"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Kamu Genişledikçe Vatandaş Fakirleşir..

Bu yazıyı Spotify'dan dinleyebilirsiniz. TIKLAYINIZ!

 

 

Ülkemizde finansal okuryazarlığın durumu, tarih bilgisi seviyesi ve "bildiğimiz kadar konuşma inadı" bilinen bir gerçek. Elbette bir de önyargılar var. Dolayısıyla tarihsel ve güncel kanıtlarla meseleleri ele almakta fayda var. Ben de öyle yaptım.

Bundan 11 yıl önce yazdığım bir bilimsel makalede, kamu harcamalarına kaynak yaratmak aracıyla iç borçlanmaya gidilmesinin, enflasyonist büyüme hevesiyle pekişince faizleri nasıl yükselttiğini ve kapitalizmin tüm olanaklarıyla piyasaların nasıl yozlaştığını anlatmıştım.* Gelişen ülkelerin gelişmiş ülkeleri geçme hayaliyle keşfettikleri enflasyonist büyüme, yetersiz iç tasarruflar ile başarılamayacağı için önce dışardan borçlanma, sonra ulusal para cinsinden iç borçlanma ve nihayetinde döviz cinsinden iç borçlanma keşfedildi. Faizli yada faizsiz fark etmez, bu borçlanma kağıtlarının referans noktası ulusal para cinsinden enflasyon, yabancı para cinsinden ise ülkenin risk primi oldu.

Hükümetler iktidarda kalabilmek için kamuyu ve kamu harcamalarını genişlettikçe, hem enflasyon hem büyümenin dalgalanma şiddeti hem de finansman ihtiyacı arttı. Kamu harcadıkça özel sektörü de hareketlendirdi, enflasyonist ortamda bir türlü tasarruf edilemediği için de yatırımların kaynağı borçlanma oldu, eski borçlar yeni borçları yarattı. Kamu yani hükümetler, banka ve finans kurumu sayısını artırarak borçlanmayı iyice tabana yaydılar. Aslında özel sektöre gitmesi gereken kaynakların önünü kesip kamuya kanalize ettikleri için “crowding out” yani dışarı itme etkisi yarattılar.

Kamunun iştahından arta azıcık kaynak da özel sektöre giderken tabii ki maliyet yükseldi. Yetersiz likidite, yüksek enflasyon, artan riskler ve sürekli dalgalanan kurlar yumak haline gelince, faizler de hep yüksek kalmaya devam etti. Şirketler az sermaye ve bol borçlanmayla şişmanladılar, yüksek cirolara ulaşsalar da hep kırılgan kaldılar. 

Bu arada bireyler enflasyonist büyümenin etkisiyle ev, otomobil, beyaz eşya ve hayalini kurdukları mal ya da hizmetleri yeterli tasarrufları olmadığı için borçlanmayla satın almaya başladılar. Neticede büyük bir çoğunluk birey ya da firma farketmez, gelirlerinden fazla borçlanmış oldu.

Aslına bakılırsa tüm bu olumsuzlukların kaynağı kamunun aşırı, öncelik tespitini doğru yapmadığı harcamalar ve bunları finanse etmek için vergileri ve borçlanmayı artırması oldu. 2002-2019 arasında daha önceki hükümetlerden farklı olarak borçlanma değil vergiler artırılarak yola devam edildi. Ancak her türlü mal ve hizmet üzerindeki vergilerin sürekli artması iç tasarrufların yerinde saymasına hatta azalmasına neden olurken, bireysel borçlanmayı da iyice genişletti. Özetle, kamu genişledikçe enflasyon, hayat pahalılığı, tasarruf eksikliği, vergiler, döviz kurları ve faizler  bir sarmal halinde artmaya başladı. Bu fenomeni de 2016 yılında yazdığım bir başka bilimsel makalede detaylı şekilde anlattım.**  

"Riskleri değil faizleri düşürme merakı pahalıya patladı..."

Hükümetin zoruyla gerçekleştirilen her faiz indirme operasyonu, yanlış kararlar neticesinde yükselen kur sebebiyle boşa gitti. Hem rezervler hem de az miktardaki tasarruflar da eridi, kamu ve özel sektörde borçlanma yüksek seviyeye ulaştı. Pandemi ise maalesef bu durumu kötüleştirdi. Kredi kampanyaları büyümeyi sağladı ama borçlu olanları daha da borçlandırdı desem yanlış olmaz.

Sözün özü: Kamu genişledikçe özel kesim kendisine alan açamaz. Böyle bir ekonomide, yarışa çok önceden başlamış olan gruplar haricinde, kamudan iş almayan hiçbir firma da kolay kolay ölçeğe kavuşamaz. Borçla ölçeğe ulaşan firmalar ise varlık üretemediği için batmaya mahkum oldu diyebilirim. 

Bu arada özel sektör istihdam yaratamayınca kamuya eleman alarak işsizlikle mücadele etmek de doğru bir yaklaşım değildi. Çünkü, kamunun net vergi ve sigorta primi yaratma imkanı yoktur. Kam çalışanlarına uygulanan bordro vergileri bir cepten diğer cebe kaynak aktarmak gibidir. Net gelir her zaman özel sektörden sağlanır. Yüksek teknoloji, katma değer yaratan sanayi yerine inşaat gibi arazi değerleme faaliyetlerini işaret eden bir ekonomik modelin net gelir yaratma imkanı olmadığı anlaşıldı. Bu çarpık modele uygun eğitim seviyesi de en zararlı yan etki oldu diyebilirim. 

Şimdi tüm bu olumsuzlukları faizleri sıfıra indirerek çözebilmek mümkün müdür ? Bence bunu tartışmak bile zaman kaydı olur. Kamunun fütursuzca genişlemesi, kaynakları etkin olmayan bir şekilde kullanması, enflasyonist etkiler yaratan vergi-dış ticaret-tarım rejimleri, piyasaların bozulmasıyla maliyetlerin sürekli yükselmesi, döviz kurlarının iç ve dış siyaset sebebiyle dalgalanarak yükselmesi ve fiyatlara yansıması neticesinde artan riskler faizleri yükseltmektedir.

Ancak firmaların ve vatandaşların gırtlağına kadar borçlu olmaları sebebiyle faizi en önemli düşman olarak görmeleri, borçlar sebebiyle yaşam savaşı verdikleri de bir gerçektir. Açıkçası kimse “neden bu kadar borçlandık, neden tasarruf edemiyoruz, neden bu kadar hayat pahalılığı var ya da neden faizler bu kadar yüksek” demiyor, “neden faizleri düşürmüyorsunuz” diye soruyor. Maalesef bu durum sorunun kaynağıyla uğraşmak yerine sonuçlarıyla uğraşmak gibi bir kısır döngüyü yaratıyor.

 

*https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/150750
**https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/207127

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 30.3.2021 07:24:05

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.