Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Türkiye’nin sporda yeni modeli şu olmalı: Futbol dahil tüm branşlara ciddiyetle yaklaşmak, ama hiçbir branşı siyasi gösteri alanına çevirmemek. Voleybolda elde edilen başarıyı “tesadüf” diye değil, “model” diye okumak. Başarılı branşları ödüllendirmek, ama bu ödülü plansız popülizme değil, sürdürülebilir altyapıya çevirmek.
Ekonomiyi ilgilendiren tüm bakanlık ve birimlerin tek bir ortak hedefe bağlanması gerekir. Bu hedef sadece “enflasyonu düşürmek” diye yazılıp bırakılmamalı. Enflasyonun hangi kanallardan geldiği, hangi kurumun hangi kanalı etkilediği ve hangi kararın hangi yan etkiyi doğurduğu açıkça belirlenmeli.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son paylaşımı, elektrikli otomobil meselesinde çok önemli bir eşiğin geçildiğini gösteriyor. Artık elektrikli araçlar sadece Norveç, Çin, Almanya ya da ABD gibi büyük ve zengin pazarların konusu değil. Kolombiya, Brezilya, Meksika, Şili, Türkiye, Hindistan, Vietnam, Tayland ve hatta Sırbistan gibi ülkeler de bu dönüşümün içine giriyor.
Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır.
İktisat teorisi kadar iktisat tarihine de eğildiğim için, dönemleri incelerken sadece krizler ya da darboğazlara bakmıyorum. Hangi dönemi inceliyorsam, o zamanın sanatçıları, fikir insanları hatta sporcuları üzerinden de çıkarımlar yapıyorum.
Sadece üst gelir grubunun harcamasına dayanan bir ekonomi gösterişli ama kırılgandır. Lüks restoranlar dolar, premium markalar satış yapar, seyahat harcamaları artar, varlık fiyatları yükselir; fakat geniş kitlelerin alım gücü zayıflıyorsa bu büyüme toplumsal refaha dönüşmez.
Yabancı kart harcamalarındaki azalma, sadece ziyaretçi sayısının değil, aynı zamanda ziyaretçilerin cüzdanlarının da daha sıkı tutulduğunu ortaya koyuyor. Ziyaretçiler daha az alışveriş yapıyor, daha ucuz seçenekleri tercih ediyor veya planlı harcamalarını kısıyor.
Türkiye açısından da bu gelişme önemli elbette. Petrol düşerse cari açık baskısı azalır, akaryakıt ve enerji maliyetleri üzerinden enflasyon beklentileri bir miktar rahatlar, Merkez Bankası üzerindeki baskı hafifler. Ancak bu “her şey düzeldi” anlamına gelmez. Türkiye için petrolün 5-10 dolar gerilemesi olumlu bir nefes alanıdır, ama kalıcı dezenflasyon için tek başına yeterli değildir. Kur, vergi ayarlamaları, iç talep, ücretler, beklentiler ve güven meselesi devam eder. Yine de Hürmüz riskinin azalması Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için açık biçimde iyi haberdir.
Açıkçası son zamanlarda çok az makale veya analizde "Dünya Kupası Sakinliği" tadında bir analize rastladım. Sanıyorum Tomorrow's Affairs dergisinde çıkan yazım, bu olasılıktan bahseden çok az sayıda makaleden biriydi. Pazartesi günü sosyal medya'da bir kez daha paylaştım. Dolayısıyla burada tekrar etmeyeceğim. Meraklısı için linkini aşağıya bıraktım.
Türkiye için konuşulan şey gerçekleşirse, Fed’in klasik merkez bankası swap hattından çok, Hazine-ESF tipi siyasi ve teminatlı bir destek ihtimali daha gerçekçi görünüyor. ABD, swap ya da Hazine desteklerini “iyi niyet yardımı” olarak değil, finansal istikrar, dolar sisteminin korunması, jeopolitik ortaklık ve ABD varlıklarının düzensiz satışını önleme gibi gerekçelerle verir.
Faiz dışı fazla meselesine artık başka bir pencereden bakmak gerekiyor. Çünkü ekonomi yönetimleri genellikle “faiz dışı fazla verdik” cümlesini mali disiplin göstergesi olarak sunar. İlk bakışta doğru gibi görünür. Devlet faiz ödemeleri hariç tutulduğunda gelirleriyle giderlerini karşılıyor, hatta bir miktar fazla veriyorsa, bu bütçede disiplin var demektir. Ancak mesele burada bitmez. Çünkü faiz dışı fazla bazen güçlü bir mali yapıyı değil, faiz giderlerinin bütçenin üzerine ne kadar ağır çöktüğünü de gösterebilir.
Hisarcıklıoğlu, kredi büyümesine getirilen kısıtlamalarla yüksek faiz oranlarının özellikle KOBİ’lerin “ayağına pranga” olduğunu söyledi. Bu cümle aslında Anadolu’daki işletmenin günlük hayatını özetliyor.
Bu yazıda herkesin çok merak ettiği, düzenleyici otoritelerin “öcü” olarak gördüğü, tecrübeli yatırımcıların ise “derinleşme” ve “fırsat” olarak tarif ettiği serbest fonlarla alakalı bir analiz yapmak istedim.
Özellikle petrol fiyatlarının kalıcı olarak yüksek seyrettiği bir küresel ortamda, uygulanan politikaların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyordu. Çünkü dışarıda maliyetler artarken içeride kurun baskılanması, ithalatı ucuzlatmak yerine maliyetlerin farklı kanallardan ekonomiye girmesine yol açtı.
Kur, dış ticaret üzerinde etkili bir değişkendir. Ama tek başına mucize yaratmaz; esnekliklerle birlikte çalışır. Dolayısıyla burada mesele “dış talep esnekliği mi daha önemli, kur esnekliği mi?” gibi bir karşılaştırma yapmak değil. İkisi aynı denklemde, birlikte çalışan değişkenlerdir.















