"Akıllı insanlar kendi yanlışlarından,
çok akıllı insanlar ise başkalarının hatalarından ders alırlar."
Prof. Dr. Emre Alkin

Sanat, NFT ve Kripto Değerler Senfonisi- Reprise..

Bu yazıyı Spotify'dan dinleyebilirsiniz. TIKLAYINIZ!

 

 

Tam olarak 51 yaşındayım ve geriye dönüp baktığımda, hayalini gördüğüm veya "inşallah olmaz" dediğim ne varsa birer birer ortaya çıkmaya başladı desem yalan olmaz. 

 

Mesela, küçüklüğümden beri okuduğum bilim kurgu kitaplarında bana en ilginç gelen detaylardan biri, canlı ya da hologram sanat eserlerinin tariflenmesiydi. Hatta müzik ve ifade sanatın her türlüsünde, söz konusu kitapları yazanların geniş hayal gücünü anlamak için aklımın sınırlarını zorladığım anlar oldu. 

 

Bu kitaplarda, sanatçıların Ortaçağ ve Rönesansta olduğu gibi hükümdarlar ya da devletler tarafından finanse edildiği, varlıklı insanların sanat eserlerine yatırım yaptığını da okudum. Yani binlerce yıl sonra sanatı yine böyle mi finanse edecektik ? İşte bunu sevmemiştim. Bana göre sanat bir isyandı, otoritelerin finanse etmesi doğru değildi. Hala da böyle düşünüyorum.

 

Açıkçası 1970 ve 1980 lerde bu kitapları okurken, sanat eserlerine yatırım yapmak pek fazla revaçta olan bir uygulama değil, entelektüel hayat tarzının varlıkla ilişkilendirilmiş bir yansımasıydı. Sanat eserleri için bugün konuştuğumuz rakamları telaffuz eden hiçbir kimse ya da kurum yoktu, açıkçası bir avuç şanslı kişinin hegemonyasında ilerleyen bir sanat ekonomisi vardı desem yanlış olmaz. 

 

Ancak 1970 lerden sonra ve 1980’lerin hemen başında pozitif reel faiz yani finansal serbestlik yaklaşım ortaya atılınca, tasarruf-kredi-yatırım üçlemesinde önemli bir paradigma değişikliği oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda astronomik borçlanmalar içine girmiş olan ülkeler sonraki 20-30 yıl içerisinde borçlanma oranlarını düşürmüşken, pozitif reel faizle beraber  sadece devletler değil bireyler ve firmalar da borçlanma yarışına girdiler. 

 

2000'li yıllarda ise faizlerin enflasyon oranları ile beraber küresel anlamda giderek sıfıra yaklaşması, kaynak bulmayı neredeyse bedava maliyetle sağladı. Seçkin sanat eserlerini ve popüler sanata ait olan her unsuru satın almak için ciddi bir yarış başladı. İlginçtir Önce Japonlar, sonra Ruslar ve Araplar ve nihayetinde Çinliler Batı’dan intikam alırcasına sanat ve tasarım piyasasında alım yapmaya başladılar. Yazının başındaki bahsettiğim "otorite tarafından finanse edilen sanat" yerine "parası olanın satın aldığı sanat" yaklaşımı dergilere bile kapak olmaya başladı. Hayır mı şer mi siz söyleyin. 

 

Ancak, bu gelişmeyi sadece bedava sayılabilecek maliyetle borçlanmaya bağlamak fazla kestirmecilik olur. Merkez bankalarının karşılıksız ve hesapsız şekilde para basmaları sonucunda, ulusal paraların değiş tokuş değeri olarak sorgulanır hale gelmesi ve hisse senedi, altın, bono-tahvil haricinde çok hızlı değer kazanan aktif arayışına girilmesi de bu kampanyada etkili oldu diyebilirim. İnsanlar sanat eserlerine paralarını harcarken, doğru bir iş yaptılar. Çünkü sanat eserlerinin para ile karşılaştırıldığında önemli bir avantajı vardı: "Sınırlı sayıda üretilmiş olmaları."  Aslına bakılırsa binlerce yıldır sahip olduklarımızın değerini belirleyen unsurlardan biri olan “kıtlık” yani sınırlı sayıda varoluş, sınırsız ve hesapsız şekilde basılan kağıt paradan elbette daha ilgi çekici hale geldi diyebilirim. Parayı sanata çevirmek de aklı başında bir girişim oldu.

 

İlginçtir, bugün çok tartışılan kripto paraların da aynı prensiple sınırlı sayıda üretilmiş olmaları da sürekli değer kazanmaları sonucunu yarattı. Ancak bir sanat eserinin kripto paralardan da büyük bir avantajı var: Onlar gibi sert değer fiyat dalgalanmalara maruz kalmıyorlar. 

 

Tabii bu süreçte, bir yandan binlerce yılın en ciddi tartışması olan “gerçek değer” peşinde koşarken, diğer taraftan sahip olduklarımızın taklit değil gerçek olup olmadığı üzerine paranoyamız devam etti. Haydi burada müjdeyi vereyim: Sanat eserlerindeki “sahihlik” yani gerçeklik sorunu, sanata dijital teknolojilerin ve en önemlisi blok zincir mekanizmasının da dahil olmasıyla ortadan kalkacak gibi gözüküyor. Çünkü elimizdeki herhangi bir dokümanın ya da varlığın ki sanat eseri de buna dahil, otantik olup olmadığını anında ve doğrudan ispat edebilecek bir sistem pek yakında kapımızı çalacak. 

 

Bu durumda sanat eserlerinin ya da tasarımların değerinin kripto paralar cinsinden de belirlendiği, giderek dijitalleşen sanatın da sanal müzayedeler yoluyla daha büyük bir ekonomik büyüklüğe kavuşacağını öngörebiliyorum. Bugün sporcuların kripto para ile kontrat yapmaya başlamaları gibi, dijital dünyada üretim ve tasarım yapan sanatçıların kripto para üzerinden sözleşme yaparak çalışmalarını değerleme imkanı bulacaklarını söylemem falcılık olmaz.

 

Aslında en önemli sorunumuz bir tasarımın, bir sanat eserinin hatta bir emeğin gerçek değerinin tespitinde yapılan hatalar ya da önyargılı yaklaşımlar olduğuna göre, blok zincir ve kripto paranın işin içine girmesiyle bu sorunlara çözüm bulabilme imkanı yaratabileceğiz diyebilirim. Aynı akım içindeki sanatçıları dijital ortamda yan yana getirip kıyaslama imkanı olacağı gibi, söz konusu eserlerin fiziki ya da dijital fark etmez, 24 saat çalışan müzayede mecralarında yani borsalarda el değiştirmesi de mümkün olacak. 

 

"Dijitalleşmeyle büyüyen pazarların arasına sanat da girdi.."

 

Özetle, galeriler bundan sonra bazen kalabalık olup bazen tenhalaşan cazibe merkezleri yerine, sanatın anında ve doğru değeri bulduğu mecralar haline gelecekler. Sonuç olarak galerilerin yavaş yavaş müzayede salonlarının fonksiyonlarını gerçekleştiren arz ve talebin buluştuğu fiziki ya da dijital mekanlara dönüşeceği söylenebilir.

 

Elbette müzayede salonları bugüne kadar ciddi bir fonksiyon icra ettiler, ancak pandemi döneminde sanal mezatlar Instagram ve Zoom üzerinden oldukça etkili oldu. Büyük metrekarelere sahip salonlar ya da binalara ihtiyaç olmadan da sanatseverleri sanatçıların ya da tasarımcıların eserleri ile buluşturmak mümkün oldu diyebilirim. 

 

Dolayısıyla burada galeriler ile mezat işlevinin pek yakında üst üste örtüştüğü yeni bir modelin ortaya çıkması an meselesi. Her yaptığımız işe dijitalliği ve en son teknolojiyi katarak değer yaratabildiğimize göre, sanatın ve sanat ekonomisinin bu süreçten bağımsız ilerlemesinin mümkün olmadığını söylemem gerekiyor. Sayısız müzayede evinin ve sayısız galerinin, hatta atölyenin büyük bir değişime uğrayacağını söylemek yine falcılık olmaz. 

 

Modern sanat ekonomisinin yüzde doksanının yaşandığı Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Çin'den ilk değişimin geleceğini söylemek mümkün.  Bu arada 400 milyon Dolar civarındaki Türkiye sanat pazarının da bu gelişme doğrultusunda önümüzdeki on yılda en az beş katına yükselme ihtimali bulunuyor. 

 

Diğer taraftan dijitalliğin yükselmesi ile beraber ulaşılabilir sanat yani “her cebe ve bütçeye uygun” sanatta da çok hızlı bir şekilde Türkiye'de de yaygın hale geleceğini öngörebiliyorum. 

 

Bir avuç kişinin içinde olduğu bir sanat ile kitlelerin buluştuğu sanata geçiş yapmak elbette kendini ayrıcalıklı hissedenleri ürpertiyor. Ben ise bu gelişmeyi keyifle izliyorum. 

 

Not: Bu yazı www.btchaber.com 'da yayınladım. Başka kıymetli yazarların da yazılarını buradan takip edebilirsiniz. 


Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 20.4.2021 07:26:44

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.