"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Bu şartlar sonsuza dek devam etmez...

Bu yazıyı Spotify.com'da canlı dinleyebilirsiniz. Tıklayınız!

 

Pandemi öncesinde de sıkıntılı olan piyasaların Merkez Bankaları ve kredi büyümesi yardımıyla ayakta tutma süreci elbet bir gün sona erecek.

Ancak, bahsettiğim sürecin başlangıç noktasının 1998 yılı olduğunu belirtmek istiyorum. Bu süreçte Merkez Bankası yöneticilerinin sayısız defa normale dönüş sinyali verdiğini ancak hükümetlerin ve piyasa oyuncularının karşı çıktığını hatırlıyorum. Yani, negatif reel faiz hatta negatif faiz ile büyümeyi yaratmanın mümkün olmadığını sayısız defa tecrübe etmemize rağmen, siyaset ve sermaye piyasaları bu gerçeği kabul etmekte direndiler.

Bilindiği gibi, çok elzem durumlar karşısında otoriteler “Force Majeur” yani olağanüstü durum tedbirleri alırlar ama nihayetinde tehlike geçtiği andan itibaren tüm tedbirler kaldırılır. Fakat 1998’den beri düzenleyici otoriteler neredeyse her an teyakkuzdalar. Kolay değil tam 22 yıldır bu kurumlarda yöneticilik yapan kişiler 30 yıl önceki meslektaşlarına göre daha fazla yıprandılar ama tecrübelendiler.

Diğer taraftan 1980-1990 arasındaki “ne yapsak alkışlanıyor” sürecinde kritik pozisyonlarda görev alanlar, çok ciddi bir riskle karşılaşmadan kariyer basamaklarını tek tek çıktılar. Bu kişilerin kriz tecrübeleri kabul edilebilir seviyede olmadığı için yönetim kademelerinde bulundukları özel sektör kurumlarının 1994’ten sonra başı hep dertte oldu. Çünkü bu kişilerin bildiği tek şey firmaları büyütmekti. O zamanın Patronları da sermaye koymadan bol krediyle büyümekten hoşlandıkları için iki değişik insan kaynağı üzerinde odaklandılar:

1. Maliye ile arayı iyi tutacak eski bürokratlar
2. Bankalarla arayı iyi tutacak finansçılar

Bu insanlar yeri geldiğinde “gaz” yeri geldiğinde “fren” görevi gördüler. Ancak 2000’li yıllarla beraber krizlerin sayısı artmaya başlayınca patronlarıyla beraber zenginleşen bu kişilerin “kriz yönetiminde” başarılı olmadıkları anlaşıldı. Ayrıca siyasetin nereye doğru gittiğini anlayamadıkları için patronlarını sürekli yanlış yönlendirdiler. Sonuç şöyle oldu: Aktif görevden alındılar, sonra danışmanlığa çekildiler ve nihayetinde emekli edildiler. Riske karşı duyarlı, teknolojiye daha yatkın, şirkette kalmak için entrika çeviren değil daha fazla katma değer yaratan firmalara transfer olmak için çıtasını yükseltenler eskilerin yerini almaya başladı. Özetle idareciler değişti.

Ancak patronlar maalesef değişmedi. Çünkü kabahati kendilerinde değil, hep idarecilerde buldular. Kendilerini değiştirmek yerine idarecileri değiştirmeyi uygun gördüler. Çünkü onlar da 1980-1990 döneminin şanslı iş insanlarıydı. Ne yapsalar para kazanıyorlardı. Elbette bazı firmalar ve gruplar yeni dönemin gereğini yaptılar ve “kurumsallaşma”nın CEO atamaktan ibaret olmadığını anladılar. Diğerleri ise güzel zamanlarda kaçırdıkları fırsatlar sebebiyle sıkıntıya girdiler.

Bugün sıkıntıya düşen firmaların tek şansı şu: 1998’den beri piyasayı fonlamak mecburiyetinde olan Merkez Bankaları, görünür gelecekte bu desteği bitiremeyecekler. Çünkü piyasalar tam 22 yıldır ara sıra güzel günler görse de kırılgan bir şekilde yola devam ediyor. Hükümetler değişse de Merkez Bankalarının makus talihi değişmiyor, yanlış modeller üzerine oturtulan ekonomik büyüme sürekli akamete uğruyor, piyasalara fonlamak bir mecburiyet haline geliyor. Hal böyleyken herkese destek veriliyor. Başarılı kurumlar için bir asimetri oluşmuyor.

"Kapitalist sistem de kabuk değiştiriyor..."

Ancak, Yine de aklımdan bir türlü çıkaramadığım bir analizim var. Merkez Bankaları piyasaları ilelebet fonlayamaz. Kapitalist sistem de ne kadar inat ederse etsin bu kadar yükü kaldıramaz. Önünde sonunda yepyeni bir düzenin kurulacağını görebiliyorum. Bu sistemde hükümetler üstü bir platform oluşacağını ve tüm kararların düzeni kurmak ya da sağlamak kisvesiyle tepeden inme geleceğini öngörebiliyorum. Korona virüsü ve akabindeki gelişmeler sadece finansal sektör ve reel sektör için değil sağlıktan politikaya kadar yepyeni bir kurallar manzumesinin ortaya konacağını bize gösteriyor.

Nasıl ki ikinci Dünya Savaşından sonra, finansal krizlerin olmaması için IMF, bölgeler arası gelişmişlik farkları azalsın diye Dünya Bankası, küresel ticaretin aksamaması için WTO gibi kurumlar kurulmuşsa, bugün de nizamı sağlamak için bu kurumların birleştirilmesi veya lağvedilerek daha güçlü, farklı kurumların ortaya çıkması beklenmeli. Birleşmiş Milletler ve Nato gibi kurumların çözüm üretmekten çok statükoyu koruyan icraatları da onlar için benzer bir akıbeti yaratacak diye düşünüyorum.

Önümüzdeki 6 ayda ne olacağını ekonomik olarak kestirebilmek mümkün ama, ABD Başkanlık seçimlerinin neticesi bir çok gelişme için de belirleyici olacak diyebilirim. ABD Başkanlık Seçimleri tamamlanınca yukarıda bahsettiğim kurumların gelecekte nasıl görünümde olacakları da ortaya çıkacak. 

Sonuç olarak, Türkiye’deki patronlar yurt dışındaki gelişmeleri tatilde konuşulacak eğlenceli konular gibi görüyorlar ama, geleceklerinin bu gelişmelere bağlı olduğunun pek farkında değiller. Parite ve Faiz hareketlerinden yatırımcıların hisse senedi tercihlerine, metal piyasasındaki gelişmelerden vergi oranlarına, dış ticaret rejiminden enflasyondaki gelişmelere kadar her ayrıntı, politika ve diplomasideki gelişmelere bağlı olarak hareket edecek. 

Umarım bu sefer yanlarında gelişmeleri doğru süzen kişileri bulunduruyorladır. Ancak bizim patronların çoğu bilgiden çok pohpohlanmaya ihtiyaç duyuyor. 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

 

Eklenme Tarihi : 21.7.2020 07:19:58

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.