"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Koşan atı tımar etmek mümkün değildir...

 

Fed'in bir kez daha faizleri indirmesi "acil durum" veya "olağanüstü hal" şartlarını sertleştirmekten başka bir işe yaramayacak. O zaman farklı bir şey konuşmanın vakti geldi. 

Gece hastasından telefon alan doktorlar Amerika'da "iki aspirin al, sabah beni ara" derlermiş bir zamanlar. İki sebepten: Hastanın abartma ihtimali, diğeri de aspirinin mucizelerine inanmak.

Siyasi İktidarlar da dünyanın her yerinde faizin düşük seviyelere inmesiyle yatırımların canlanacağını zannetmektedir. Dolayısıyla vatandaşa da aynı cümleyi söylerler "faizi bir düşürelim sonra bakarız" diye. Halbuki bir doktorun yapması gereken müdahaleler olduğu gibi, devletin de yapması gerekenler vardır. Kamuyu hızlı şekilde küçültmek ve vergi politikasıyla büyümeye destek vermek.

Ancak hükümetler bunu yapmak yerine, daha fazla vergi toplamak amacıyla düşük faizle kamçılanan bir tüketim artışını tercih ediyorlar. Böylece devlet küçülmeyecek, ekonomi büyüyecek ve ortalık şenlenecek diye düşünüyorlar. Ancak, sebep-sonuç ilişkilerinin büyük bir karmaşa içinde olduğu ekonomik hayatta işler bu şekilde yürümüyor. 

Her şeyden önce faizin sebep değil sonuç olduğu anlayışıyla yüzleşmeliyiz. Yani faiz formülün bağımlı değişkenidir. Enflasyon ve riskler yükselirken artar, tersinde ise düşer. Dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak için gerçekleştirilen faiz indirimleri arzu edilen büyüme hızını sağlamadığı gibi hem dengesizliklere hem de 2008 Krizinde yaşadığımız gibi ahlak erozyonuna yol açar. Bundan dolayı faizleri bir silah olarak kullanmanın sonucunda ülkeler ciddi zarara uğrar.

Aynı şekilde enflasyonun sebebi talep değil maliyet enflasyonu ise, faizleri yükselterek de fiyat artışlarını durdurmak mümkün olmaz. Bir de üzerine durgunluk içinde yüksek enflasyon yaşanacak bir ortam yaratırsınız. Dolayısıyla faizleri sürekli yakından takip etmek ancak piyasa gerçeklerinin tersine kurcalamamak gerekir. Bunları neden söylüyorum ?

Çünkü koronavirüsü sebebiyle panik olmuş olan piyasaları Merkez bankaları rekor faiz düşüşleriyle morallendirmeye çalışıyor. Bazı ülkeler koşmaya devam etmek için, bazıları toparlanan ekonomilerin ivmesini bozmamak için, bazıları ise iyice durgunluğa girmemek için.

Ancak şunu söylemem lazım: Ara sıra yavaşlamak iyidir. Bazen durgunluk dönemleri daha önceki hızlı büyüme dönemlerinin yarattığı arızaları gidermek için fırsat yaratır. Nihayetinde, "koşan at tımar edilmez" derler.

Yukarıda bahsettiğim örnekleri çoğaltmak mümkün: Eğer bir ülkede yarın işsiz kalacağına inanan vatandaşlar veya tahsilat sıkıntısı sebebiyle zora gireceğini düşünen firmalar var ise, parayı bollaştırmak veya faizleri hızla düşürmek arzu edilen sonucu yaratmayacağı gibi, kaynakların hiç istenmeyen yerlere harcanmasına veya katma değer yaratmayacak şekilde değerlendirilmesine yol açabilir. Geride bıraktığımız 20-30 yılda bu tip gelişmeleri gözlemledik. Huylu huyundan vaz geçmez, Türkler piyasalara güvenmezse düşük faizli kredi alıp dövize yatırırlar ya da altına. Eğer piyasalar başka alternatif sunmuyorsa, ekonomiye güven yoksa sonuç hep bu oluyor.

İşin gerçeği şu ki, dünya da bugün çok ciddi anormalliklerin içinden geçiyor. Paniğe kapılmış milyarlarca insanın varlığı ortadayken, faizleri düşürerek piyasaları ayakta tutmak mümkün gözükmüyor. "İki aspirin al, sabah beni ara" diyen doktorlar gibi davranmaya devam eden kamu yönetimi, parmağını taşın altına koyma gereğini inşallah yakında fark eder.

“Taşıma suyla değirmen dönmez...”

Daha önceki yazılarımda sıkça bahsettiğim gibi, kendi faaliyetinden kar edemeyen bir firmayı teşvik veya düşük faizle ayakta tutmak mantıklı bir model değil. Teşvik asimetrik bir büyüme modeli olduğu için, seçilmiş sektörlere yol vermek, diğerlerine de "artık kendi yağınızda kavrulun" demek için tasarlanır. Bu sebeple her sektöre her kesime teşvik vermek, herkese teşvik vermek anlamına geldiği için tarife uygun bir yaklaşım olmaz.

KOBİ'lerden her boyuttaki işletmelere kadar çeşitlendirilmiş ve karışık olmayan bir teşvik modeli, negatif reel faizden veya "sıfır" faizden daha etkili bir araç olacaktır diye düşünüyorum. Esnaf ve KOBİ'ye açılan kredilerde belki de bu şekilde yaklaşmak, arzu edilen etkiyi güçlendirecektir. Mutlaka küçük işletmeler desteklenmeli, ancak büyüme modelinin kurgusu doğrultusunda kaynaklar seçici şekilde kullandırılmalıdır.

Tabii, bunu yapmak için uzun zamandır geri bırakılan "yeni ekonomik modelin" tasarlanması gerekiyor. Şu ana kadar bahsedilenlerden ekonomistler olarak elle tutulur bir hikaye çıkaramadık. Açıkçası, Türkiye'nin tam olarak neyi desteklediğini biz anlamıyorsak başkaları da anlamıyordur. Savunma Sanayinden Tekstile kadar yaklaşımların konjonktür doğrultusunda oluşturulduğu izlenimi var. Yani, devletin uzun vadeli bir iş planı olduğuna dair yatırımcıların bir kanaati oluşmadı. Maalesef, sürekli değişen mevzuat ve kanunlar da bu algıyı pekiştiriyor.

Elbette, bu aralar zor zamanlardan geçiyoruz. Ancak bu günler geçecek. Düzlüğe çıktığımızda elimizde sağlam ve kabul edilebilir, adalet-eğitim-özgürlükler temelinde yazılmış, bilim ve sanat ile güçlendirilmiş, liyakat ve tecrübeyi öncekliklendiren, teknoloji-tasarım-marka-inovasyon-insan kaynağı unsurları üzerinde yükselen, gelecek nesillere inşaat ve düşmanlarla silahlı mücadele haricinde gelişmelerden müjde verecek bir modelin olması gerektiğini düşünüyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 16.3.2020 07:29:25

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.