Prof. Alkin’den yatırımcıya öneriler, fırsatlar

Zücaciyeciler Derneği (ZÜCDER) yönetimi, 28 Ocak’ta çok ilginç bir seminere imza attı. Kuruçeşme Divan’da düzenlenen akşam yemeği eşliğindeki seminerin konuşmacısı, Smile Holding AŞ’nin CEO’su Prof. Dr. Emre Alkin’di. Türkiye’nin ‘en genç yaşta profesör olan bilim adamı’ unvanını taşıyan Alkin’in ‘Günlük İşlerimize Küresel Açıdan Bakış’ başlığını taşıyan konuşması, ZÜCDER üyelerine ufuk turu yaptırdı. 

Sadece zücaciye sektörünü değil, başta turizm olmak üzere tüm yatırımcıları ilgilendiren, ilginç fikirler ve ipuçları veren bu konuşmanın ana hatlarını okurlarımızla paylaşıyoruz: 

“Üniversitelerde hazırlanan tezler, yapılan çalışmalar aslında işin felsefesi. Gerçek iş dünyasında ise acı var. Herkes cirosuyla övünüyor. Kimse karıyla övünmüyor, çünkü ortada kar yok… Memlekette yüzde 99.99 idareci var, yani işleri idare ediyor. Ama yönetici yok.  Geçenlerde bir film seyrettim; adı Son İskoçya Kralı… İdi Amin’in hayatı üzerine. İdi Amin, ülkedeki Hintli göçmenleri kovmak istiyor. Orada bir de İngiliz tabip var, diyor ki; yapma bunu, dünya kamuoyuna rezil olacaksın. İdi Amin ‘haydi oradan’ diyor, adamı kovuyor. Gerçekten adamın dediği gibi oluyor ve İdi Amin dünya kamuoyuna rezil oluyor. Sonra İngiliz’i çağırıyor. ‘Nedir bu rezalet’ diyor,  ‘bütün dünya gazeteleri beni yerden yere vurdu.’ İngiliz ise ‘Başka ne bekliyordunuz ben sizi uyarmıştım’ karşılığını veriyor. Amin ise çok kızıyor ve şu karşılığı veriyor; ‘Söyledin ama beni ikna edemedin’ Demek ki, yöneticilik, aşağıyı değil, yukarıyı yönetmektir. 

Bunu özel sektörde de gördük. Ne olacak, talimat veriyorsunuz, aşağısı yapıyor. Yapmazsa zaten, sana iyi günler… Ama önemli olan, kafanızdaki güzel fikri yukarıya kabul ettirmek, en baba yöneticiliktir. Ben bunu anladım. Biraz acılı anladım ama, anladım. 
Mesela geçenlerde Doğan Yayın Holding’e bir ödül veriliyor. Sanıyorum, 21 yaşında bir çocuk, HAMAS’ın lideriyle kendi şartlarında bir röportaj yapıyor ve bu yaptığı iş dünyada birinci oluyor. En çok nerede zorlandın diye soruluyor çocuğa, o da şu yanıtı veriyor:

“Bu iş için yöneticilerimden onay almakta zorlandım… Hamas lideri beni çok zorlamadı…”


Dünyada Tüketici Davranışları Değişiyor

Bugün size biraz dünyayı anlatmak istiyorum. Çünkü işlere çok gömüldük. Kafayı kaldıramıyoruz, meşgulüz. Krediler alıyoruz, makineler getiriyoruz vesaire. Bu tip işlerle meşgulüz ama dünyada neler oluyor bilmiyoruz. Para kazanmaya nasıl devam edeceğiz? Dünyada, insanların davranışları değişiyor. Talepler değişiyor. Türk vatandaşında da birtakım değişiklikler var. Bir de değişmeyen şeyler var. Buradaki bilgileri derlemek için dört  tane rapor kullandım ve dördüne de ortalama 10 bin Dolar para verdim. 
Hayat, ne isterseniz isteyin karmaşıklaşıyor. Şimdi ben üniversite hocasıyım aynı zamanda, her hafta 12 saat üniversitede ders de veriyorum. Her sene çocukların bana hitap tarzı değişiyor. Bunu kafaya takarsak, ‘vaayy, şuna bak, bana karşı şöyle tavır takındı, böyle hitap etti diye…’ O zaman biteriz. Konu bir kere karşındakini muma çevirmek operasyonu değil. Konu, karşındakine bir şey öğretme operasyonu. Hayat karmaşık, çocuklar sadece anne babadan değil, televizyondan, arkadaşından, birçok yerden etkileniyor. O yüzden onu suçlamayacağız. Yani sizin anne babalarınıza hitap tarzı ile torunlarınızın anne ve babalarına hitap tarzında fark olacak, bunu kabul edelim. Yani onları suçlamayacağız. Bu karmaşıklaşan hayatta biz çocuklardan ne beklediğimizi iyi bilmeliyiz. Çok şey beklersek hayal kırıklığına uğrarız. Onların ruhlarını biraz serbest bırakmalıyız.


Geçen Seneden Daha Ucuza Ürün İstiyorlar

Ama herkes, yaşam kalitesini arttırmak istiyor. Hatta o kadar ki, sizden geçen sene aldıkları kaliteli ürünleri, bu sene daha ucuza satın almak istiyorlar. Hem de aynı mal, böyle ittiriyorlar aşağıya doğru. Sınırlar kalktı, serbestleşme ortada, bu ne demek? Yani yurtdışındaki üretici de artık sizin rakibiniz. Ama aynı şekilde siz de onun rakibisiniz. Ve her şey o kadar hızlı gelişiyor ki. Mesela GSM sektöründe her şey baş döndürücü bir hızla gelişiyor.


Primi Yüksek Tutan Kazanıyor

Burada son satıcı kral. Nasıl kral? Müşteri dükkana geliyor. Adamın aklında Nokia cep telefonu almak var, ama 10 dakika sonra elinde Samsung ile çıkıyor. Neden? Çünkü Samsung satışta daha güzel prim veriyordur da ondan. Satıcı sizi öyle bir kandırır ki, Nokia almak varken aklınızda, Samsung ile çıkıverirsiniz dükkandan. Son satıcı kral… Maalesef bu böyle. 
Örneğin Sony Ericsson ve Motorola geldi, sektörünüzden uzak örnek veriyorum ki ukalalık olmasın diye..  Pazar payları yüzde 1’in altında… Yahu niye satamıyorsunuz siz? ‘Efendim’ dediler, ‘dizaynda hata var ondan satamıyoruz’ Yahu ne dizaynı, bırak dizaynı. Para vermiyorsun. Son satıcı senden prim alamıyor. Niye satsın senin malını? Adam enayi mi Nokia, Samsung o kadar veriyorsa. Sen vermiyorsan…  Son satıcı kral!


Harcama Güdüsü Korkunç

Statü çok önemli… Adam yeni araba alamıyorsa, başka bir şeyle hava atacak. Hanımlar evdeki mutfakla, beyler cep telefonuyla. LCD ekranla, statü sağlamaya çalışıyor. Bir kere bilin; Türk halkının harcama güdüsü korkunç. Cepte para yok, tasarruf imkanı zayıf, iş bulma olanağı zayıf. Ama harcama güdüsü bin beş yüz. Herkes, çok ciddi ertelediği konforunu tatmin etmek istiyor artık. 
İnsanlar daha fazla sosyal olmak istiyor. Konserlere gitmek istiyorlar. Nerede yeni ürün var, anında duymak istiyorlar. Alamayacak olsa bile, yeni bir otomobil modeli mi çıkmış, anında duymak istiyorlar. Türk insanı artık sokakta omuz atılan adam olmak istemiyor. Artık ‘Bey’ ‘Hanım’ olmak istiyorlar. ‘Ahmet Bey hoş geldiniz, Ayşe Hanım hoş geldiniz’ gibi davranış bekliyorlar. Önemsenmek istiyorlar. En azından, internetten ‘Doğum gününüz kutlu olsun Ahmet Bey’ gibi şeyleri duymak istiyorlar. Bunları yapmıyorsanız, pazarda yoksunuz. Diyor ki tüketici; ‘benimle ilgilenmeyen insanla, firmayla ben niye ilgileneyim ki? Anında ihanet ederim size. 50 yıl gelirim alışveriş yaparım. 51’inci yıl ilgilenmezseniz benimle, bırakırım sizi. Hele kalite aynıysa öbür tarafta, unuttum gitti. Mazimden silerim sizi.’ Olay bu.


Dört Özellik Çok Önemli

Dört tane güzel özelliğe sahip olmanız lazım; 1-Kolay ulaşılacaksınız. Yani sizi bulmak için adam yorulmayacak. İnternetten, telefondan her yerden bulacak sizi. Kolay ulaşacak. Yoksa gittiniz. 2-Mal kolay bir şey olacak. 3-Sattığınız mal her zaman yeni bir şey içermeli. 4-Üretim süreçleriniz de kolay olmalı. Örneğin su içeceksiniz. Aldığım bardağı bir. Şişe iki. Kapağı açtım üç. Bardağa koydum dört. İçtim beş. Böyle değil. Aç kapağı ve iç, iki hamlede. Üretim süreçlerini artık böyle dizayn etmelisiniz.
Kredi kartı için de bilgi vereyim. Tam 210 bin kişi ile yapılmış bir araştırma sonucu bu. Kredi kartını nadiren kullanan veya hiç kullanmayanın sayısı 3 puan arttı. Buna karşılık önüne gelen her yerde kredi kartı kullananların sayısı da 6 puan artmış. Ama kredi kartı kullanımı çok daha yaygınlaşacak. Şu anda piyasada 22 milyar YTL nakit dolaşıyor. Bankalarda, dövizde olan para ise 262 milyar. Yani cepteki nakit paranın bir kıymeti harbiyesi yok. Çok yakında tamamen plastik kartlara geçiyoruz. Ön ödemeli kartlar falan. Bunlara hazırlık yapın. Pos makinelerinizin yeni özellikleri taşıması lazım.
 
Gazete İlanları Artık Bitti

Türkiye’nin yüzde 23’ü hiç gazete okumuyor. Yüzde 36’sı ise düzenli gazete okuyor. Geriye kalan da beleşçi,  başkasının gazetesini okuyor, iş yerinde okuyor ya da haftada bir gün gazete alıyor. Televizyon izlenme oranı ise inanılmaz. ‘Efendim filan gazetede ilan çıktım’ ne yapayım, bu size para kazandırmaz. Ben buradayım dedirtir ama para kazandırmaz. Bakın son derece banal bir reklam vardı televizyonda. “Tut şunun ucunu, döşeyelim abi.” Ama akılda kaldı ve ne yaptı; Pimapen’i piyasadan sildi.


Küreselleşmenin İki Sıkıntısı

Dünyada mal ve sermaye çok hızlı dolaşıyor ama; hizmet ve insan kaynağı dolaşımında arıza çıkartan ülkeler var. Bunlar da gelişmiş ülkeler. Kendi insan kaynağını ve hizmet üretenlerini koruyucu politika izliyorlar. Ama Almanya’da kayıtdışı istihdamın yüzde 11 olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi tedarik zinciri yönetimi önem kazanıyor. Yani, kumaşı Hindistan’da dokut, Bangladeş’te diktir, Ürdün’de fermuarı ürettir, Türkiye’ye bile uğramadan götür ABD’de, Paris’te sat.  Çünkü  şirketlerin ayakta kalması esas... Bu ayakta kalmanın formülü neyse, vahşi şekilde onu uygulamak gerekiyor. Tamam ben vatanperverim ama benim vatanperverliğim de sizlerin ayakta kalmanıza bağlı. Sizler ne kadar ayakta kalırsanız, vatan o kadar ayakta kalacak. İstihdam sorunu elbette var. Ama o benden çok devletin sorunu değil mi?


Hedef: Sıfır Stok

Ben, Smile adı verilen dükkanlarda sıfır stok hedefliyorum. Ben hiçbir şey üretmediğim için, başkaları malı üretecek. Ben onların depolarından alıyorum, dükkanlara veriyorum. Yani lojistiği başka, faturalamayı başka yapıyorum. Depoma mal sokmuyorum. Niye depo masrafı, ikinci nakliye masrafı yapayım. Yani talep geldikçe arz etmek önemli. Burada önemli olan, bilimsel ve teknik yöntemlerle talebi çok iyi koklamak. Stok şişerse, ayvayı yediniz. Sonra başlarsınız şu malı alana yanında bir de şemsiye veriyorum, tarak veriyorum demeye…


Yüksek Faizin Olduğu Yerde Kur Dalglanmaz

Dövizin durumuna bakalım. Biz Dolar ve YTL’den şikayet ediyoruz. Ben de TİM’de çalışırken çok bağırdım; ‘böyle kur sistemi olur mu’ diye.. Dalgalanmıyor, boyna aşağı düşüyor dolar. Yüksek faizin olduğu yerde, kur dalgalanmaz. İşler iyi gidiyorsa, başaşağı gider. Bunu herkes biliyor. Merkez Bankası da biliyor. Ama duymazlıktan geliyorlar. 

Bununla ilgili bir haberim var: Dört yıl içinde 1 Euro = 1 Dolar olacak. Neden? Çünkü ABD’de iktidara Demokratlar gelecek.. Bush’tan sonra hangi Amerikan hükümeti, cari açık daha da büyüsün diyebilir? Aslında Cumhuriyetçiler de gelse, Demokratlar da gelse, bu bütçe açığı kapanacak. Dolayısıyla Amerikan Merkez Bankası faiz yükseltecek. Bunların hepsi olacak. Ekonomistler der ki; 2010 senesinde emtia fiyatları düşecek. Yanı metal, demir, çelik vs. ucuzlayacak. Görüşe göre; 2008 senesinde dünya durgunluğa girecek, durgunluk nedeniyle talep azalacak, talep azalınca fiyatlar düşecek, fiyatlar düşence de üretimler düşecek falan diyorlar.  Biraz neoklasik iktisadı hatırlatan Polyanna fikirleri ama böyle bir şey gözüküyor, bundan da haberiniz olsun. Genel olarak baktığımızda, karlılık başaşağı doğru gidiyor. Üretmek ve satmak haricinde bazı şeyler var. Demek ki, kar etmek için, üretmek ve satmak haricinde başka şeyler de yapmak lazım. Deli gibi üretirim, deli gibi satarım, deli gibi para kazanırım… Var mı böyle bir şey?
Şimdi Bursa’da otomobil yan sanayisine üretim yapan çok önemli bir fabrikanın temsilcisi bana geldi. ‘Hocam deli gibi üretiyoruz, satıyoruz ama hiç kar edemiyoruz’ dedi. Şimdi iktisadın birinci sınıfında öğretilen bir şey var. Çok mal üretmek ya da satmak, çok kar etmek değil. Bunun başka koşulları var. Bu fabrika hiç maliye muhasebesi yapmıyordu ve sonunda battı. Yabancı şirketler bu fabrikayı almaya geldi. Ama muhasebesi de şeffaf değildi. Soru sorulduğunda, ‘ciddiyseniz anlatayım’ diyen bir yönetim vardı ve fabrika battı.


CIA Raporunda Türkiye

CIA raporlarında ‘Türkiye, Rusya ve birkaç ülke daha dünyaya sanayi malı üreten ülkedir. Ve teknoloji yoğunluğa doğru gidecekler’ diyorlar. Karlı mıyız? Hayır. Ama bir gün olacağız. Bakın bir arkadaşım BMW’sinin anahtarını kaybetti. Yenisini aldı servisten. Bir de hesaplamış ki, anahtarın gramı altından pahalı. İşte katma değer. O metalin, plastiğin ne kıymeti var anahtar olmadan önce, ama know-how çok önemli. 
İthalatın ivmesi, ihracattan fazla. Hükümetin 2007 başındaki ihracat hedefi 95’ti. 105 olarak gerçekleşti. Ama ithalat 145 olacak dediler, kaç oldu? 165 oldu. Dış ticaret açığı yüzde 20’den aşağı değil. Dış ticaret dengesi evlere şenlik. Enerji ithalatı, dış ticaret açığının yarısı. Ve üretmek için enerjiye ihtiyacımız var. Ciddi doğalgaz ve petrol ithal etmek zorundayız. Bunun dış ticaret açığına faturası da yüzde 55’tir.

Büyüme Yavaşladı… 

Bakın neler olmuş geçen yıl. Büyümeye yüzde 5 demişiz, inşallah yüzde 4 çıkar. Üçüncü çeyrek rakamı yüzde 4 gösteriyor. Yavaşladı tabii. Gayrisafi milli hasıla 631.4 milyar Dolar çıkacak inşallah. Üçüncü çeyrek sonunda 468.4 milyar Dolar. Biraz zor gözüküyor ama döviz kurunun marifetiyle olma ihtimali var.

“Eğer fiyat baskısı altında yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız, işinizi değiştirin. Eğer o pazarda sizden daha iyi yapan varsa ve onunla başa çıkamıyorsanız, bırakın.”

Hazine Kazık Attı

Enflasyon’da yüzde 4 hedeflenmişti. Ama bu kadar olmaz artık. Yüzde 4 öngörülen enflasyon yüzde 8.39 çıkar mı? Sayın Oğuz Satıcı söylemişti; ‘Biz işimizi yapıyoruz ama Merkez Bankası yapmıyor’ diye, çok haklı. Ne yaptık biliyor musunuz bununla. Sene başında bono ve tahvili 13’ten alıp, enflasyon yüzde 4 olacak, merak etme sana 9 puan da hediyem olsun diyen Türk Hazinesi, yatırımcısına kazık attı demek. Şimdi bundan sonra adam daha yüksek faiz ister. Siz istemez misiniz? Yani şimdi Merkez Bankası ölse, faizleri hızlı indiremez. İşte bu kadar basit. Tatminkar bir aralık bırakılmalı ki, memlekete hala sıcak para gelsin. Biz onunla dönüyoruz..


Maliyecileri Bekleyin!

Bu sene tahsil tahakkuk oranları çok kötü. Onun için bu sene her an maliyeciyi bekleyin. Gelecek. Canları sıkıldı. Her yere saldırıyorlar. Ben haber vereyim. Yani aslında bunlara bakıp iş yapmaya kalksanız, eve gidip her şeyi satarsınız. Ama öyle bir şansınız olmadığına göre, şimdi biz bunların bilincinde, bizim birincil riskleri alıp ona göre iş yapmamız lazım. 

Şimdi Türk Lirası 2002 – 2005 arası yüzde 47.4 değer kazandı. 2003 – 2005’te 36.5, 2003- 2006’da da yüzde 28. Bunu bilmemiz lazım. Son zamanlarda şöyle artarmış gibi oldu, ama bilin ki döviz başaşağı gidiyor. 20 yıldır da böyle. Yani 20 yıldır Türk Lirası paranız faizde dursa, dövizle arasındaki fark anormal. Yani dövizden para kazanmanıza imkan ve ihtimal yok. Bu faizlerle, dövizden para kazanılmaz. 

Benim size önerim var. Ben de öyle yapıyorum.  48 ay vade ile Euro cinsinden kredi alın. Türk Lirası olarak faizde bekletin. Sonra gelin konuşalım. Bu pilav daha çok su kaldırır. Bu böyle gidecek. Dünya yıkılıyor, Türkiye’de döviz hareket etmiyor. Ve bu nedenle geçen sene Türkiye’de tam 162 tane satın alma ve devralma oldu. Yapacak hiç bir şey yok. Ama öyle ya da böyle, memlekete ciddi miktarda para girdi. Biz dünyanın en fazla ihracat yapan ülkeleri arasında değiliz. Uyanalım. Ama dünyanın en fazla ithalat yapan ülkeleri arasındayız, bunu da görelim. Çünkü üretmek, Türkiye’de akıl karı bir şey değildir. Bunu anlamış olduk. 

Bir de analiz eksikliğimiz var. Piyasayı iyi analiz edemiyoruz, anlamıyoruz bu işten. Araştırmalara para vermeye korkuyoruz. Ben bir başıma 4 tane rapora 10’ar bin Dolar para verip öyle geldim buraya. Çok paralı olduğumdan değil, bilgi kıymetli olduğundan. Adam uğraşmış, 230 bin kişi ile anket yapmış. Çok kıymetli bilgi... Mal satacağım bununla.


Müşteriyi Beklemeyin!

500 yıldır para nasıl kazanılıyorsa, aynı şekilde kazanmaya devam edeceksiniz. Ama 500 yıldır para kazanma yöntemi de, müşterisi olmayan halı tüccarı gibi içerde tavla oynamak değil. Müşteriyi beklemek değil. Ben şu an yaptığım işte öyle yapmıyorum. İçeride oturup, ne kadar güzel dükkan kurdum, ne kıymetli mallar doldurdum, ne şahane yatırım yaptım demiyorum. Tam tersine dışardan bakıyorum. Tebdili kıyafet giyiniyorum. Bütün dükkanlara tek tek giriyorum. Rakip dükkanlara da giriyorum. Sorular soruyorum, darmadağın ediyorum. Yurtdışında aynı şeyi yapıyorum. Böyle bakmanız lazım. Yoksa içeriden dışarıya bakarsanız hiçbir şey olmaz. Fiyat baskısından kendinizi kurtarın. Eğer fiyat baskısı altında yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız, işinizi değiştirin. 
En radikal kararlar, uzun yılların alışkanlıklarının terk edilmesiyle oluşur. Eğer o pazarda sizden daha iyi yapan varsa ve onunla başa çıkamıyorsanız, bırakın. Fiyat kırma mücadelesine girmeyin. Ya da güçlüyseniz, zor duruma düşün fiyat kıranı satın alıp devreden çıkartın.


Artık Para İyi İş Arıyor!

Bunu hiç hesapladınız mı, Türkiye’de dövizin çıkışları maksimum 17 gün sürer. 17 günden daha fazla artış yok. Eğer ki koca koca şirketlerin patronları 17 gün boyunca bir adım geri çekilip, milletin dövüşmesini seyredemeyecek kadar sabırsızsa, onu bilemem. Onu da siz düşünün. Sabırsız olan adam, tornadaki işçinin de işine karışır. Penceredeki camın temizliğine de karışır. Efendim cam imal edenin de işine karışır. Canı sıkılıyor. İşi yok o zaman. Eğer bir şirketin patronu, genel koordinatörü, genel müdürü, çarpıcı, sıradışı işler düşünmüyorsa; o zaman onun işi yok demektir. Kovun gitsin. Yönetici, finansal manada çarpıcı işler düşünmeli. Mal satarak, üreterek hiçbir şirket çok kazanamaz, büyüyemez. Kaynak yaratmanız lazım. Haberiniz olsun. 
Global kriz olmasına rağmen, milletin kulaklarından para fışkırıyor. Para yatırmak için iyi bir iş arıyorlar. Artık para, iyi işi arıyor.”
 
http://www.boyutpedia.com/2609/70293/prof-alkin-den-yatirimciya-oneriler-firsatlar

YORUMLAR

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Eğer üye iseniz üyelik girişi yapmak için tıklayın.
Yeni üye olmak için lütfen tıklayın.

Henüz yorum yapılmamış.