"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Yozlaşan liberalizm değil, kapitalizm...

Bu yazıyı Spotify'dan dinleyebilirsiniz. TIKLAYINIZ!

 

Yeni kısıtlamaları yarın yorumlayacağım. Kafalar karışık çünkü. Epeyce soru var cevaplanması gereken. Bugün müsaadenizle daha temel konulara el atacağım.

 

Kavramları birbirine karıştırdıkça meselenin özünden uzaklaşıyoruz. Bu sebeple aklımdaki düşünce balonlarını düzene koyarak, bir akıl yürütmesi yapmaya karar verdim. Ve başlıyorum:

 

Bir ülkede Bankacılık Sisteminin varlığı, o ülkede yaşanan olumsuzlukların düzeleceği anlamına gelmiyor maalesef. Eğer hukuki, sosyal ve siyasal yapının yanında alışkanlıklar da gelişmenin önünde engel ise, bankalar ve banka harici finans kurumlarının varlığı yaşanan olumsuzlukları hafifletmez. Aksine bazen daha ağırlaştırabilir. 2001 Bankacılık Krizi ile ABD, Güney Kore ve Tayvan’daki örnekler hep göz önünde bulundurulmalı. Geçtiğimiz dönemde devasa Bankaların bile çöküşüyle krizin ciddi boyutlara ulaştığını, kredi ihtiyacının karşılanamaması sebebiyle reel sektörün çok ciddi tehlikelere maruz kaldığını gördük. Bu tip gelişmeler birçok ülkede iktidar değişikliklerine bile yol açtı.

 

Demek ki bankacılık, ne başlı başına sorunların sebebi, ne de ülkelerdeki yapısal hastalıkların ilacı durumunda. Görevi fon arz edenlerle fon talep edenleri buluşturmak olan Finans Kurumlarının, genel yozlaşmaya katkısı diğer sektörlerden daha az ya da fazla değil. Ancak bankalar ve finans kurumları olmadan yozlaşma çarkının hızlı dönmeyeceği de kesin. Ne de olsa bu kurumlar paranın idaresini gerçekleştirmektedir. Para da her şeyi idare etmektedir. Her şeyi idare edeni idare etmek başlı başına riskli bir durumdur. Düzenleyici otoritelerin sorumluluğunun büyüklüğü buradan anlaşılıyor.

 

Bankaların işlevi mevduat sahibinden tasarrufunu alıp reel sektöre yani iş kurmak yada yapmak isteyenlere vermek iken, bir anda devlet hazinesini fonlayan bir hale gelebiliyorlar. Devletin önerdiği faiz hem tatminkar hem de garantili olduğundan, “vatandaştan al-devlete ver” sistemi birçok örnekte olduğu gibi sonra bankacılığın pozitif yaratıcılığını en düşük seviyeye indiriveriyor. Bazen bankalar sermayelerini devlet iç borçlanma senetlerinde değerlendirmeye bile başlıyorlar. Bu durum sonraları bazılarının tarihe karışması sonucunu da doğuruyor. Devletler batmaz ama müesseseler batabilir. Buradan da anlaşıldığı gibi, yozlaşmak için uygun ortamı yaratan bankalardan çok düzenleyici otoritelerdir. Bankaların ve Finansal Kurumların kamuyu beslemesi yanında bir başka tehlike de sıcak paradır diyebilirim.


 

1980'lerdeki "Finansal Serbestlik Akımı" sonrası hem mal hem de sermaye trafiğini rahatlatmak için sınırlarını kaldıran ülkelerde, cari açık kronik ve yapısal hale gelirken, yüksek faiz nedeniyle gelen portföy sermayesi giderek daha fazla bağımlılık yaratmaya başladı. Yani üretmek için ithal etmeye mecbur olunan mal ve hizmetlerden kaynaklanan dış açığı, her an ülkeden çıkıp gidecek bir kaynakla finanse etmek gibi bir yanlışa gidildi. Bu tehdit nedeniyle nominal faizler inse de, reel faiz hep tatminkar kaldı. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu girdikleri faiz yarışında yorgun düştüler. Latin Amerika Ülkelerinde sayısız defa krizler ortaya çıktı, Rusya ve Asya’da da ciddi darboğazlar meydana geldi.

 

Genelde ülkeler aldıkları borcun bir gün tamamını ödemek amacıyla almazlar. Belki 30-40 yıl önceki motif “borçları ödemek” olsa da, bugün hiçbir ülke sonunda ödemek için borçlanmamaktadır. Bunun nedeni borç sarmalının büyüklüğü kadar, borç verenin böyle bir talepte bulunmamasıdır. Çünkü önemli olan faiz kazancıdır ve ana para dönüp bakılmayacak kadar önemsizleşmiştir. Geçmişten günümüze gelene kadar ödenen faizlerin toplamı borcun ana parasını çoktan geride bırakmış durumdadır.

 

"Devlet ile Hükümet aynı şey değil..."

 

Gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasaları kurulup organize oldukça, borçlanma pazarı daha da genişledi. Bugün bono-tahvil piyasası en çok işlem gören ülkelerin başında Brezilya ve Türkiye gelmektedir. Bunun nedeni alıcı ve satıcıların yarattığı hacim kadar, her iki ülkenin iç borcunun mutlak rakam olarak büyük olmasıdır. Borçlanma piyasasının likit ve derin olması bir yandan yatırımcıya cazibeli gelirken, diğer yandan parasını hızla dövize çevirip piyasadan çıkmasına da yardımcı olmaktadır.

 

Aslında hepimiz biliyoruz ki, Büyüme ve kalkınmanın en önemli anahtarı kişisel tasarruflardır. Ancak gelişen ülkelerdeki tasarruf açığı çare olarak bankacılık ve finans kurumlarını yaratmış, sermaye piyasalarının kurulmasına yardımcı olmuş, finans enstrümanlarının ikinci el piyasasını işlevsel hale getirmiştir. Ancak ulusal tasarrufların yetersizliği, yatırımlar için finansmanın yurtdışından gelen kaynağa bel bağlanmasını gerektirmiştir. Asıl dengesizlik işte burada başlamaktadır.

 

1980 sonrası siyasal iktidarların başlattığı serbestleşme ve tüketim ekonomisinin finansman gerekleri biriktikçe, ihtiyaç duyulan kaynağı getirmek için her türlü yola başvurulmaya başlandı. Likiditenin yetersizliği ve devalüasyon-enflasyon spiralleri faizi yükseltince, bankalarda yaratılan para, emisyonun kat ve kat üzerine çıkmaya başladı. Vadesiz Mevduatların üzerine, Vadeli Mevduat, Döviz Tevdiat Hesaplarının üzerine krediler de eklenince hızla büyüyen kaydi para arzı, enflasyonun asıl sebebi haline geldi.

 

İster gelişmiş ister gelişen olsun, 1980 sonrası siyasi iktidarlarının tercihlerini yanlış şekilde kullanmaları, borçlanma piyasasına uzun süre egemen olup kaydi para arzının büyümesine sebebiyet vermeleri, “negatif seleksiyon” sebebiyle yatırımları rasyonelin dışında belirlemeleri “liberal ekonomiyi” sadece sol tandanslı değil sağ tandanslı eleştirilerin de hedefi haline getirmiştir diyebilirim.

 

Bugün liberal sistem eleştirisi başlığı altında aslında kapitalizm eleştiriliyor. Aslında kapitalizmi yıkmanın kolay olmadığı düşünüldüğü için, "eşit haklarla özgür iş yapma" anlamına gelen liberalizme yüklenerek oldukça yanlış bir doğrultuda gidiliyor desem yanlış olmaz.


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 14.4.2021 07:22:46

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.