"Fark yaratmak, olağanüstü yeteneklerle beklenen işleri yapmak değil.
Olağan yeteneklerle beklenmeyen işleri yapmaktır."
Prof. Dr. Emre Alkin

Yeni Yıl, Yeni Umutlar, Yepyeni Riskler...

Bu yazıyı Spotify'dan dinleyebilirsiniz. TIKLAYINIZ!

 

 

Daha önce Dolar/TL'nin test etmiş olduğu seviyelerin epey altındayız ancak, her gün % 3 ile % 6 arasında değerlenmeler pek de normal değil açıkçası. Dileriz bunlar yaşadığımız ağır deprem sonrasındaki artçı şoklar olsun ve ortalık sonunda sakinleşsin. 

Gelecek yıl dünya ekonomisi için büyüme beklentileri geriye doğru revize ediliyor. Yüksek enflasyon beklentisine rağmen büyüme sancıları sebebiyle yükselemeyen faizler ve bollaşan paranın yan etkileri en büyük merak konusu olacak. Piyasalardaki volatilite eskiden yatırımcıların fazla para bağlamandan yaptıkları işlemler sebebiyle olurdu. Şimdi ise fazla para ve kırılgan psikolojiler sebebiyle dalgalanmalar gerçekleşiyor. 

Faizlerin çok düşük seyretmesi, sermaye piyasalarında işlem gören hammaddelerin ve ara mallarının fiyatlarını hızla yükseltirken, üreticilerin spekülatif fiyatlamalar sebebiyle büyük maliyetlerin altına girdiğini ve dalgalanmalar sebebiyle kar-zarar hesaplarını doğru yapamadıkları görülüyor. Dış Ticaretin sürekli artışta olması ihracatçı ekonomiler için olumlu bir gelişme ancak, Türkiye gibi Cari Açık-Büyüme sorunsalı içinde olan ülkeler tam olarak bu durumdan faydalanamıyor. 

Fed'in 2022 yılında 3 adet faiz artışı yapacağını söylemesi beklendiği kadar büyük bir etki yaratmasa da, söz konusu artışların gerçekleşmesiyle beraber birçok gelişmenin farklı yöne doğru gideceğini söylemeliyim. Riskli borçlanma kağıtlarından ABD Tahvillerine doğru başlayacak bir hareket, gelişen ülke piyasalarında da ciddi bir dalgalanma yaratacak elbette. Bu durumda hikayesi inandırıcı olanlar öne çıkacak. Peki Türkiye'nin hikayesi inandırıcı mı?

Son açıklamalar bize gösteriyor ki cari fazla veren bir Türkiye hedefleniyor. Ayrıca enflasyon ve faizlerin de düşük seviyede olduğu, döviz kurlarında ise istikrar yaşanan bir Türkiye isteniyor. Bu hedefe ulaşmak için atılan adımların söz konusu hedefe uygun olup olmadığını tartışmadan önce, böyle bir Türkiye'nin yabancı yatırımcı için cezbedici olup olmadığını tartışmak gerekiyor. 

"Önlem Almakta Geç Kalınca Zarar Büyük Oldu.."

Bugüne kadar Türkiye'ye en çok yabancı sermaye girişinin sağlandığı süreç TL'nin öngörülebilir olduğu zamanlarda yaşanmış. Bu zaman dilimleri TL faizlerin nispeten düşük, enflasyonun tek hane olduğu durumları da kapsıyor. Yani "TL'nin değer kaybı yabancının işine geliyor" söylemi tam olarak doğru değil. Kısa vadeli yabancı sermaye bile sürekli değer kaybeden ulusal para ve varlıklardan hoşlanmaz. Çünkü TL cinsinden kazanıp daha fazla doları alıp gitmek ister. Sürekli dalgalanma yaşanıyorsa sabit sermaye yatırımı kadar portföy sermayesinde de girişler azalmaya başlar. 

Dolayısıyla ihracat kabiliyetine sahip, katma değer yaratan, insan kaynağı güçlü, adalet ve özgürlükte kabul edilebilir standartta olan, lojistik merkezi hüviyetinde, diplomatik ilişkileri kararlı ve güçlü, sanattan bilime, spordan sağlığa kadar faaliyetlerine ara vermeyen, ulusal parası istikrarlı bir ülke, her zaman yabancı sermaye için tercih edilir olacaktır. Böylelikle yatırımın gerçek kaynağı olan ulusal tasarrufları artıracak fırsatı da yakalayabiliriz.

Anlaşılıyor ki, hükümet "rekabetçi kur" söyleminin altı dolu olmayan, ayrıca da risk yaratan bir söz olduğunu kavrayarak TL'nin istikrarını sağlamak yolunu seçti. Maalesef geçen haftaki önlem dizisi birçok ekonomik birimin zarara uğramasına yol açtı. Eğer TL'nin seyri bu şekilde devam eder, üzerine de piyasaları rahatlatacak ve sakinleştirecek önlemler alınırsa bu zararların önemli bir kısmı telafi edilebilir. Ancak önlemler sertleşir ve yukarıda bahsettiğim hedeflerle uyuşmayan adımlar atılmaya başlarsa, o zaman hikayemiz inandırıcı olmaktan çıkar. Fed'in faiz artırma adımlarına kırılgan bir şekilde yakalanırız. 

Bu durumda 2018'den beri yaşadığımız sıkıntılar tekrarlanır ve kur-enflasyon-faiz sarmalına tekrar gireriz. Bu durum büyüme sıkıntısı ve özel sektör firmalarının borç krizine davetiye çıkarır. Dikkatle ele alınması gereken bir süreçten geçtiğimizi kendimize tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. 


Prof. Dr. Emre Alkin

Eklenme Tarihi : 30.12.2021 06:46:40

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.