta başında İstanbul'da düzenlenen toplantıda moderatörlük yaparken oldukça ilginç izlenimler edindim. Dünya Bankası'nın hazırladığı son rapor şunu anlatıyor: "Küresel Değer Zincirine katılan ülkeler hem katma değeri, hem istihdamı hem de milli geliri artırıyor". Küresel Değer Zinciri mal ya da hizmeti üretip yurt dışına satmak değil, tedarik zincirini uluslararası düzeyde oluşturarak hem ülkenin hem de bölgenin refahını artırmak anlamına geliyor. 

Aslına bakılırsa İktisat Teorisinde "dış ticarette uzmanlaşma ve işbirliği" altı sıkça çizilen bir yaklaşım. Yani dış ticarette ne kadar liberal olunursa uzmanlaşma ve işbirliğinin o kadar artacağı, insan kaynağı kalitesindeki iyileşmenin devam edeceği ve nihayetinde tarifelerin sadeleştirilmesiyle ticaretin akışkanlığının sürekli artacağından bahsedilir. Dünya Tarihinde gerçekten de böyle zamanlar yaşanmış ve hem barış hem de refah artışı sağlanmıştır. 

Maalesef, ticarette korumacılığın yaşandığı dönemler yukarıda bahsettiğim liberal dönemlerden çok daha fazla. Özellikle 20. yüzyılda sadece siyaset değil iş dünyası da yurt dışı rekabete karşı korunmak için uluslararası işbirliklerinden uzaklaşmıştır. Hemen hemen herkes "entegre üretim tesisleri" adı verilen A'dan Z'ye tüm aşamaları içeren fabrikaları kurmak için adeta yarışa girmişlerdir. Hem de uluslararası dayanışma ve uzmanlaşma ile bu faaliyeti daha az maliyetli ve daha fazla kazanç yaratan bir hale getirmek mümkün iken. 

"Sorun hükümetler değil, iş dünyası..."

Dünya Bankası Yöneticilerinden Caroline Freund'un yaptığı sunumdan sonra şöyle bir soru sordum: "Söylediklerinizin hepsi doğru ama iş dünyasını nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?". Çünkü her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de iş dünyası liderleri mevcut ve onlar ne istiyorsa genellikle siyaset onu yapıyor. İlave gümrük vergilerinden ihtisas gümrükleri icat etmeye kadar yabancı rakipleri yıldırmaya yönelik her türlü uygulamayı talep eden bu "iş liderleri",en başta enflasyonu, döviz kurlarını ve faizleri yükseltecek  uygulamaların destekçisi oluyorlar. 

Freund bu soruya oldukça dikkatlice cevap verdi diyebilirim: "İş dünyası her türlü talepte bulunabilir. Ancak toplum için gerekli olanı devlet yapmalıdır. Devleti temsil eden hükümet olduğuna göre, gerekirse gücünü doğru şekilde kullanarak firmaları hassas ayara tabi tutacak iradeyi göstermelidir." 

Aslında Gümrük Birliği'ne Türkiye'nin girmesi Freund'un söylediğini doğrular nitelikte. O zamanın Başbakanı Tansu Çiller iş dünyasının şiddetli itirazlarına rağmen bu yolda dirayetle yürümüştü. Neticede, o gün itiraz eden Holdinglerin ve Firmaların büyük bir çoğunluğu dünyaya mal ve hizmet satar hale geldiler. Farklı ülkelerden hammadde-aramalı-yatırım malı aldıkları gibi, yurt dışında fabrikalar da kurdular. Konsolu gıcırdayan arabalardan, üzerimize yürüyen çamaşır makinelerinden ve çok ses çıkaran buzdolaplarından sadece 30 yılda bu seviyeye gelmemiz azımsanmayacak bir başarı. 

Özetle, Trump ne derse desin korumacılıkla bir yere varılamayacağı görülüyor. Maalesef Türkiye'de sadece kendi şirketini değil, sektörün tamamını yönetmeye çalışan kişiler sebebiyle biz de aynı yanlışa düşüyoruz. Küresel Değer Zinciri sayesinde katma değeri, teknolojiyi ve insan kaynağını yükseltme ihtimali varken, sanayiyi borçluluğa ve karsızlığa mahkum eden yaklaşımlarla yürümeye devam etmek anlaşılır bir durum değil. 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 7.2.2020 07:28:33

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.