Yapısal Reformlar için hala geç değil..

Yapısal Reformlar için hala geç değil..

 

Başlığı bu şekilde attım. Ancak konuya dünya gündemiyle başlayacağım. Böylece demek istediklerim daha rahat anlaşılabilir.

Önce ABD’den başlayayım: Trump’ın seçim yılında Fed’in daha çok üzerine gideceğini öngörebiliyorum. Bunun yanında Fed üyelerinin faiz indirimleri konusunda direneceğini de tahmin ediyorum. Elbette bu gelişmeler Euro/Dolar paritesi ve Altın’ın ons fiyatı üzerinde etkili olacak. Parite oldukça sıkıntı bir yerde duruyor ve 1.10 seviyesini aşağıya doğru kırdı bile. Bu durumda ihracatımızın önemli bir kısmı Euro cinsinden yapıldığı için, Dolar cinsinden ifadesinde gerileme olacak. Bu durum elbette çok moral verici olmayacak.

Diğer taraftan Merkez Bankası’nın yeni yılda enflasyon oranlarını gördükten sonra, faiz kararı vereceğini tahmin ediyorum. 2019’da “Önden yüklemeli” faiz kararları için yeterince alan kullanıldı. Dolayısıyla tek hane faiz hevesinin dikkatli şekilde işlenmesi gerekiyor. Baz etkisinin olumlu tarafı ortadan kalktığı için, TCMB Yönetiminin 2020 yılındaki büyümeyi yavaşlatmayacak ama diğer yandan güvensizlik de oluşturmayacak şekilde ilerlemesi gerekiyor. Belki de toplantı sayısının 12’ye çıkarılmasındaki sebep bu: “Seri ama dikkatli kararlar almak, yanlış yapılırsa hemen düzeltmek.” Ocak Ayındaki 75 baz puanlık indirimleri uzun bir süre görmeyeceğiz diyebilirim.

Bir de üretim tarafına bakalım: Kapasite Kullanım sınırına gelmiş sektörlerin yeni yatırımlarla genişleyeceğine dair bir intiba henüz elde etmedim. Özellikle Volkswagen’in yatırım kararını yeniden değerlendirmeye almış olması da olumsuz bir gelişme olarak kaydedilmeli. Otomotiv Sanayinde son aylarda satış rakamları artsa da, hedeflerin oldukça gerisinde yılı tamamladı. Temsa Fabrikasının üretimi durdurması da, yerli üretim açısından iyi bir örnek olmadı açıkçası. Geride bıraktığımız dönemde 20 civarında Organize Sanayi Bölgesinde Ortak Akıl Toplantısı yaptığım için, sanayicilerin geleceğe dair umutlanmaları durumunda kapasitelerini artırabileceğini gözlemledim. Ancak, sadece finans ya da talep engeli değil, mevzuat ve yerel yönetim engelleri de mevcut.

Bunlara rağmen otomotiv ve yardımcı sanayi, kimya, tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon, beyaz eşya, savunma sanayi, tıbbi aletler ve sarf malzemeleri ve bunların ardından hizmet sektöründe turizm, lojistik, eğlence vs gibi sektörlerde büyümenin devam edeceğini tahmin ediyorum. Bunların arasından döviz kazandırıcı faaliyetler icra edenler ve ithal ettiği hammaddenin üzerine değer katarak satanlar elbette daha dayanıklı olacak. Düşük katma değerli üretim yapanların yaşama şansı fazla değil.

“Şimdi konuya geleyim....”

Sürekli ısrarcı olduğumuz yapısal reformlar, Ankara’nın olmasa da yabancı yatırımcıların 2020 yılında gündem maddeleri arasında yer alıyor. Öncelikli olarak adalet reformunun yapılması gerekiyor. Hukuk istemi iyice karmaşık hale geldi ve yabancı yatırımcı özellikle fikri-sınai ya da kurumsal mülki hakların muhafazası konusunda ciddi endişeler taşıyor. Maalesef insan hakları ve “güçler ayrılığı” konusunda Türkiye’nin sıralaması iyi değil.

Başka bir yapısal reform olan eğitim konusunda müfredat olarak çok sayıda değişiklik yapılıyor ancak, eğitim kurumlarının kapanması gerçeğinin yanında mesleki eğitim veren kurumlarındaki kalite de önemli maddeler arasında. Birçok sektör “mesleki yeterliliğe sahip eleman bulamıyoruz” diye şikayet ediyorlar. Ancak, birçok şehre yaptığım ziyaretlerde en büyük metrekarelerde ve en çok sayıda okulun İmam Hatip Liseleri olduğunu da görüyorum. İş Dünyası bu okulların açılması için bağışta bulunuyor, hatta bizzat açıyorlar ama asıl ihtiyaçları için pek az kişi efor sarf ediyor. Son derece ilginç bir durum diyebilirim.

Diğer  taraftan Anayasa’da belirtilen eşitlik ilkesine aykırı vergi uygulamaları, adli kararlar ve çıkarılan mevzuat da var. Hal böyleyken sadece yabancı yatırımcı değil, yerli yatırımcının da cesareti kırılıyor desem yanlış olmaz. Ülkenin öncelikleri oldukça net iken, kaynakların öncelik sırasında gerilerde yer alacak projelere harcanması da başka bir sorun.

Aslında Yapısal Reformlar uzun vadeli sonuçlar verdiği için, gelişen ülkelerde hangi siyasi eğilimde olursa olsun hiçbir iktidar tarafından birinci önceliğe alınmaz. Bu durumda “Orta Gelir Tuzağı” yani vasatlıktan kurtulmak da mümkün olmuyor. Milli Gelir sıralamasında yükselen ülkelerin kalkınmışlık kriterlerinde gerilemelerinin sebebi de bu diye düşünüyorum. Ancak hala geç değil. Yarın bile başlasak başarabiliriz.


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 10.2.2020 07:26:19

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.