"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Şöyle bir geriye dönüp bakınca...

 

Ocak Ayında beklenti anketlerinde belirgin bir düzelmenin yaşanmasından sonra, Şubat Ayında da söz konusu ivmenin devam edeceğini düşünürken, beklentilerle tam örtüşmeyen gelişmeler yaşandı. 

Reel kesim güven endeksindeki artış oldukça zayıftı ve hizmet sektörü haricinde güven endeksleri düşüş gösterdi. Bu gelişme bize şunu gösteriyor: “Bu yıl 2019 yılına göre daha olumlu bir yıl olacak. Ancak tamamen düzlüğe çıkmamız beklenenden uzun sürecek”.
 
Bu arada, TCMB Şubat Ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faiz oranını 50 baz puan indirerek %10,75’e düşürdü. Merkez Bankası faiz kararından sonra yaptığı açıklamada, enflasyon göstergelerinde ılımlı bir seyir izlendiğini ifade ederken, mevcut görünümün yıl sonu tahminleriyle büyük ölçüde uyumlu olduğu değerlendirmesinde bulundu. 
 
Bu çerçevede, faiz indiriminin önceki faiz indirimlerine kıyasla daha ölçülü olduğunu vurgulayan TCMB, ekonomik aktivitedeki toparlanma eğiliminin devam edeceğini öngördü. Merkez Bankası ayrıca, korumacılık önlemleri ve korona virüsü gibi küresel faktörlerin Türkiye Ekonomisi üzerindeki olası etkilerinin yakından takip edildiğini belirtti. Demek ki, Merkez Bankası bundan sonra daha küçük adımlarla faiz düşürecek. Mantıklı olanı da bu gibi gözüküyor. Enflasyonun tek haneye düşeceği konusunda hala bir konsensüs oluşmadığı için, her ay başında enflasyon rakamını gördükten sonra karar vermesi, en mantıklı davranış olacak. Merkez Bankası Başkanının Bursa'daki konuşmasıdan bu beklentimi doğrulayan bir sonuç çıkarmak zor olsa da, ümidimi koruyorum. 
 
Döviz kurlarının hızlı yükselişi de Şubat Ayının önemli gelişmeleri arasındaydı. Bunun bir kısmı Euro/Dolar paritesinin sert düşüşü, bir kısmı Corona Virüsü sebebiyle bozulan piyasalar, kalan kısmı da Türkiye Ekonomisi ile ilgili endişelerin devam etmesiydi. 

"Döviz kurları için henüz panik yapacak bir durum yok..."

Daha önceki raporlarımda belirttiğim gibi ekonominin Dolar/TL 6.35’e kadar tolerans limiti bulunuyordu. Bu şartlar altında ise 6.50’ye kadar esnetebiliriz. Elbette bu durumda enflasyon arzu edilen patikadan çıkacaktır. Nihayetinde hem döviz kurları hem de faiz oranlarının beraberce yükseleceği bir süreç yaşayabiliriz.
 
Diğer taraftan kapasite kullanma oranlarının % 75’in altına düşmemesi bir anlamda iyi haber sayılabilir. Ancak firmaların kapasite artırımında bulunmaması sebebiyle oranların yüksek seyrettiği bir başka gerçek. Özellikle ihracatçı şirketlerde kapasite kullanım oranlarının % 80 seviyelerinde geliştiğini görüyoruz. 
 
Aslına bakılırsa Şubat Ayı ekonomik parametreler açısından çok fazla moral vermese de, 2020 yılı için umutlanmaya devam ettiğimiz bir ay oluyor diyebilirim. Özellikle kredi hacmindeki genişlemenin de dikkat çekici olduğunu söylemeliyim. Kredi/mevduat oranında gözle görülür bir iyileşme var. Geride bıraktığımız iki yılda yüksek seviyelerde seyreden kredi/mevduat oranının gerilemiş olması olumlu bir gelişme. 

Diğer tarafan yabancı para cinsinden mevduatların sürekli artırıyor olması, fon/kredi kompozisyonu açısından bankaları zorlamakta. Hem BBDK hem de Merkez Bankası Yabancı Para Mevduatın artmaması için önlem almaya çalışıyor ama düşük faizlere rağmen gerileme olmuyor.
 
TL’ye olan güvenin istikrarlı şekilde artmasıyla beraber bu durumun düzeleceğini ümit etmekten başka çare gözükmüyor. Türkiye’nin “ikili para” sistemiyle devam ettiğini unutmadan, dövizden caydıran değil TL’ye imrendiren adımların atılması daha faydalı olacak diye düşünüyorum. 

Bunu sağlamak için başta jeopolitik olmak üzere, adalet, insan hakları, eğitim, özgürlükler ve kanun/mevzuat değişikliklerinin yatırımcılara güven veren şekilde ve hızda yapılması büyük önem taşıyor. 


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 27.2.2020 07:31:28

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.