"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Kendi yağımızda kavrulma sebebimiz..

Bu yazıyı Spotify.com'da canlı dinleyebilirsiniz. Tıklayınız!

 

Korona virüsü ile alakalı panik başladığından beri Türkiye‘de herkesin merak ettiği konu şu: "Neden diğer ülkeler milli gelirlerinin çok yüksek bir oranında piyasaya destek verirken, Türkiye‘de böyle ciddi bir destek paketi açıklanmadı?"

Cevabı bana göre basit ama açıklamam biraz ayrıntılı olacak:

Her şeyden önce Türkiye’nin geride bıraktığımız dönemde çok sayıda ekonomik zorluğa maruz kaldığını biliyoruz. Bunların tamamını siyasetin hataları olarak adlandırmak vicdansızlık olur. Ekonominin kanaat liderleri, çok hızlı işlerini büyüten isimler, ekonominin doğru bir modelle yola devam etmesi için siyasetin önünde bir vizyon koyamadılar. Dünya çapında sıra dışı işler yapmak yerine, sıradan büyüklükleri tercih edip yola devam etmek istediler. Özetle çarpıcı işler başarmış insanlar olmak yerine, ölçekleri büyütmüş iş insanları olarak uluslararası cemiyetlerde yer buldular. Bir markanın ürünlerinden en çok tüketen kişiler olarak davetlere katıldılar ya da en çok uçak ve araba satın alıp satan kişiler olarak. Türkiye’de iktidar olmuş her lider ve ekibi, Türk iş insanlarının birbirlerini kıran anlamsız rekabetinin ve gösteriş merakının farkına  varmış ve onları oyalamanın yolunu her zaman bulmuştur. 

Türk sanayinin liderliğini yapan kurumların önemli bir kısmı, bugüne kadar gıdadan başlayarak aklımıza gelecek her sektörde dış rekabete karşı korunmak istemiştir. Yabancı rakiplerine karşı korunmak için yüksek ithalat vergileri istemenin ötesinde, sektörlerinde oligopol bir yapıyı bile kabul etmeyip, tek alıcı tek satıcı olmayı amaçlamışlardır. 

Teknolojilerini geliştirmeden binlerce işçi çalıştırıp bunu siyasi güç olarak devşirmişlerdir. Hükümetler ve iş dünyası arasındaki ilişkiler bu sebeple "vizyon paylaşımı" şeklinde değil,  "ver-al" prensibine göre yürütülmektedir. Özel sektör ekonomide olumsuzluk baş gösterdiğinde sesini yükseltirse hükümetler ya vergi politikalarıyla onları susturur ya da teşviklerle onlara sus payı verir. Bu arada her devirde siyaset "ne me lazım" diyerek kendine yakın kişilerden zenginler yaratmayı ihmal etmez, onlara kamu işlerinde önceliği verir. Aslında dünyanın her yerinde bu iş böyledir.

Özetle, iş dünyası eşitlik değil ayrıcalık peşindeyken, hükümetlerin işi hiç kolay değil. Eşit şartlarda yarışa gönlü razı olmayan ve sürekli siyasi iktidarları ölçekleri ile tehdit eden bir iş dünyasıyla yeni işler yapmak ve yaratıcı büyüme modelleri tasarlamak oldukça zor. 

"Ortalık nasıl olsa düzelecek mantığı..."

Şimdi meselenin özüne geri döndürelim. Hatırı sayılır tecrübeye sahip piyasa aktörlerini dinledikçe, merkez bankalarının ve hükumetlerinin devasa destek paketlerinin sayesinde önünde sonunda hisse senetlerinin, tahvillerin, altın gibi kıymetli madenlerin, nihayetinde petrolün yükselteceğini öngörebiliyoruz. 

Buradan hareketle bu paranın bir kısmının Türkiye'ye de gelebileceğini, hisse senetlerini hareketlendireceğini, hatta yabancı firmaların tedarik konusunda alınan ders çerçevesinde üretimlerinin bir kısmını Türkiye'ye kaydırabileceğini öngören siyaset cephesi, dışarıdan borç almadan ve pek de fazla panik yapmadan bu işin üstesinden geleceğini düşünüyor diyebilirim. 

Merkez Bankası’nın faiz indirmeye devam etmesi gerektiğini ama buna rağmen ülkeye yukarıdaki sebeplerden dolayı para girişinin başlayacağını öngören ekonomi yönetimi de, "endişeye mahal yok işler kendiliğinden düzelecek" şeklinde düşünüyor da olabilir. 

Elbette tüm bunları şu senaryo çerçevesinde söylüyorum: Salgının  bu ayın sonu ya da Mayıs Ayı’nın ilk iki haftası içinde günlük zirveye ulaşıp düşüşü gerçekleşirse. Süre uzarsa bu olumlu senaryo üzerine kurulmuş kale elbetteki yıkılacak, başka bir senaryonun inşası başlayacak. 

Ancak bu şartlar altında IMFnin yazdığı raporun daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi lüzumundan fazla olumsuz olduğu da ortaya çıkacak.  Şu ana kadar çoğu kişinin "fazla gevşek" benim ise "fazla soğukkanlı" diye nitelendirdiğim yaklaşımın arkasındaki sebepleri ve buna bağlı olan senaryoyu bu şekilde size anlatmak istedim.


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 22.4.2020 07:31:47

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.