"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Risk Yönetimi le Kriz Yönetimini birbirine karıştırmayalım..

 

Hafta başında Belgrad sonra KKTC, dün Antalya , bugün Afyonkarahisar derken, hem ülkeyi hem de dünyayı takip etmeye çalışıyorum. Önceki gün havalimanına giderken bir basın mensubu telefon açtı ve bana şu soruyu sordu: 

"Türkiye‘deki şirketler hem Suriye hem Irak ile alakalı olarak ortaya çıkan jeopolitik sorunlar sebebiyle tedarik sıkıntısı çekiyorlarmış. Sizce bu saatten sonra risk yönetimi nasıl olmalı?"

Ben de "bu saatten sonra risk yönetim olmaz olsa olsa anca kriz yönetim olur" diye cevap verdim. Çünkü risk yönetimi, bir iş planında muhtemel risklerin hesaplanarak, bir model içinde kaçış planlarının dahil edilmesi anlamına gelir. Muhtemel senaryolar belirlenir ve bu senaryolara uygun davranışlar da önceden tespit edilir. 

"Olmazsa olmaz" koşullar yoktur elbette bu modellerde, çünkü hayatın ne getireceğini önceden bilmek bazen mümkün olmaz. Korona Virüsünü buna örnek olarak gösterebiliriz. 

Ancak daha önceden hesaplanmamış ama varlığı bilinen risklerin gerçekleşmesi durumunda yapılacak tek şey "kriz yönetimi"dir. Ayrıca bundan da ders alınması gerekir. Çünkü varolan riskleri hesaba katmadan yapılan bir iş planı aynı zamanda kalitesiz bir yönetim şeklini de bize gösterir. Tecrübeme dayanarak bir fikrimi de belirtmek istiyorum.

Kriz yönetimi esnasında risk yönetimini doğru yapmamış olan kişileri işten çıkarmak yerine, içine düşülmüş olan durumun sefahatini bildiklerinden dolayı, bir süre daha onlara tahammül göstermek gerekebilir. Ancak akut hatası olanları sistem dışına çıkarmak adalet duygusunun pekişmesi açısından faydalıdır diyebilirim. 

"Rus Uçağı meselesinden ders almamışsız .."

Gazeteci arkadaşa bunları söyledikten sonra, Rusya, Suriye, Irak ile ilgili tedarik ya da satış sorunları yaşayan iş insanları için de görüş belirttim. Açıkçası,  2015 yılından beri uluslararası toplantılarda sürekli olarak jeopolitik riskler, lider değişimleri ve iklimle alakalı tehlikeler oldukça sıkı şekilde dile getirildi. Elbette bu toplantılara katılan şirketler Dünya devleri. Küçük şirketler katılamıyor. Fakat bu toplantıların notları şeffaf bir şekilde her yerde paylaşılıyor. Bir çok ulusal haber ajansı da Türkçeye çevirip Türk halkıyla paylaşıyor. 

Şirketlerde görev alan yeni neslin İngilizceye tam olarak hakim olmaması sebebiyle bu önemli raporlar ve uyarılar şirket yönetimleri tarafından dikkate alınmıyor diyebilirim. Halbuki çok uzun bir zamandır tedarik ve satışları sağlıklı bir şekilde çeşitlendirmenin öneminden bahsediliyor. 

Açıkçası ben yaptığım her sunumda, ne cironun ne de tedariğinin %30 undan fazlasının bir grup, bir kesim, bir firma veya bir ülkeden yapılmaması konusunda ciddi uyarılarda bulunuyorum. Ancak uçak krizine rağmen hala otellerin büyük bir kısmı Rus Turistlere bel bağlamış durumda, ihracatının %60'ından fazlasını Suriye ve Irak'a yapanlar var, ayrıca İranlı, Suriyeli veya Çinli turistleri Türkiye getirmek üzere şirketinin tüm faaliyetini tasarlamış olanlar var. 

Tüm bunlar gösteriyor ki, Türkiye’deki işletmede önemli bir kısmı iş planı yapmadan "fırsatçı" bir bakış açısıyla yönetim icra ediliyor. Bunun arkasında da çabuk zenginleşme güdüsü var. Halbuki Türkiyedede parmakla gösterecek öyle kurumlar var ki, risk yönetimine doğru modelle hep müşteri profiline ve tedarik profilini sağlıklı bir şekilde çeşitleme yoluna gidiyorlar. 

Artık içinde yaşadığımız şartların dünyanın yeni normali olduğunu dünyanın yeni normale bilerek yola devam etmeliyiz. Dolayısıyla 20. yüzyılın paradigmalarıyla firmalara yönetmek artık mümkün değil, bunun farkına varmalıyız. Şu ana kadar yaşadıklarımızdan anlamamız gereken şu: 21. yüzyılda bir önceki yüzyıldan daha fazla savaş acı keder darboğaz ve türbülans yaşayacağız. 

"Tedarik Zincirini doğru yönetmek lazım.."

Daha ilginç bir durumu anlatayım: Bazı şirketler 10'dan fazla tedarikçiyle çalıştıklarını söylüyorlar ama söz konusu tedarikçilerin neredeyse tamamı 2-3 ana tedarikçiye bel bağlamış durumdalar. Bu da oldukça riskli bir durum. Özetle, tedarik zinciri yönetimini yukarıdan en aşağıya kadar dikkatli şekilde talip etmek ve yönetmek gerekiyor. 

Buradan hareketle, tedarik zinciri yönetiminde ve satış-pazarlamada eskisinden daha farklı yöntemleri firmalarda uygulamalı, her şeyi tek başına başaran patron yaklaşımından aceleyle uzaklaşmalıyız diye düşüyorum.


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 6.3.2020 07:28:23

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.