"Fark yaratmak, olağanüstü yeteneklerle beklenen işleri yapmak değil.
Olağan yeteneklerle beklenmeyen işleri yapmaktır."
Prof. Dr. Emre Alkin

Haftanın Ortasına Gelirken..

Bu yazıyı Spotify'dan dinleyebilirsiniz. TIKLAYINIZ!

 

 

Geçen hafta Cuma'dan beri herkesin aklı karıştı diyebilirim. Pazartesi sabahı para-kredi ve ödeme mekanizmasında ciddi gecikmeler yaşandı. Kimse tam olarak ne yapacağını bilemedi. BDDK' dan gelen açıklamalar da uygulamanın tam olarak nasıl yapılacağını göstermiyordu. 

Bu arada kamudan olduğunu tahmin ettiğimiz döviz satışları sabahın erken saatlerinde kurların gerilemesine sebep oldu, sonra gün içinde tekrar eski haline geri geldi. Bu arada hammadde ithal edip mal ihraç edenler geçen yılın Aralık ayında yaşadıkları kabusun benzerini yaşamanın tedirginliği içindelerdi. Pahalı kurdan ithalat yapıp düşük kurdan ihraç etmek, karların oldukça düştüğü bu zamanda tolere edilebilecek bir durum değil açıkçası. 

Diğer taraftan Rusya'nın temerrüte düşmesi de gündemin ilk sırasında yer aldı diyebilirim. Bir yandan bu haber diğer yandan Türkiye'nin CDS primlerinin hala 800 civarında dolaşması, Cuma'dan bu yana şartlarda fazla bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Döviz kurlarının gevşek seyri KKM' den parası dönenler için alım fırsatı yaratıyor desem yanlış olmaz. Bu durumun idare tarafından da bilindiğini sanıyorum. Bir süre sonra bununla ilgili de düzenleme gelebilir diye düşünüyorum. 

"İşin Özüne Bakalım..."

Tüm olan bitenler hakkında daha derin bir analiz yapmak gerekirse: 

- Türkiye'de özel tasarrufların eksikliği sebebiyle yabancı tasarruflara ihtiyaç duyuluyor. Bu sebeple kurların istikrarı ve TL'nin de en azından enflasyon kadar değer kaybetmesi gerekli koşul haline geldi.

- İthalatın % 90'a yakını üretmek için gereken ürünler ve enerjiden oluşuyor. İş hayatı, ev hayatı ve sosyal hayatta kullandığımız mal ya da hizmetler de yabancı paraya endeksli. Dolayısıyla istikrarlı döviz girişi gerekiyor ülkeye. 

- Yine de tasarruf birikiminin sağlanması gerekiyor ki, büyüme ve kalkınma için rasyonel maliyetlerle kaynak oluşsun. TL'ye olan güven, ulusal para cinsinden varlıkların değer kazanması veya değer kazanacağına dair beklentinin artmasıyla oluşur. TL değer kazandıkça ihtiyaten döviz bulundurma eğilimi de azalır. İhracatçılar gönül rahatlığıyla kazandıkları dövizi ülkede değerlendirirler. Tüm bunlar rezervlerin artmasını da sağlar. 

- Yapısal Reformlar yapılmadıkça, yatırımcıların "güven" konusundaki tereddütleri devam edeceği için hedeflenen kapasite artışı gerçekleşmeyecek, büyüme istikrarsız hale gelecek, enflasyon yüksek kalmaya devam edecek, TL dalgalanarak değersizleşecek.

- Adalet, Özgürlükler, Eğitim, Diplomasi ve diğer konularda atılan adımlarla piyasaları sakinleştirip, TL'ye karşı güvenin artmasıyla beraber "bundan sonra döviz kullanmaya gerek yok" şeklindeki uygulamaları yürürlüğe koymak gerekirken en zor zamanlarda bunu denemek, güven erozyonu yaratıyor. 

Sözün özü: Ülkeyi sakinleştiremeden sadece ekonomik tarafta uygulama yaparak kurların, fiyatların ve faizlerin gerilemesini beklemek fazla kestirmecilik olur diye düşünüyorum.

 

 

Prof. Dr. Emre Alkin

 

Eklenme Tarihi : 29.6.2022 07:23:07

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.